Uzun süredir hiçbir basın kuruluşuna röportaj vermeyip gelişmeleri takip eden ve camia içinde çözüme ulaşılması için mücadele eden Elmas, Galatasaray'ı içinde bulunduğu zor durumdan çıkaracak çözüm önerilerini sıraladı.
Ligtv.com.tr Haber Müdürü Erdem Erol'a samimi açıklamalar yapan Burak Elmas, yeri geldi önce başkanı sonra da kayınpederi olan Faruk Süren'i bile eleştirdi. İşte Burak Elmas'ın Ligtv.com.tr'ye yaptığı çarpıcı açıklamalar:
“GALATASARAY YAŞAM BİÇİMİMİZ”
Sohbetimize hafızaları tazeleyerek başlayalım. Burak Elmas, Galatasaray’ın geçmiş dönem yönetimlerinde çok önemli çok aktif görevler almış, Ali Dürüst ile birlikte transferlere imza atmış, Galatasaray’ın ulusal ve uluslararası başarılarında pay sahibi olmuş, maddi manevi desteğini esirgememiş. Peki Burak Elmas bugün camianın neresinde?
Bizler camianın yetiştirdiği ve bu camianın içinde camiayla beraber yaşayan insanlarız. Galatasaraylılık bizim için bir yaşam biçimi. Bu yaşam biçiminden vazgeçmemiz mümkün değil. Kopmamız sözkonusu değil.
Demek oluyor ki Galatasaray üzerine kendi aranızda olumlu ya da olumsuz sorgulamalar, eleştiriler yapıyorsunuz.
Çok, çok. Bizim kendi aramızda konuşmalarımızın genelde yüzde 80’i Galatasaray üzerine oluyor. Bizim için bir yaşam biçimi olduğu için Galatasaray’ın yaşadığı iyilikleri, Galatasaray’ın yaşadığı olumsuzlukları hep konuşuyoruz, değerlendiriyoruz.
“GALATASARAY BİNBİR PARÇAYA BÖLÜNDÜ”
O zaman şöyle sormak istiyorum. Galatasaray’ın şu an içinde bulunduğu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu değerlendirmelerinizde neler ortaya çıkıyor?
Galatasaray ciddi bir bunalımda. Nasıl bir bunalımda? Bir kere Galatasaray çok geniş bir kültür yuvası. Bu kültürün içerisinde en önemli hasletlerden bir tanesi sevgi, dostluk, kardeşlik müessesesi. Bu müessese son zamanlarda ciddi şekilde yara görmüş durumda. Galatasaray camiasının vitrini olan Galatasaray Spor Kulübü de ciddi anlamda bir dönemeçte. Finansal olarak hakikaten çok zorluk çekiyor. Ve bu sevgisizlik de Galatasaray camiasının parçalara bölünmesine sebebiyet verdi. Galatasaray’ın şu andaki durumu bu. Galatasaray binbir parçaya bölünmüş durumda. Malesef.
Binbir parçaya bölünmüş şeklinde bir tanımlama yaptığınız zaman insanların aklına olayın vehamet boyutu gelir.
Galatasaray bence çok kritik bir dönemeçte. Bugün Galatasaray’ın son 50 senesine damga vurmuş başkanların yanılmıyorsam biri dışında hepsi hayatta. Böyle kritik bir dönemde bu başkanları bir araya gelip Galatasaray için çözüm bulamayacak kadar birbirleriyle kavgalı ya da vakit ayırmıyorlar.
“KİŞİSEL HIRS KAVGALARI VAR”
Hep liseli-lisesiz ayrımı yapılırdı. O zaman iş liseli-lisesiz boyutundan da çıkmış durumda. Birbirleriyle küs olan camianın ileri gelenleri var, duayenleri var, başkanlık yapmış isimleri var.
Ben böyle bir söyleme katılmıyorum. Ben Galatasaray Lisesi mezunu olmayan fakat Galatasaray kültürünü benimsemiş bir insan olarak hiçbir zaman liseli ağabeylerimden veyahut arkadaşlarımdan böyle bir ayrım görmedim. Bence camiada mevcut olan kişisel hırs kavgaları.
“BAŞKANLARIN KAVGASI HOŞ DEĞİL”
Ki bu konuyu son günlerde medyada resmen atışma boyutunda izliyoruz.
Ben artık bu konudan son derece rahatsızım. Yani kendi kayınpederim olmasına rağmen Faruk Bey’e de (Süren) aynı şeyi ilettim. Son günlerde Özhan Bey ile beraber televizyonlarda birbirleri hakkında konuşmalarını çok yanlış buluyorum. Faruk Süren’e, Mehmet Cansun’a ciddi haksızlıklar yapıldı bu camiada. Bence camia da bunun farkında. Ama artık geçmişte kaldı. Yani Galatasaray’ı temsil etmiş, Galatasaray’ın başkanı olmasından övündüğü insanların televizyonlarda Galatasaray üzerinden birbirleriyle kavga etmelerine insanlar hoş bakmıyorlar. Eğer çok istiyorlarsa beraber anlaşırsınız ve uluslararası bağımsız bir denetim kuruluşuna kulübun son 12 senesini denetlettirirsiniz, herşey ortaya çıkar. Artık bunları geride bırakıp, ileride nasıl daha güçlü bir Galatasaray yaratacağız kavgasına girmeleri lazım. Ve omuz omuza vermeleri lazım. Bana göre şu anda Galatasaray’da en büyük eksikliği görünen konu bir istişare kurulu.
“KONSENSÜS İÇİN KURUL OLUŞTURULMALI”
Yani Yönetim Kurulu ve Divan Kurulu’nun dışında bir kurul mu oluşturulması lazım?
Son seçimde eğer Galatasaray’da başkanlık yapmış insanlar, mevcut Divan başkanı, mevcut kulüp başkanı ve Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı, hepsi bir toplantı yapıp, bu toplantıdan bir sonuçla çıkmak zorunda kalsalardı eminim ki bu özlemi duyulan konsensus sağlanırdı. Zaten bu konsensüsü sağlayacak adam sayısı Galatasaray’da belli.
