EMRE AKÖZ'DEN İLGİNÇ BİR İPEKÇİ VE MUMCU DEĞERLENDİRMESİ...
EMRE AKÖZ/SABAH (05.01.2004)
Abdi İpekçi efsanesi
USTA GAZETECİ YANLIŞ DEĞERLENDİRİLİYOR
Sanırım Abdi İpekçi Efsanesi'ni ele almanın zamanı geldi... Biraz sonra yazacaklarım bazı kişileri rahatsız edebilir. Bu sebeple hemen şunu söyleyeyim Abdi İpekçi'nin esaslı bir gazeteci ve basın yöneticisi olduğundan en küçük bir kuşkum yok.
Benim meselem efsanelerle... Yani gerçek Abdi İpekçi ile değil; hakkında üretilen söylemlerle...
Ona ilişkin en çok söylenen nedir? Şöyle özetleyebiliriz ''Çok titiz bir gazeteciydi... Yanlış haber çıkmaması için iki kere kontrol ettirirdi... Dengeliydi. Eğer birisi hakkında bir iddia öne sürülmüşse... Haberi verirken mutlaka o kişiye de sorardı... Bu yüzden haber atlamayı dahi göze alırdı.''
İpekçi hakkında söylenenlerin esası budur.
****
Peki ama bu özellikler size tuhaf gelmiyor mu? Yani Habercilikte titiz ve dengeli olmak, az satan bir gazeteyi 200 binin üstüne taşır mı?
Cevap Hayır!
Kimse titiz ve dengeli yayıncılık yapılıyor diye bir gazeteyi satın almaz. Bugün Abdi İpekçi'yi övenler bu gerçeği es geçiyor. Çünkü İpekçi'nin o yönlerini ön plana çıkarmak işlerine geliyor.
Halbuki Abdi İpekçi'nin başka özellikleri vardı. Bunların başında da ne geliyordu biliyor musunuz? Sıkı durun Döneminin popüler kent kültürüne hakimiyeti! O kültüre uygun yayıncılık yapması ve etkinlikler düzenlemesi...
****
Neydi bunlar? Birkaç tanesini sayalım...
* Spora, özellikle de futbola önem verdi. Spor haberlerini gazetenin arka sayfasına koydu. Bu yüzden Milliyet için, ''Arkadan okunan gazete'' denmişti.
* Görselliğe çok önem verdi Hem sayfa düzeni, hem de fotoğraf kullanımı açısından...
* Onun döneminde gazete 'Türkiye Güzeli'ni (1966) seçti... 'İlkokullararası Bilgi Yarışması' düzenlendi... Okurlar Türkiye'de ve Dünya'da Yılın Adamı'nı belirledi... Liselerarası Hafif Batı Müziği Yarışması yapıldı...
* İpekçi ilaveleri ciddiye aldı. 1966 Türkiye Güzellik Kraliçesi İnci Asena (yarışmaya Aylin Öndersev adıyla katılmıştı) Pazar ilavesinde 'Genç Kız Gözüyle' adlı köşede yazdı!
* Genel olarak mizahla, özel olarak karikatürle yakından ilgiliydi Halit Kıvançlar, Altan Erbulaklar, Bedri Koramanlar onun gazetesinde yazdı, çizdi...
(Daha nice bu tip örnek var. Diğerlerini de öğrenmek isteyenler Emin Karaca'nın 'Milliyet Olayı' adlı kitabına bakabilir.)
****
Özetle 'Titizlik', 'denge', 'haberlerin sürekli denetlenmesi' elbette önemlidir. Bunlar mesleğin temel ilkeleridir. Evet bu ilkeler bir gazeteye saygınlık kazandırır ama satışı artırmaz!
Abdi İpekçi'nin başarısı; döneminin kentli, Batıcı, laikçi popüler kültürünü basına aktarmasıdır. Diğer özellikleri ondan sonra gelir.
Nur içinde yatsın!
EMRE AKÖZ/ SABAH (06.01.2004)
Uğur Mumcu efsanesi
ARZU ETMEKLE BÜYÜK GAZETECİ OLUNMAZ
Dün Abdi İpekçi efsanesini çözümlemeye çalışmıştım. Bugün de Uğur Mumcu'yu ele almak istiyorum.
Ancak söyleyeceklerim bazılarını rahatsız edebilir. Bu sebeple önce şunu apaçık ifade edeyim Uğur Mumcu esaslı bir gazeteciydi. Biz onun yazılarını okuyarak, tartışarak büyüdük. Nur içinde yatsın!
****
Günümüzde sadece birçok genç gazeteci Uğur Mumcu gibi olmak istemiyor... Okurlar da onun gibi gazeteciler istiyor. Peki böyle bir şey mümkün mü? Yani her zeki, çalışkan ve cesur gazeteci bir Uğur Mumcu olabilir mi? Uğur Mumcu'yu yaratan şartlara bakarsak bu soruya hayır cevabını vermemiz gerekir. Çünkü...
Uğur Mumcu bir 'Ankara gazetecisi'ydi. Yani genel olarak siyasetin, özel olarak da devletin merkezi olan başkentte faaliyet gösteriyordu.
Evet o usta bir gazeteciydi ama basın-yayın bölümü mezunu değildi; hukuk okumuştu. Böylece elindeki bilgi ve belgeleri daha iyi değerlendirebiliyordu.
'Bilgi ve belge' dedik ya... Duralım ve soralım Bilgi ve belge nerede bulunur?
Bu soruya cevap verirken şunu bilmemiz gerekir Türkiye'de şeffaflık yoktur. Bilgi ve belgeler devlette toplanır. Ancak bunlar gizlenir. Bürokrasi bilgiyi saklar.
Hatırlayın Milletvekillerinin dahi istedikleri bilgi ve belgelere ulaşamadıkları için yakındığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu bilgiler herhangi bir gazeteciye hiç verilmez.
Devlet içinde bazı senaryolar yazılır. Senaryoyu yazanlar aynı zamanda o senaryonun oyuncularıdır. Yani mevcut durumun bilgisi ve belgesi ile yapmak istediklerinin bilgisi belli güç odaklarının elindedir.
O güç odakları senaryoyu uygularken bu bilgi ve belgelerin bir kısmını güvendikleri, çoğunlukla kendi fikir ve amaçlarını destekleyen gazetecilere verirler. Böylece kamuoyunu yönlendirmiş olurlar.
****
Bütün bunları alt alta yazarsanız şöyle bir sonuç çıkar
Ankaralı gazeteci Uğur Mumcu; eğitimi, çalışkanlığı, cesareti, zekâsı ve ideolojisiyle sözünü ettiğim güç odaklarının güvenini kazanmıştı.
Böylece şeffaf olmayan, gizlenen bilgi ve belgelere ulaşabiliyordu. Daha doğrusu uygun görülenler ona iletiliyordu. O da kendi çabasıyla (örneğin mahkeme kayıtlarından) bunlara eklemeler yaparak yazıyordu.
****
Özetle... Örneğin İstanbul'da çalışan, liberal, iletişim fakültesi mezunu bir genç gazetecinin Uğur Mumcu olması hemen hemen imkânsızdır. Bu saptama o arkadaşın iyi gazeteci olmayacağı anlamına gelmez.
Geçen gün Emin Çölaşan, ''Bugün çok değil birkaç Uğur Mumcumuz daha olsaydı Türkiye bu halde olmazdı'' diyordu. Ee, sen olsana o zaman!
Ama bunun kendi arzusuyla değil, başkalarının talebiyle mümkün olduğunu Çölaşan da biliyor...
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:23