Korktum, 'karısı' diyecektim vazgeçtim. Feministler bozuluyorlar 'karı' kelimesine, bunun kadını aşağılayıcı bir anlam içerdiğini düşünüyorlar.
Erkekler de kibarlık etmek için onlara uyunca, bunun yerine 'eş' lafını buldular; oysa Can Yücel'i hatırlayalım, Türkiye'de karıya karı denir arkadaş!
Neyse. Atatürk'ün bir üvey babası ve üvey kardeşleri olduğunu hatırlattığım zaman birileri çok rahatsız olmuşlardı ('açıkladığım' demiyorum, çünkü bu bilinen bir gerçekti ama görmezden geliniyor ve unutturulmaya çalışılıyordu), aynı kişiler Atatürk'ün 'nikahlı zevcesi' Latife Hanım hiç hatırlatılmasa daha da memnun olacaklar ama konuyu ısıtıp ısıtıp getirenler de var.
Çünkü 'etli' bir konu bu, ve ara ara böyle diziler miziler çok tutulur basında: Atatürk'ün hizmetçisi anlatıyor... Atatürk'ün uşağı anlatıyor... Atatürk'ün aşçısı anlatıyor... Hitler deli miydi?... Von Papen'a suikast... Perapalas'ın esrarı... Üret üretebildiğin kadar.
Şimdi Latife Hanım'ın günlüğü açıklanacakmış. Mehmet Barlas geçenlerde mektuplarını azıcık çıtlatmıştı.
Profesör Reşat Kaynar da 'önce bir bilim kurulu incelesin' diyor.
Neden? İçinde 'sakıncalı' şeyler varsa sansür etsinler diye mi?
Latife Hanım'ın 'mahremiyetini' kağıda dökecek kadın olduğunu hiç sanmıyorum. Bu günlükte, Türkiye'de basımı, dağıtımı ve satışı yasak olan fakat ne hikmetse her aydının da bir şekilde el altından mutlaka bulup okuduğu 'Dr. Rıza Nur'un Hayat ve Hatıratı' türünden yakışıksız ayrıntılar olacağını hiç sanmam.
Çünkü bunlar çok çirkin, gereksiz ve karı-kocadan başka hiçkimseyi de ilgilendirmeyen, ilgilendirmemesi gereken iddialardır. Atatürk düşmanlarını mutlu etmekten başka bir anlamları da yoktur. Latife Hanım, Dr. Rıza Nur'un yediği haltı yiyip, ayrılmış olduğu eşine hakaret edecek kadın değildir.
Fakat Atatürk de uzaylı değildir. Her insan gibi o da sevmiş, sevilmiş, aşk acısı yaşamış, evlenmiş, bazı kişiler gibi yürütememiş, birçok insan gibi boşanmıştır. Akıllılık etmiş, bir daha da evlenmeye kalkmamıştır. Mesele bu kadar basittir.
Birçok da 'manevi çocuğu' vardır, bunlardan biri de ona şaşılacak derecede benzer (Abdürrahim Bey).
Fakat bu konu da büyük rahatsızlık yaratır. Öcüdür, tabudur. Sözgelimi, Atatürk'ün manevi değil de öz çocuğu olsaydı ne olacaktı? Kıyamet mi kopacaktı?
Vardır demiyorum, ama Atatürk'ün evlilik dışı bir ilişkiden bir öz çocuğu bulunsaydı bu niçin sorun çıkaracaktı? Tahta geçecek değildi ya bu adam Atatürk II olarak, neden korkuyorsunuz?
Çünkü o zaman Atatürk daha bir dünyalı olacak, belki de daha çok sevilecekti. Putlaştırırsanız, onu 'cinsellik üstü, aile ilişkileri ötesi' bir varlık olarak tanıtırsanız, gençlik de 'eeeh' der ve ondan soğur. Bu hatayı yaptınız.
Latife Hanım'la evlenmesinin yanlış bir iş olduğunu, boşandığı sıralarda Gazi Mustafa Kemal Paşa bizzat kendisi kabul etmiş, bunu dönemin basınına bile açıklamıştır. Eğitimleri farklı, dünyaları farklı, mizaçları farklı, yaşama biçimleri farklıydı, 'şiddetli geçimsizlik' çıkması kaçınılmazdı.
Üstelik Atatürk, Fikriye Hanım'ı çok sevmiş, fakat üvey baba tarafından yakın akraba oldukları için annesi Zübeyde Hanım onları ayırmıştı. Fikriye'nin o zamanlar da bugünkü gibi çok yaygın bir uyuşturucu olan kokain kullandığı ve dengesiz bir kız olduğu da söylenir. Atatürk'ten ayrılınca intihar etti. Zübeyde Hanım belki Latife'ye de itiraz edecekti ama o da o sıralarda öldü.
İkisi de çok mutsuz oldular. Atatürk yalnızdı, büsbütün yalnız kaldı. Latife Hanım çok uzun yıllar sürmek üzere evine kapandı.
Latife Hanım'ın üst kattan ayağıyla zemine vurarak, 'Kemal, çok içtin, yeter artık, saat geç oldu, gel yat' diye bağırdığı, halk arasında efsane gibi anlatılır... Bir kadının kocasına bunu söylemesinden daha doğal hiçbir şey olamaz. Bizim hanım da bana söylüyor.
Ancak, bu, Kemal Efendi'ye söylenir ama Kemal Atatürk'e söylenebilir mi?
Haaa, o zaman ne yapacaksın, dönemin bütün genç kızları gibi Atatürk'e 'kesik' olacaksın ama onunla evlenmeye kalkmayacaksın! Sekiz yüz numara büyük gelir.