Kimler diye soracak olursam?
Mesala ilk aklıma gelenler Sayın Selahatyin Beyazıt, Sayın İnan Kıraç, Sayın Alp Yalman, Sayın Ali Tanrıyar, Sayın Ali Uras, Sayın Faruk Süren, Sayın Mehmet Cansun, Sayın Özhan Canaydın...
Yani bugüne kadar görev yapan ve hayatta olan isimlerden oluşan bir başkanlar kurulu.
Ben ona İstişare Kurulu diyorum. Muhakkak Galatasaray’da bana göre hayatta olan, sağlığı müsait olan eski başkanların, mevcut kulüp ve divan başkanının olduğu bir kulüp İstişare Kurulu kurulup, bu İstişare Kurulu’nun 2 ayda bir toplanıp, Galatasaray’ın yönetimine gerekirse uyarılarda bulunup, gerekirse destek için Galatasaray camiasına çağrı yapma konumuna gelmeleri lazım. Yönetim Kurulu’nun artılarını eksilerini basın önünde olmasa da Başkan’a sunmalı. Galatasaray bunun eksikliğini yaşıyor. Çünkü bugün herkes bu mevcut başkanları bir araya getirmeye çalışıyor. Başklanlık yapnış insanları ve Galatasaray’da sözüne ve bugüne kadar yaptıklarına çok güven duyulan insanları bir araya getirmediğiniz müddetçe, Galatasaray’a liderlik yapmış insanlar bir araya gelmediği müddetçe, Galatasaray’ın bir çözüm bulması çok zor. Yeni seçilecek yönetimin bence en önemli yapması gereken şeylerden bier tanesi bir İstişare Kurulu’nun kurulmasıdır.
Yapılması gerekenlerin en başında İstişare Kurulu’nu ifade ettiniz. Bu yapılamıyor, olmuyor. Bu isimler biraraya gelmiyorlar.
Galatasaray’da bu isimler maalesef seçim dönemleri olsun, kulübü yönettikleri dönemler olsun hepsi bir kısım Galatasaraylılara kırgınlar. Dolayısıyla bu kırgınlıkları sebebiyle biraraya gelemiyorlar.
Kırgınları hep içlerinde yaşatıyorlar mı?
Bence hala unutamamışlar. Arada maalesef onlara bunu unutturmamaya çalışan insanlar da mevcut.
“CANAYDIN’DA DA SÜREN’DE DE SUÇ VAR”
Bir araya gelmiyorlar, camiada bazı isimlere karşı kırgınlıkları var, bu kırgınları hala unutamıyorlar. Ve Galatasaray başarısızlıklar, sıkıntılar yaşıyor. Başarısızlıkların olduğu ortamlarda bir kaos mu çıkıyor, bir atışma ortamı mı doğuyor? Özellikle şu son 1 haftadır yaşanan gelişmelerden dolayı bunu soruyorum?
Geçen hafta bir konuşma sırasında Sayın Başkan Özhan Canaydın’a “Siz Sayın Faruk Süren ile çok yakın arkadaş olduğunuzu söyleyip duruyorsunuz. Eğer siz bu seçim haftası 3 kere biraraya gelip son 4 senede bir kere bile biraraya gelmediyseniz burada ikinizin de suçu var demektir” dedim. Yani istedikleri zaman aslında biraraya gelebiliyorlar.
“UEFA KUPASI VE SÜPER KUPA İLE BİR ÖMÜR YAŞANMAZ”
Siz bu konuda çok objektif konuşuyorsunuz. Siz sadece bir tarafa suç yüklemiyorsunuz.
Herkesi suçluyorum. Ben dahil olmak üzere bütün Galatasaray camiası suçludur. Artık eskiyle uğraşmamak lazım. Galatasaray gibi büyük camialar müzesindeki kupalarıyla bu kadar süre övünemezler. Aldığımız bir UEFA Kupası ve Süper Kupa ile ömür boyu yaşayamayız. İleri bakmamız lazım. Kabul edelim ki Galatasaray Avrupa arenasında artık bugün yok. Yarın tesadüfi bir başarıyla olsak bile uzun dönemde olmaz. Dolayısıyla Galatasaray’ın hem sportif, en başta ekonomik olmak üzere en az 8 senelik bir stratejik plan yapması lazım. Bu stratejik planın yapılıp, bütün camiayla paylaşılıp, bu plan doğrultusunda hareket edecek yönetim kurullarının belirlenip, bu yönetim kurullarına bu stratejik planın neresinde olduklarının hesabının sorulması lazım. Camianın arkasında birleşeceği, taraftarların destek vereceği bir plan yapıp bu planın arkasında durulması lazım. Galatasaray’ın elde edeceği hiçbir sportif başarının arkasında ekonomik gücü, planı kurmazsanız başarıya ulaşamazsınız. Galatasaray’da taraftar, üyeler, yönetim bir bütün olmalı.
“F.BAHÇE, G.SARAY’IN PLANINI UYGULADI”
En az 8 yıllık bir süreç dediniz. Belki hoşunuza gitmeyecek ama siz 8 yıllık süreç deyince Galatasaray’ın son 7-8 senesine baktığım zaman, bu süreyi dediğiniz şekilde Fenerbahçe’nin geçirdiğini görüyoruz.
Galatasaray, eski başkanlarımızın çizdiği rotadan iç hesaplaşmalar yüzünden saptı. Ve bizim uygulanmasını öngördüğümüz herşeyi Fenerbahçe uyguladı. Aziz Bey orada tek adam olarak başkanlık yaptı, uzun bir süreç yaşadı, hatalarından öğrendi, fakat bu stratejik planı en iyi şekilde uyguladı. Dolayısıyla Fenerbahçe aslında bana göre Galatasaray’ın çizmiş olduğu stratejik planı uygulayarak başarılı oldu. Galatasaray ise kendi çizdiği stratejik planı iç kavgalar sebebiyle uygulayamadı.
