Gündem
  • 15.9.2009 00:02

ERDOĞAN: ÇÖZÜME HER ZAMANKİNDEN DAHA YAKINIZ

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Demokratik Açılım'' çalışmasında, ''son derece hassas bir bir süreçten'' geçilmekte olduğunu, ancak ''çözüme her zamankinden daha yakın olunduğunu'' vurgulayarak, ''Yine söylüyorum; bedeli her ne olursa olsun, bizim partimiz bundan ne yönde etkilenirse etkilensin bu süreci nihayete erdirmek bizim asli görevimizdir'' dedi.
Erdoğan, AK Parti tarafından Parti Genel Merkezi'nde yabancı ülkelerin büyükelçilerine verilen iftar yemeğine katıldı.
Başbakan Erdoğan, iftar yemeğinin ardından yaptığı konuşmada, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasına yönelik reformlara paralel olarak ülke genelinde huzurun ve istikrarın ve bunun yanında refahın kalıcı olarak tesisi amacıyla tarihi önemde bir girişim içinde bulunduklarına dikkati çektiği konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bir süre önce başlattığımız 'Milli Birlik Projesi' adı altındaki demokratik açılım sürecimiz kararlı bir şekilde ilerliyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yaklaşık 25 yıldır devam eden, enerjimizin ve kaynaklarımızın önemli bir kısmını tüketen problemi, demokrasi, hukuk ve insan hakları çerçevesinde kalıcı olarak çözmeyi hedefliyoruz. Tabii ki bu demokratik açılım sürecinin neleri kapsadığı konusunda sürekli olarak altını çizerek ifade etmeye gayret ettiğimiz bir şey var, o da görüşmeler devam ediyor. Bunlar terör sorununu, Türkiye'deki hak ve özgürlükler noktasındaki sıkıntıları, işsizlik sorunumuzu kapsıyor. Yani sorun alanları ile ilgili neler varsa bütün bunları kapsayan bir süreç ve bunun kısa, orta, uzun vadeli bir takvimi var. Ve bu takvim içerisinde ele alınmak suretiyle bu sorunlarla mücadelemizi kararlı bir şekilde devam ettireceğiz.
İktidarda bulunduğumuz 7 yıl boyunca bu alanda önemli reformlar geliştirdik. bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını azaltmak. Ekonomik olarak geride kalmış il ve bölgelerimizi ekonomiye kazandırmak, demokratik talepleri karşılamak noktasında son derece samimi bir duruş sergiledik ve samimiyetin gereğini de yerine getirdik''
Erdoğan, bu sürecin psikolojik, sosyolojik, askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik boyutları bulunduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
''Bütün bunların enine, boyuna değerlendirmesini yapmak suretiyle bu süreci çalıştıracağız. Şimdi ise uzlaşma ile konuşarak, tartışarak, görüş alışverişinde bulunarak, herkesi ve her kesimi dinleyerek yeni, köklü ve kalıcı bir çözüm sürecini devam ettiriyoruz.
İçişleri Bakanım yaklaşık bir aydır görüşmeler yapıyor. Önerileri, görüşleri dinliyor, not ediyor. Çok önemli mesafeler kat ettiğimizi buradan ifade etmek isterim. Zira şu son bir ay içinde Türkiye'nin bu meseleyi bütün samimiyetiyle, bütün açık yürekliliğiyle tartışıyor, konuşuyor olması bize geldiğimiz noktanın ne kadar umut verici olduğunu gösteriyor.
Elbette bu sürecin karşısında duracak olanlar vardır, nitekim var. Elbette önümüze engeller çıkacaktır, nitekim çıkıyor da. Ancak biz siyaseten bize, yani AK Parti'ye bedeli her ne olursa olsun, bu Demokratik Açılım sürecini, bu Milli Birlik Projesi'ni tamama erdirmek konusunda son derece kararlıyız. Geri adım atmayacağız, taviz vermeyeceğiz, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü gözü yaşlı annelerin feryadı bizim için herşeyden daha önemlidir.''

-''ÇÖZÜMSÜZLÜK SİYASET TARZI OLAMAZ''-
Başbakan Erdoğan, sorunları zamana bırakmak, sorunları çözümsüz bırakmak, çözümsüzlüğü bir çözüm gibi sunmanın, artık bu yeni dönemde bir siyaset tarzı olamayacağını, olmaması gerektiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ebediyen Orta Doğu'daki sorunlarla yaşayamayız. Ebediyen istikrarsız, güvensiz, huzursuz çatışma alanlarıyla, çatışa bölgeleriyle yaşayamayız. Ben hemen her uluslararası toplantıda dile getiriyorum; bugün bazı lokal meseleler bir takım ülkelerin çok uzağındaymış gibi algılanabilir, ancak gün gelir hesap döner ve bu sorunlar tüm dünya ile o ülkeleri de olumsuz etkilemeye başlar. Diğer bir deyişle; 'Bana yönelik terör kötüdür, ona yönelik terör iyidir' şeklindeki son derece tehlikeli bakış açısının terk edilme zamanı çoktan geçmiştir. Bu noktada son dönemde uluslararası alanda olumlu gelişmeler yaşandığını da gördük. Ancak çok daha fazlasını beklediğimizi, terörle mücadelemizde çok destekleyici bir tutumun sergilenmesi gerektiğini de hatırlatmak durumundayım.''

