Erdoğan'dan Esad'a 'vururuz' resti!..
AK Parti Genel Merkezi'ndeki iftar yemeğinde ana gündem maddesi Suriye idi.
(AA) - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Biz, Suriye halkının zafere her zamankinden daha yakın olduğuna inanıyoruz. Ancak Suriye halkı zaferini ilan ederken, bugüne kadar akan kan, o kanın akmasına destek verenlerin alnına kara bir leke olarak kazınacak ve oradan da hiç çıkmayacaktır. Hakkın değil yanlışın, mazlumun değil zalimin, zayıfın değil güçlünün yanında yer alanlar, tarih önünde mahcup olacaklar, vicdan muhasebesini kaybetmiş olacaklardır.Kuzey Afrika'da başlayan halk hareketleriyle birlikte, biz Suriye'ye dostça, kardeşçe uyarılarımızı da yaptık. Ancak bizim uyarılarımızın hiçbiri dikkate alınmadı, bize ve uluslararası topluma verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Çok samimi bir şekilde ifade ediyorum; eğer Esed yönetimi, uyarılarımızı dikkate almış olsaydı, Suriye bugün bu yaşadıklarını yaşamıyor olacaktı'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Suriye'de, bu kanlı rejim, er ya da geç mutlaka gidecektir. Nitekim, son günlerde panik halinde ortaya konan acımasız katliamlar, Suriye'de rejimin yok olmaya doğru giden ayak seslerini de tüm dünyaya ilan etmiştir. Biz, Suriye halkının zafere her zamankinden daha yakın olduğuna inanıyoruz'' dedi.
Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen ''5. Geleneksel Ankara'daki Yabancı Misyon Şefleri ve Büyükelçiler İftar Yemeği''nde yaptığı konuşmada, Suriye'deki gelişmelere değindi.
Türkiye ile Suriye'nin, 2011 yılında, olayların başladığı güne kadar çok olumlu, anlamlı, karşılıklı fayda sağlayan bir ilişki, yakınlık kurduğunu belirten Erdoğan, iki ülke arasındaki dış ticaret hacminin 2002 yılında 773 milyon dolar olduğunu, 2010 yılında ise bu rakamın 2,5 milyar dolara çıktığını hatırlattı.
''İkili ilişkilerimizde, temaslarımızda, anlaşmalarımızda her zaman karşılıklı olarak iki ülkenin ve halkların refahını gözettik'' diyen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Suriye'nin uluslararası topluma entegre olabilmesi, dünyadaki gelişmeleri izleyebilmesi, küresel refahtan pay alabilmesi için her türlü işbirliğini samimiyetle gerçekleştirdik. Kuzey Afrika'da başlayan halk hareketleriyle birlikte, biz Suriye'ye dostça, kardeşçe uyarılarımızı da yaptık. Ancak bizim uyarılarımızın hiçbiri dikkate alınmadı, bize ve uluslararası topluma verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Çok samimi bir şekilde ifade ediyorum; Eğer Esed yönetimi, uyarılarımızı dikkate almış olsaydı, Suriye bugün bu yaşadıklarını yaşamıyor olacaktı.
Mart 2011'den bu yana, Suriye'de 18 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Suriye'de artan şiddete paralel olarak, sadece ülkemizdeki Suriyeli sığınmacı sayısı 40 bini aştı. Son 48 saat içinde Suriye'de katledilenlerin sayısının 550 kişiyi geçtiği ifade ediliyor. Bunların yanında, Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığına yönelik iddialar da dillendiriliyor. Gelinen aşamada, Türkiye dahil uluslararası toplumun iyi niyetle desteklediği Annan Planı, mevcut haliyle Esed rejiminin elinde bir istismar aracı gelmiştir. Yaşanan gelişmeler karşısında uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Cenevre ve Paris'te yapılan son toplantılarda ortaya çıkan anlayış doğrultusunda, BM Güvenlik Konseyi'nin gerekli adımları bir an önce atması artık bir zarurettir.''
-''Türkiye misliyle karşılık vermekten çekinmeyecektir''-
6 Temmuz'da Paris'te yapılan Suriye Halkının Dostları Grubu toplantısında, uluslararası camianın BM Güvenlik Konseyi'nden beklentisini açıkça ortaya koyduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, Suriye'ye yönelik yaptırımlara ilişkin bir karar tasarısının, 19 Temmuz günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde üçüncü defa veto edilmiş olmasını anlamakta güçlük çektiklerini söyledi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Suriye'de, bu kanlı rejim, er ya da geç mutlaka gidecektir. Nitekim, son günlerde panik halinde ortaya konan acımasız katliamlar, Suriye'de rejimin yok olmaya doğru giden ayak seslerini de tüm dünyaya ilan etmiştir. Biz, Suriye halkının zafere her zamankinden daha yakın olduğuna inanıyoruz. Ancak, Suriye halkı zaferini ilan ederken, bugüne kadar akan kan, o kanın akmasına destek verenlerin alnına kara bir leke olarak kazınacak ve oradan da hiç çıkmayacaktır. Hakkın değil yanlışın, mazlumun değil zalimin, zayıfın değil güçlünün yanında yer alanlar, tarih önünde mahcup olacaklar, vicdan muhasebesini kaybetmiş olacaklardır.
Bildiğiniz gibi, 22 Haziran'da, Doğu Akdeniz'de, Suriye karasularının 13 mil açığında, yani uluslararası hava sahasında silahsız olarak seyreden bir Türk uçağı Suriye tarafından düşürüldü. Uçağımız, hiçbir uyarı yapılmadan, uluslararası teamüllere tamamen aykırı olarak, düşmanca bir tavırla hedef alındı. Her ülkenin hava sahası, başka ülke uçakları tarafından zaman zaman kısa süreli ihlal edilir. Bununla ilgili uyarılar yapılır, ihlaller bildirilir. Ancak bizim uçağımıza yönelik hiçbir uyarı yapılmadı. Kısa süreli bir ihlal olmasına rağmen, uçağımız hasmane bir tavırla düşürüldü.
Türkiye, uluslararası hukuk çerçevesinde bu düşmanca tavır karşısında gereken tüm önlemleri almıştır. Benzeri bir hadisenin yaşanmasını engellemek amacıyla, Türkiye, angajman kurallarını değiştirmiştir. Suriye rejiminin bu gelişmelerden ders almayıp düşmanca tavırlarını sürdürmesi halinde, Türkiye misliyle karşılık vermekten çekinmeyecektir.''