Ki ortada yakalanan bir sportif başarı da vardı.
Aynen öyle, aynen öyle.
Bu başarıdan sonra uygulanacak çok doğru adımlarla çok doğru projelerle, bu çizgi daha yukarılara taşınabilirdi.
Aynen öyle. Ama malesef taşınamadı. Düşünebilir misiniz UEFA Kupası’nı, Süper Kupa’yı kazanan başkan 6 ay sonra görevi bırakmak zorunda kaldı. Niye? Camiasından gerekli desteği alamadığı için.
“G.SARAY’A HİZMET EDENLERİ DÖVERSENİZ....”
Ve kendisi “Bırakmak zorunda kaldım” derken teşbihte hata olmaz “Kovuldum” der gibiydi.
“Bıraktırıldık” demek daha doğru olur. İsteseydi seçime girebilirdi. Faruk Bey ile o zaman yaptığımız bir konuşmayı hatırlıyorum. Arabada yalnız başımıza gidiyorduk, ben kendisine pes etmemesi gerektigini düşündüğümü söyledim, o da “Burak benim kalmamın bana zarar vermesini bir kenara bırak. Bunların hepsini Galatasaray için çekerim ama kulübe zarar vermeye başladı. Kulübe zarar vermeye başladığı için de ben kulübüme zarar verecek kadar kötülük yapamam Galatasaray’a. Onun için çekiliyorum” dedi. Daha sonra Mehmet Cansun gibi Galatasaray’a çok büyük hizmetleri olmuş bir insana neler yapıldığı da ortada. Galatasaray’a hizmet edenleri döverseniz, sonunda hem hizmet edecek adam bulamazsınız, bugün olduğu gibi. Sevgiyle yönetilmeyen toplumlar başarılı olamazlar. Sevgi çok önemli. Galatasaray Lisesi’nin, Galatasaray kültürüne kattığı en önemli özellikler sevgi, abilik, kardeşlik, dostluk ve bununla beraber gelen dayanışma müessesesidir. Galatarasay Lisesi’nin içinden olsun, dışından olsun tüm Galatasaraylılar bunu benimsemişti. Galatasaray onun için başarılı oldu. Galatasaraylılar bunlardan ne zaman uzaklaştılar, çöküş başladı. Özellikle artık iş gençlerin inisiyatif alma noktasına geldi.
“İş gençlerin artık inisiyatif alma noktasına geldi” diyorsanız, o zaman benim aklıma direkt karşımda duran Burak Elmas geliyor.
Ben bu konuda camiadaki bütün arkadaşlarımla konuşuyorum, geçen gün başkan adayı Sayın Serdar Eder ile aynı seyi konuştum, bence o da adaylığını koyarak ciddi bir inisiyatif aldi. Artık Galatasaray’ın iç kavgalaları kaldıracak gücü yok. Artık hep beraber omuz omuza vererek ciddi bir stratejik plan ve uygulama çerçevesinde bir araya gelinmesi lazım. Bu kurula Galatasaray Genel Kurul Üyeleri ve bütün Galatasaraylılar her zaman destek verir. Bu kurul artık çok elzem bir olay.
“POLAT’IN ÖNÜNDE ZOR BİR DÖNEM VAR”
Ama kim başkan olursa olsun, bu İstişare Kurulu’nun görüşlerini, eleştirilerini kabul edecek bir yapıda olması gerekli değil mi?
Sevgi dolu bir başklan olması lazım. Abilerine saygılı, Galatasaray’daki tecrübeye inanan, güvenen bir insan olması lazım. Zaten ancak öyle bir başkan adayı bir konsensüs yaratabilir. Sayın Adnan Polat başkan olacak gibi görünüyor, umarım Sayın Polat bunu yapabilir. Çok zor bir dönem var önünde. Kendisi zaten Divan Kurulu’nda söylemiş.
“2012’DE BORÇ 350 MİLYON DOLAR OLABİLİR”
Polat, 25 milyon Dolar nakit açığı olduğunu söyledi. Sadece bulunacak bir 25 milyon Dolar ile bu işin dönmesi de çok zor gibi geliyor bana.
Galatasaray taşınmazları açısından Türkiye’nin en zengin kulübüydü. Ama şu anda öyle bir raddeye geldik ki, artık taşınmazlarımız Galatasaray’ın borcunu zor öder hale geldi. Galatasaray böyle yönetilmeye devam ederse 2012 yılında borcunun 350 milyon dolarlı rakamlara ulaşması söz konusu. Galatasaray’da gelirle gider arasında ciddi bir fark var. Dolayısıyla Galatasaray’da yapılması gereken belli.
“ŞAMPİYON OLDUK DA NE OLDU?”
Nedir?
Önce Galatasaray’ın kulüp ve yan şirket hesapları, uluslararası kabul görmüş bir denetim kurumu tarafından denetlenmeli. Galatasaray’ın mevcut durumu tespit edildikten sonra taşınmazlar en iyi şekilde degerlendirilip, bankalarla borç geri ödemesi için bir anlaşma yapılmalı. Gelirlerin optimizasyonu için bir proje yapılmalı. Futbol AŞ ile Sportif AŞ’nin birleştirilmesi için gerekli kaynak bulunmalı. Bütün bunların yanında, kısa dönemde gelecek sportif başarılar hepimiz için yanıltıcı olur. Evvelki sene Galatasaray, Fenerbahçe’nin elinden çok önemli bir şampiyonluk aldı. Ne oldu? Galatasaray’ın maddi durumu hiçbir düzelme göstermedi. Galatasaray Türkiye’de şampiyonluğun en büyük adayıdır. Ama şampiyonluk yanında iyi bir finansal yönetim sunmadığınız zaman Galatasaray’ı Avrupa’da başarıya götürmez.