-''ENGELLEMEK İÇİN HER TÜRLÜ YOLA BAŞVURUYORLAR''-
Başbakan Erdoğan, başlatılan ''Demokratik Açılım'' sürecini sekteye uğratmak, toplumsal barışı tahrik etmek, zihinleri bulandırmak için her türlü gayretin gösterildiğine dikkati çekerek şöyle konuştu:
''Son iki hafta içinde tam 11 askerimiz terörle mücadele ederken hayatlarını kaybettiler. Sorumluluk taşıması gereken kesimler süreci baltalayacak açıklamalar yapıyorlar. Statükonun devamından, mevcut durumun devamından çıkar sağlamaya alışmış kesimler, Demokratik Açılım sürecinin başlatılmasına karşı çıkıyor ve engellemek için her türlü yola başvuruyor. Son derece hassas bir bir süreçten geçiyoruz ancak altını çizerek ifade ediyorum; çözüme her zamankinden daha yakınız. Çözüme yönelik umutlarımız her zamankinden fazla ve biz bu işi mutlaka çözmeliyiz diye inanıyorum. Yine söylüyorum; bedeli her ne olursa olsun, bizim partimiz bundan ne yönde etkilenirse etkilensin bu süreci nihayete erdirmek bizim asli görevimizdir. Son derece samimi hislerle yola çıktık. Kanayan bir yarayı tedavi etmek, akan kanı durdurmak, göz yaşını dindirmek için yola çıktık. Bu proje milli bir projedir, siyaset üstü bir projedir, herkesi kucaklayan, sarıp sarmalayan bir projedir.''

-''ELEŞTİRİYE DEĞİL HAKARETE VE İFTİRAYA KARŞIYIZ''-
Erdoğan, Hükümet olarak basının görevini en iyi şekilde yerine getirmesi için bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da gereken her şeyi yapmaya hazır olduklarını kaydetti.
Basın özgürlüğü ile farklı konuları birbirine karıştırmanın doğru olmadığını dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:
''Devletin kurumlarının kendilerine has yapmış oldukları rutin çalışmaları kalkıp basın özgürlüğü ile karıştırmanın doğru olmadığı inancındayım. Ben ifade özgürlüğü çerçevesinde, benim özgürlüklerime, kişisel haklarıma yapılan saldırılar karşısında çıkıp basına yönelik eleştirilerimi yaparım, yapıyorum. Basın da gayet özgür bir şekilde beni eleştirdi, eleştiriyor Ve biliyorum bundan sonra da eleştirecek. Biz eleştiriye değil, hakarete ve iftiraya karşıyız. Medyanın siyasi alanı manipüle etme gayretiyle karalama kampanyaları yapması hiçbir demokratik ülkede mazur görülemez, ancak ne benim basın kuruluşları üzerinde siyasi ya da ekonomik baskı kurma hakkım ve yetkim vardır, ne de basın kuruluşlarının kendilerini yasalar karşısında imtiyazlı görme hak ve yetkileri vardır.''
Başbakan Erdoğan, basın özgürlüğünün kimseye kanun ve hukuka aykırı hareket etme ayrıcalığı tanımadığını vurgulayarak, hukukun dışına sapanların, hukukun müeyyidelerini görmezden gelenlerin de yine hukuk çerçevesinde, hukuk dairesinde gereken sonucu alacaklarını vurguladı.
Hukukun gereği olarak gerçekleştirilen bir işlemin yurt içinde ve yurt dışında Türkiye'ye yönelik bir baskı unsuru olarak kullanılmasını son derece yanlış bulduğunu dile getiren Erdoğan, ''Türkiye bir hukuk devleti. 7 yıl öncesiyle kıyaslanamayacak kadar özgür, demokratik bir ülkedir. Ve bundan en büyük faydayı sağlayan da hiç şüphesiz özgür basındır. Meselenin başka yerlere çekilmesi, Özellikle AB nezdinde yanlış propagandayla Türkiye aleyhine bir noktaya çekilmesi son derece yanlış olur'' değerlendirmesinde bulundu.
-''AB'YE ÜYELİK ÖNEM VE ÖNCELİĞİNİ KORUYOR''-
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin stratejik hedefi konumundaki AB'ye üyeliğin gündemlerindeki önem ve önceliğini koruduğunu söyledi.
Bu hedef doğrultusunda bugüne kadar birçok kapsamlı reform çalışması gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, ''Tam üyelik müzakerelerimizin sağlıklı ilerlemesini temin etmek sadece Hükümet olarak değil toplum olarak da önceliğimizdir. AB müzakerelerini; tarihimizin en büyük demokratik açılımlarından biri olarak görüyor, bu şekilde önemsiyor ve bu anlayışı da sürdürüyoruz. Fakat Avrupalı dostlarımızın bu süreçte Türkiye'ye yardımcı olmayışları, altını çizerek söylüyorum; bizim buradaki işimizi de zorlaştırıyor'' diye konuştu.
Üyeliğin Türkiye'ye getireceği yükümlülüklerin bilincinde olduklarını ifade eden Erdoğan, Avrupa tarafının da bu süreçte yükümlülüklerini yerine getirmesini ve verdiği sözlerin arkasında durmasını beklediklerini ifade etti.
Nobel Barış Ödülü sahibi Marti Ahtisaari'nin başkanlığını yaptığı ve birçok değerli devlet adamının da yer aldığı Bağımsız Türkiye Grubu'nun raporuna değinen Erdoğan, şöyle devam etti:
''Rapor Türkiye'ye yönelik Avrupa'da kimi liderler tarafından sergilenen yaklaşımın AB'nin temel ilkelerine ters düştüğünü açıkça belirtiyor. Tamamen siyasi mülahazalarla, tamamen oy kaygısıyla yapılan açıklamalar, ortaya konulan tavırlar, Avrupa'nın geleceğine hizmet etmiyor. Tam tersine tarihi birer hata olarak Avrupa'nın ve dünyanın geleceğini tehdit ediyor. Bu noktada herkesi sorumlu olmaya, samimi olmaya davet ediyorum.''

Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 15:09

İLGİLİ HABERLER