Ama bunun camiaya çok iyi anlatılması gerekiyor. Sportif başarıyı 2. planda tutacak bir projede camialar ayağa kalkıyor çünkü.
Artık Galatasaray camiasının ayağa kalkacağını zannetmiyorum. Çok insanla konuşuyorum, çoğu Galatasaraylı artık kendi içinde vicdan muhasebesi yapıyor. Ve bu acı bir reçete olacak. Galatasaraylılar, bu acı reçetenin şu anda yapılması gerektiğinin farkında. Galatasaray bunları yaşadı ama Galatasaray çok üstün meziyetlere sahip bir toplum. Galatasaraylılar böyle zamanlardan çıkmasını bildikleri gibi, geçmişe bakın, geçmişteki hatalarından da öğrenmesini bilen camiadır. Galatasaray acı bir reçeteye olur verir ama burada kritik olay şu: Başkan ve Yönetim Kurulu’nun, reçeteyi herkesle paylaşıp, sevgi çerçevesinde herkesin desteğini toplaması lazım. Bu çok önemli..
“SEÇİME BİR HAFTA KALA LİSTE DE REÇETE DE YOK”
“Galatasaraya hizmet veren insanları döverseniz, hizmet verecek insan bulamazsınız” dediniz ve bugün olduğu gibi diye de eklediniz. 1 hafta öncesine kadar 5-6 tane aday vardı, bugün 2 aday var. Adnan polat ve nazım durak var şimdi. Ama bu 2 adayın arasındaki yarışta “Adnan Polat kazanır” görüşü ağırlıklı şekilde hakim. Ama bakıyoruz Yönetim Kurulları adına ortada bir gelişme yok. Yönetimin hangi isimleden oluşacağı da çok önemli ama hala listeler yok.
Bu kadar ciddi şekilde yönetilmesi gereken bir kulübün seçimine 1 hafta 10 gün var ama ne Yönetim Kurulu var ne olması gereken o acı reçete var. Yani bir strateji bir plan yok. Ben onu seviyorum, bunu seviyorum, benim arkadaşım yönetimde, ben arkadaşımı destekleyeceğim, ben onunla beraber maça gidiyorum çerçevesinde oy verilecek seviyeyi Galatasaray geçti.
Bugüne kadar genelde hep böyle mi oldu?
Genelde öyle değil ama bugüne kadar hiç bu kadar ciddi olmamıştı bu olay. Yani Galatasaray çok ciddi bir dönemeçte ve Galatasaray’ın artık kaybedeceği ayları değil, günü bile yok. Galatasaray’da yapılacak her hata, hiçbir stratejiye dayandırılmayan icraat, ciddi anlamda telafisi olmayan zararlar verir. Gönül isterdi ki 2 tane aday, birbirinden mükemmel, camianın inanacağı, becerikli yönetim kurulllarıyla seçime girsinler, birbirinden güzel projeler olsun, Galatasaray onu oylasın. Ama malesef öyle bir tablo yok şu anda. Camianın ileri gelenleri muhakkak biraraya gelip bu konuda bir adım atmalı. Bakın Ali Uras döneminden başlayan, Ali Tanrıyar, Alp Yalman, Faruk Süren, Mehmet Cansun ile devam eden ciddi bir strateji vardı. Neydi bu strateji? Galatasaray’ı gelirleriyle büyütmek, Avrupa’da başarılı yapmak, sonra Galatasaray’ı bir dünya markası yapmak. Bu strateji şu anda bozulmuş durumda.
Adnan Polat seçimi kazanacak gözüyle bakıyoruz.
Şu anda gözüken o.
Adnan Polat mevcut yönetimde başkan vekilliği yapmadı mı? Aynı yönetim kurulunun stratejilerini uygulamadı mı? Eğer içerisinde bulunduğu Yönetim Kurulu’nun stratejilerini uyguladıysa, başkan vekili olarak başkanla aynı görüşlere sahip olduysa, başkan seçildiği vakit, önceki yönetimin bir devamı mı olur? Tersine bakalım, Adnan Polat mevcut Canaydın yönetiminde başkan vekilliği yaptı ama diyelim ki fikir ayrılıkları vardı, zaman zaman kamuoyuna da yansıyan konular vardı, şimdi seçildiğinde farklı projeler, stratejiler uygulayacaktır diyelim. Bunların hangisi? Sizin dediklerinize göre 2. durum iyi oluyor.
Şimdi ben bunu bilemiyorum. Ben Sayın Adnan Polat’ın şu ana kadar daha hiçbir projesini duymadım. Önümüzdeki günlerde duyacağımızı ümit ediyorum. Ama bir şeyi kabul etmek gerekir ki Galatasaray’da başkanlık sistemi vardır. Genelde Yönetim Kurulları, başkanın stratejilerini uygularlar. Şu anda görünen Adnan Bey Özhan Bey’in yönetiminin devamı niteliğinde. Yani Özhan Bey yönetiminde başkan yardımcılığından çıkmış, başkan adayı olmuş, demek ki Özhan Bey’in başlattığı icraatları devam ettirmesi açısından faydalı; ama ne tür plan ve projeleri var şu an hiç birini bilmiyoruz.
“GÖNLÜM HİÇ RAHAT DEĞİL”
Kongreye sayılı günler kala Burak Elmas belirsiz bir düşünce içerisinde yani.
Benim gönlüm hiç rahat değil, onu söyleyebilirim. Galatasaray’ın bu konumunu Galatasaray camiasına da çok iyi anlatmak lazım, camia bence Galatasaray’ın içinde bulunduğu durumun ciddiyetinin farkında değil. Artık tüm Galatasaraylıların sportif yönetimi yakından takip ettigi gibi, mali açıdan da yönetimi yakından takip etmesi gerekiyor. Gelir-gider yönetimi konusunda bütün camia bilgili olmak zorunda. Ama Adnan Polatı çok zor bir görev bekliyor. Adnan Polat keşke başkan olduğunda bütün camianın desteğini almış olarak sıfır kilometreyle başlayabilse. Ama öyle bir görüntü yok şu anda ortada. Çünkü o zaman Adnan Polat’ın bütün camiayı arkasına alması için bir emek sarfetmesi gerekecek. Bu da bir süre demektir. Bu süreye de Galatasaray’ın lüksü yok maalesef. Bu yüzden Sayın Adnan Polat’ın bu süreci çabuk atlatması için bütün camianın kendisine destek vermesi lazım. Bugün Galatasaray’ın 8 senede futbola harcayacağı paranın dahi belli olması lazımken Galatasaray’ın transfer stratejisi şu anda belli değil.
“SEZONLUK YAŞIYORUZ”
Bu yarışın içerisinde sportif olarak nasıl var olunacak?
Disiplinli ve stratejik olarak yönetirseniz her zaman bu yarışın içerisinde olursunuz ama Avrupa’da kısa dönemde başarı beklememek lazım. Gerçekçi olmalı. Galatasaray Avrupa’ya bir dönem damga vurdu, hala ismi Avrupa’da çok iyi bilinen bir markadır, fakat geçmişle yaşamayı artık bırakmamız lazım. Önümüze bakmamız lazım. Avrupa’da başarı için ekonomik ve sportif açıdan uzun vadeli planla yönetilmesi lazım. Mesela alt yapı. Şu anda altyapının başında Sayın Ali Yavaş çok büyük basarıyla hizmet veriyor. Alt yapıdan bütün takıma oyuncu istemek yerine, spesifik bazı pozisyonlara oyuncu yetiştirmesini isteyebilirsiniz. Yabancı stratejisinin ona göre yapılmazı lazım. Galatasaray Hagi, Taffarel, Popescu üçlüsünden 5 sene yararlandı. Galatasaray bugün baktığınızda her sene yabancı konusunda değişik stratejisi olan, Türk oyuncusunda değişik stratejisi olan, antrenör konusunda değişik stratejileri olan...
Sezonluk yaşayan bir kulüp haline mi geldi?
Maalesef öyle. Hem futbolcu konusunda hem antrenör konusunda... Bu stratejinin teknik direktörle paylaşılması lazım. Galatasaray madem önümüzdeki senelerde katı bir finansal politika göstermek zorunda; ona göre bir antrenör bulup, bu planı antrenöre açıklayıp, ona göre bir stratejiyle transferi belirleyip, altyapı ile koordineli bir biçimde uzun vadeli bir takım kurma planı yapması lazım.
Galatasaray’ın borcu ne kadar?
Benim yaptığım hesaplara göre 280 milyon dolar.
Bu borç bugüne kadar hep artarak geldi.
Artarak geldi, artmaması mümkün değil.
“KUPANIN BAŞARISINI PAYLAŞAMADIK”
Sizin döneminizdeki borçlar çok eleştiriliyordu ama iyi isimler transfer ediyordunuz, büyük başarılar yakalıyordunuz. Siz o dönem transfer komitesinin en önemli isimlerindendiniz. Son yıllarda başarı yok ama borç daha da büyüdü. Demek ki bugünlere göre siz daha küçük rakamlarla büyük başarıya ulaştınız.
Biz çalışırken sanki Galatasaray bizim şirketimizmiş gibi ve Galatasaray’dan hiç gitmeyecekmiş gibi çalıştık. Seçim kaygısı, Yönetim Kurulu değişecek kaygısı taşımadan çalıştık. Fatih Terim, Mehmet Cansun, Faruk Süren, diğer yönetim kurulu üyeleri; herkes kenetlenmişti. Hakikaten bizim uzun dönemli bir stratejimiz vardı. Biz sene içinde Fatih hocayla önümüzdeki sene ne yapacağımızın planlarını yapabiliyorduk. Dolayısıyla Fatih hocanın da böyle bir kaygısı yoktu. Maalesef biz UEFA Kupası başarısını camia olarak paylaşmayı beceremedik. Ondan sonra da zaten Galatasaray’ın çöküşü başladı. Yani bütün camianın olan bir başarıyı camiaca paylaşmayı beceremedik malesef.
“ŞAMPİYONLAR LİGİ ŞAMPİYONU OLABİLİRDİK”
Herkes elini taşın altına sokuyordu demek ki.
Başkanlık sistemi vardır ama bütün başarı ve başarısızlıklar özellikle başarısızlıklar başkana yüklenir. Dolayısıyla en büyük yük başkanda. Yönetim Kurulu’nun görevi projelerle başkana yardımcı olacak stratejiler geliştirerek, günlük yönetimlerde kolaylıklar sağlayarak başkanı rahatlatıp başkan adına kulübün yönetimini üstlenmektir, başkandan yük almaktır. Biz o dönem o görevi iyi şekilde yaptık diye düşünüyorum. En azından Galatasaray için en iyisini yapmaya çalıştık. Başarılı da olduk, fakat o başarının Galatasaray’da devam ettirilemeyişi bugün beni çok üzüyor. Bugün ben inanıyorum ki biz onu devam ettirebilseydik ertesi sene Galatasaray, UEFA şampiyonu olduğu senenin arkasından Porto’nun yaptığı gibi Şampiyonlar Ligi şampiyonu olabilir ve Avrupa’da da kalıcı olabilirdi.
Bir vefasızlık süreci mi yaşandı? Kendinden önceki dönemleri kabul etmemek, kulübe hizmet edenleri kabullenmemek, saygı duymamak, ben daha iyi yapabilirimi hep ön planda tutmak, egolar mı ön plana çıktı?
Galatasaray’da ciddi bir paylaşım problemi oldu. Hem sevgiyi hem başarıyı paylaşım problemi oldu. Belki bunda bizim de suçumuz vardır ama artık kimseyi tek başına suçlamamak lazım. Bugün artık Özhan Canaydın’ı da, başkanlığı bıraktıktan sonra eleştirmek anlamsız. Çünkü herşeyi düşünmek lazım. Herkesin ortak noktası Galatasaray sevgisi. Ve hizmet eden herkesin bir ailesi var. Bugün ben Sayın Canaydı’nın ailesini gördüğüm zaman onların bu 6 senelik süreçte neler yaşadığını, onların ne kadar üzüldüğünü görüyorum. Aynı şekilde Sayın Mehmet Cansun, Sayın Alp Yalman, Sayın Faruk Süren, hepsinin aileleri var, yani insanların hizmetlerine saygı duymak lazım. Ve bu kavgaları geride bırakmak lazım. Çünkü bu işe girdiğiniz zaman işinizi, ailenizi, hepsini bir kenara koyuyorsunuz.
“EVLİLİĞİMİN İLK SENESİNDE EŞİMİ GÖREMEDİM”
Burak Elmas bu işin içerisinde olduğu dönemlerde bir evlilik yapmış ama özel hayatından daha fazla Galatasaray’a vakit ayırmış.
Benim eşim evliliğimizin ilk senesinde beni pek görenedi dersem doğrudur. Sonra zaten yönetimden ayrıldım. Glasgow’a gidiyorduk, oradan gelip Yozgat’a gidiyorduk. Ama çok zevkli çalşıyorduk, çok dosttuk, çok arkadaştık. Doğum günlerimizi beraber kutluyorduk, eşlerimiz beraber görüşüyordu, yani, herjkes birbirine sırtını dayamıştı. Camia mutluydu, o mutluluk bizede sirayet ediyordu. Pozitif enerji yaratma olayı. O pozitif enerji bittiği anda zaten gelinen durum ortada.
“TÜRK FUTBOLUNU SADECE G.SARAY YUKARI ÇEKEBİLİR”
O zaman bu pozitif enerjinin yeniden yakalanması gerekiyor.
Benim bir teorim var. Galatasaray son 20 senede Türk futbolunu yukarı çeken camia olmuştur. Ve benim yine bir iddiam var; Galatasaray Türk futbolunu yukarı çekmezse başka hiçbir kulüp Türk futbolunu yukarı çekemez. Türk futbolundaki aşağı gidiş, Galatasaray’daki aşağı gidişle paraleldir. Dolayısıyla Galatasaray ne zaman toparlanır yükselirse, Türk futbolu da yükselişe geçer.
Türk futboplu Galatasaray’a mı endeksli?
Aynen öyle. Galatasaray her zaman Türk futbolunun lokomotifi olmuştur. Temsil ettiği değerlerle, yönetim biçimiyle. Galatasaray iyi olmazsa Türk futbolunun iyi olma şansı yok. Bugün Avrupa’da başarı kelimesi konuşuluyorsa, bunun sebebi Galatasaray’dır.
“G.SARAY YENİ BİR MECİDİYEKÖY YARATMALI”
Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı ile bütünleşmiş bir marka. Stadın taşınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim bildiğim kadarıyla artık Seyrantepe olayı bitti, dönüş yok. Geçmişi eleştirmek istemiyorum artık. Seyrantepe çok gelişecek bir bölge, burası geliştiği vakit muhakka ki, Mecidiyeköy kadar büyük bir bölge olma ihtimali var. Galatasaray da buranın yine lokomotifi olacak, stadının orada olmasından dolayı.
Stadın Mecidiyeköy’den kalkacak olması bir çok Galatasaraylı’da burukluk yaratıyor.
Orası bizim evimizdi. Çocukluğum Ali Sami Yen’in tribünlerinde geçti. İnsan evinden ayrılırken bir burukluk yaşar ama şimdi bir durum var oratada. Bundan en iyisini nasıl sağlayabiliriz, elimizdeki mevcut değerleri en iyi şekilde nasıl değerlendirebiliriz ona bakmak lazım. Galatasaray yeni bir Mecidiyeköy yaratmak zorunda.
2012’de Galatasaray’ın taşınmazları borcunu karşılayamayacak hale gelecek dediniz. Bu tablodan çok büyük korkunuz, çok büyük endişeniz var mı?
Çok büyük endişem var. Kulübümüzü böyle yönetmeye devam edersek çok büyük endişem var. “Galatasaraya birşey olmaz” düşüncesi doğru değil. Hepimiz gördük ki Türkiye’de çok büyük kuruluşlar çok ciddi darbeler aldılar. Yok oldular.
Yeni yönetim listeleri merakla bekleniyor, sizin adınıza bir görüşme söz konusu oldu mu, bir teklif geldi mi?
Ben yönetimlerde kesinlikle yer almayacağım. Çünkü bence Galatasaray için Yönetim Kurulu dışında da yapılacak çok önemli şeyler var. Birlik beraberliğin sağlanması adına.
Ama Yönetim Kurullarında görev almış ve önemli işler başarmış isimlerin yeniden yönetimde yeralması doğru değil mi?
Gerekli ama bizler Galatasaray’ın içinde yaşayan insanlarız. Galatasaray bize bu tecrübeyi verdi, tecrübelerimizi her zaman Galatasaray ile paylaşırız ama bu dönem ben yönetimde yer almayacağım. Adnan Polat ile hiçbir görüşmem olmadı bu konuda zaten. Galatasaray’da birlik beraberliğin sağlanması için dışarıda benim gibi genç ve tecrübeli insanlara çok büyük görev düştüğünü düşünüyorum. Sayın Polat’ın başkanlık yaptığı dönemde de ben dışarıdaki bu sevgi birlikteliğinin sağlanması için üzerime düşen ne görev varsa yaparım.
Bunun için kapınızın çalınması gerekmiyor mu?
Galatasaray’da görev beklemek, sevdiğiniz kurum için hareket etmeniz için size yardım et denmesi gerekmez.
“SÜREN’E ÇOK ÇİRKİN ŞEYLER YAPILDI”
Faruk Süren çıkıp açıklamalarında bu kadar tepki gösteriyorsa, medyaya bu kadar net şekilde yansıyorsa, o zaman kapalı kapılar arkasında çok daha farklı şeyler konuşuluyor demektir. Siz Faruk Süren’in damadısınız. Dolaysıyla bir çok şeyi bir çok kişiden daha net biliyorsunuz. Neler oldu?
Çok çirkin şeyler olduğunu söyleyebilirim. Herkes hakkında. Her lidere her camiada bir kesim tepki gösterebilir. Tepkilerin insana yönelik değil, camianın yönetilmesine yönelik olması lazım. Siz aynı icraati yapan baska ismi eleştirmeyip, aynı icraati yapan bir ismini eleştiriyorsunuz, bu hem camiaya hem kişilere haksızlık olur. Maalesef çok çirkin eleştiriler oldu. Bence Galatasaray camiası da bundan çok şey öğrendi. Bugün Galatasaray’da herkesin içine sindirdiği başkan adayı çıkmıyorsa, bugüne kadar başkanlık yapmış insanlara yapılan haksızlıkların büyük payı vardır bana göre.
“F.BAHÇE MAÇINDA SEVİNDİM, ÜZÜLDÜM, SİNİRLENDİM”
-Sevilla-Fenerbahçe maçından sonra Galatasaraylılara sormak adet oldu artık. Galatasaray’ın o başarılarını aktif yönetici olarak yaşayan biri olarak neler hissettiniz? Duygularınız nasıldı?
Bir Türk takımının böyle bir başarı elde etmesinden dolayı sevindim. Fakat sevinçle beraber aynı şekilde üzüntüyü de yaşadım. Aslında biraz da sinirlendim. Galatasaray’ın Avrupa geçmişine bakarsanız, Fenerbahçe’nin çeyrek final oynadığı platformda Galatasaray’ın bugüne kadar bu kupayı almış olması gerekirdi diye düşündüm. O beni biraz hısrslandırdı açıkçası. Yani Galatasaray’ın muhakkak eski başarılı günlerine dönmesi için daha çok çabalamamız gderektiğini anladım. Ama tabi Fenerbahçe bir başarı elde etti, orada bir Türk olarak sevinmedim dersem yalan olur. Bütün Fenerbahçeli arkadaşlarımı arayarak tebrik ettim çünkü hakikaten çok istedikleri bir başarıydı. Umarım biz de tekrar başladığımız yerden değil bırakmış olduğumuz yerden devam ederiz.
“HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLADIM”
Çarşambanın gelişi deriz. Bundan 2 yıl kadar önce Ergun Gürsoy çıktı dedi ki “Galatasaray, Fenerbahçe’nin gerisinde kaldı”. Çok büyük gündem oluşturdu. Galatasaray camiası ayağa kalktı. Mehmet Cansun “Galatasaray son 6 yılda 16 yılda geri gitti” dedi. Aslında görünen köy kılavuz istemiyordu. Bu süreç geliyorum diyordu değil mi?
Futbol topu insanı yanıltmaz.
Top yuvarlaktır denir hep...
Ama yanıltmaz. Yani kötü oynayarak bir maç kazanabilirsiniz, 2 maç kazanabilirsiniz ama şampiyon olamazsınız. Arada dönemsel başarılar gelebilir, ama o dönemsel başarılar devamlılık arzetmez. Sonuçta dediğim gibi futbol topu insanı yanıltmıyor. Belki yanıltması da Galatasaray için kötü olurdu. Çünkü yanıltsaydı belki Galatasaray’ın yapması gerekenleri yapması çok daha gecikirdi. Bulması gereken doğruları bulması çok gecikirdi.
O günlerde gözyaşı döktünüz mü?
Başarılarda o kadar stresli oluyorsunuz ki. Sevinç gözyaşı dökmek kolay olmuyor. Mesela UEFA Kupası finalinde Galatasaray seromoniye çıktığı zaman ağladım. Çünkü Galatasaray’ı öyle bir finalde, öyle bir seromonide görmek çok duygulandırdı beni. Ama maçta o kadar kasılmışım ki maçı gelip evde yeniden seyredince hüngür hüngür ağladım 2 gün sonra. En üzüldüğüm günise Milliyet gazetesinde Faruk bey hakkında çıkan haberdi.
“G.SARAY CAMİASI KENDİ İÇİNDE TEMİZLİK YAPMALI”
-Birinci sayfa, manşet haberi diyorsunuz. Ticari hayatıyla ilgili olan.
Ama o haberin ticari hayatıyla ilgili çıkmadığını biliyordum ben. En üzüldüğüm gün oydu. Çünkü çok sevdiğim insana ilk defa nasıl yardım ececeğimi bilemedim. Faruk Bey Yönetim Kurulu’na geldi o gün ve hiçbir şey söylemedi. Çok dik duran bir insandır. Orada da o duruşu bozmamaya çalıştı. Bence o sürecin Faruk Bey’in işinden ziyade Galatasaray’daki kavgalarla alakası vardı. Yani mesela Adnan Öztürk’ün yaptığı bir açıklama var en son Divan Kurulu’nda, malesef üzülerek gürdüm ki aynı süreç başka insanlar için de devam ediyor, benim işimle ilgili iddialarda bulundular vesaire diyor. Sevgisizlik olduğu için. Artık bu tip insanları bunu yapan insanları Galatsaray camiasının içinden elemesi lazım. Galatasaray camiasının kendi içerisinde sevgisiz insanları barındırmaması lazım. Birbirlerini sevmeyen insanları barındırmaması lazım.
O süreç sizi çok etkiledi demek ki.
En çok üzüldüğüm gün oydu. Avrupa devleriyle mücadele ederken bile bir formülünüz oluyor ama orada ilk defa çaresiz kaldım. Çok sevdiğim insanın çok üzüldüğünü hissettim ama yardım edemedim. Mesela ilk yöneticilik yaptığım zaman Florya’da futbolcular alacaklarını alamadıkları için kampa girmek istememişlerdi. Yalnızdım, Yönetim Kurulu’ndan kimse yoktu, başkan da yoktu orada. Futbolcuları ikna etmek zorunda kaldım ve o sırada daha çaylak yöneticiydim ve oyuncuların çoğu benden daha büyüktü. O gün çok stresli olmuştum ama sonra anlaşmıştım ve yollamıştım onları kampa.
“ÇOK BÜYÜK TECRÜBELER YAŞADIM”
Nasıl ikna ettiniz?
Konuştum onlarla. Kendi fikrimde Galatasaraylılığı anlattım. Ödemelerin ne zaman yapılacağını ve bize güvenmeleri gerektiğini söyledim. Onlar da güvendiler sağolsun ama o benim için çok önemliydi.
Çok büyük bir tecrübe oldu yani.
Çok büyük tecrübeler yaşadık. Bir ara açıkçası Yönetim Kurulu’ndan Florya’ya gitmek istemeyen çok adam olurken tek başıma Florya’da dolaşabiliyordum. Futbolcularla da kötü birşey yaşamadık. Üzüldüğümüz günler oldu ama Allah’a şükür ben çok şanslı yöneticilik yaptım. Sonunda çok başarılı olduk. Ve sevgi dolu bir yönetimle beraber çalıştım. Çok sevdiğim insanlarla beraber çalıştım. Dostluklarım oldu. Hala görüşüyoruz. Onlarla çalıştığım için üzüntülerden çok aklımda sevinçler kaldı.
O dönemden unutamadığınız futbolcular kimler?
Hagi. Hagi benim çok yakın dostum, hala görüşüyoruz. Popescu benim yakın bir dostum. Bütün takım çok değerliydi. Sonra malesef orada hatalar oldu. Bazı oyuncularla yollarımız ayrıldı ama çok büyük bir sevgi ortamı vardı Florya’da. Yani çok kavga ettiğimiz oldu. Fatih hocayla da çok kavga ettiğimiz oldu, onun bize bizim ona kızdığımız zamanlar oldu, oyuncularla da kavga ettiğimiz zamanlar oldu ama sonuçta bizim ortak sevgimiz ortak amacımız başarıydı ve hepimiz birbirimize sarılmasını bildik.
“SUÇ SADECE LINCOLN’DE DEĞİL”
Bugün yaşananlar olaylar için neler söyleyeceksiniz?
Takımda bir takım sıkıntılar oldu, dışarıya yansıyor zaten. İçeride bir mutsuzluk olduğu muhakkak. Bugün siz en yüksek parayı verip aldığınız ve en büyük yatırımı yaptığınız oyuncudan faydalanamıyorsanız, bunu sadece oyuncuya bağlamak yanlış olur. Antrenör bir oyuncuyu motive edip kullanmakta çok önemli faktör. Bazı oyuncuların yeterince motive edilemediğini ve onlardan yeteri kadar faydalanılamadığını düşünüyorum. Uzun dönemli strateji yapacaksanız, Feldkamp’a sorarsanız, belki geleceğin takımında 5 sene kalmayı garanti edebilecek ilk insan. Kendi açısından yani sağlık sebebiyle yaş sebebiyle kalmak istemeyecektir diye düşünüyorum. Dolayısıyla bir takımın başındaki adamın siz 5 senelik planı devam ettirip ettiremeyecğinden emin olamazsanız, o 5 senelik planınız da sakat demektir.
Sizler nasıl yönettiniz yıldız oyuncuları o zaman?
Yönetmek değil, beraber çalıştık. O dönem biz ve siz diye bir şey yoktu. Hiçbir zaman olmadı. Galatasaray’ın takımı, yönetimi, teknik direktörü barebar çalıştık. Dışarıdan müdahale olmadığı müddetçe kendi içimizde çok kuvvetli kalabiliriz. Futbol takımına yağılacak en kötü şey dışarıdan müdahale gelmesidir. Hem kendi camianızdan hem de dışarıdan müdahale gelmesidir. Kendi camianızdan gelmesi daha kötü. Ona özellikle ben çok dikkat ettim, yöneticiliği bıraktıktan sonra hiçbir futbolcuyla özellikle konuşmadım. Özellikle görüşmedim. Futbolcularla ilişkilere dikkat etmek lazım, camiaya hizmet eden oyuncularla özellikle görüşmem. Camia içerisinde futbolcularla bence dostluk haricinde muhatap olunmaması lazım. Oyuncuların kafasını karıştıracak herhangi bir şeye sebebiyet vermemesi lazım. Sanatçı ve genç ve çok yıpratılan insanlar.
Genç diyorsunuz ama hakan artık genç değil.
36 yaşında değil mi?
Futbol adına genç değil diyorum.
Bugün 45 yaşındaki işadamına genç diye manşet atıyor ekonomi sayfaları.
“Ama 36 yaşındaki futbolcuya yaşlı diyoruz” diyorsunuz.
Aynen öyle, bunlar sonuçta genç insanlar. Ve çok zor dönemler geçirmişler bu insanlar 10 yaşında ailelerinin yanından koparılıp, idmana çıkarılıp, kamplara gidip, maç yapan, yarış atı gibi devamlı idman yapan, hafta sonu kampta kalan, iyi para kazansalar bile sakatlık geçiren, kendilerine bakma zorunluluğu olan, keyfince bazen yemek bile yiyemeyen insanlar. İş yaşamları sınırlı bir zaman. Genç yaşta çok disiplinli kendine iyi bakarak yaşamaları ve sürekli göz önünde çok eleştiriliyorlar. Futbolculara o bakımdan saygı gösterilmesi lazım. Futbolcular bence çok çok zor bir görev yapıyorlar. Başarılı olabilmişlerse, demek ki o çok zor görevin içinden başarıyla çıkmışlar demektir, bir tanesi de Hakan Şükür bunların. Ona göre saygı göstermek, ona göre davranmak lazım.
Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 13:00