ERKEKLERİN TAHTINI SALLAYAN KADINLAR!
İyi eğitimli kızlar, şirketlerinde bir adım öne geçerek bayrağı teslim almaya başladı bile. Aksiyon Dergisi bu hafta kadın veliahtları araştırdı.
'Oğlum olsun, işimi devam ettirsin' anlayışı, Türk iş dünyasının temel felsefesini yansıtır. Özellikle, Anadolu'daki küçük ve orta büyüklükteki işletmeler için, şirketin geleceği erkek evlatların varlığına bağlıdır. Bu anlayış öylesine baskındır ki, erkek vârisin olmadığı durumlarda, kız çocukları yerine damatlar devreye sokulur. En azından, kadın vâris kadar damadın da yönetimde olması, işletmenin geleceği açısından önemli görülen bir noktadır. Hatta kültürümüzde bu konuyu anlatmak için 'iç güveysi' tabiri bile üretilmiştir. Son yıllarda yaşananlar ve aile şirketlerindeki gelişmeler ise bu anlayışın değişmeye başladığını gösteriyor. Firmalarda, vâris denince artık sadece erkek evlatlar akla gelmiyor. İstanbul merkezli büyük holdinglerin yanında, Anadolu'nun büyüme, markalaşma ve dünyaya açılma sürecindeki şirketlerinde de direksiyona kız çocukları geçebiliyor artık.
Bu işin bayraktarlığını yapanlar, ülkenin önde gelen şirketlerinde göreve gelenler şüphesiz. İstanbul Sanayi Odası'nın her yıl açıkladığı 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesindeki önemli holdinglerde yönetimi devralan veya üst düzey görevlere gelen vârislerden söz ediyoruz. Akbank'ta Suzan Sabancı Dinçer, Yaşar Holding'de Feyhan Yaşar Kalpaklıoğlu, Çanakkale Seramik'te Zeynep Bodur Okyay, İnci Holding'de Şerife İnci Eren, Kamil Koç'ta Sena ve Sema Kaleli kardeşler, Kurtsan Holding'de Meltem Kurtsan, Çelebi Holding'de Canan Çelebioğlu Tokgöz, Aras Kargo'da Evrim Aras Sağıroğlu, Tekofaks Panasonic'te Hande Bermek Başoğlu ve Erkunt Tarım'da Zeynep Erkunt Armağan... Bu isimler, şirket yönetimlerini babalarından devralmış veya vefat üzerine şirketin başına geçmiş kadın vârisler. Bunlar sadece öne çıkanlar. Aslında firmalarda hızla yükselen ve erkek kardeşler kadar etkinliklerini artıran kadın sayısı azımsanmayacak kadar çok. Büyük şehirlerdeki gibi Anadolu'daki aile şirketlerinde de 'kadın patron' fikri yaygınlaşıyor. Kadınlar ise karakterlerini şirketlere yansıtmayı daha şimdiden başarmış durumda. Bu dosyada, yeni ama bir o kadar da hızlı gelişen süreci bütün yönleriyle görme fırsatı bulacaksınız.
VÂRİSLİK ÇOCUKLUKTAN BAŞLIYOR
Vârislerin şirkete adaptasyonu, çocukluktan başlayan bir süreç. Kiminle konuşsanız, altını çizdiği ilk husus, küçüklüğünden itibaren babasının elinden tutarak şirkete gelip gitmesi. Aslında şirketlerle beraber büyüyen isimler. Çünkü önemli bölümü ikinci nesil ve işletmelerin büyüme süreci, onların yetişme dönemlerine tekabül ediyor. Bu açıdan 'ikinci nesil, Türkiye'deki şirket kültürünün içinde yoğruluyor' demek yanlış olmaz. Türkiye'nin önde gelen elektronik şirketlerinden Tekofaks Panasonic'te yönetimi Ayhan Bermek'ten devralan Hande Bermek Başoğlu, anne ve babasının aktif çalışmasının da etkisiyle çocukluğundan beri iş gündeminin içinde yetişmiş. Şirketten eve taşınan konular, daha o yaşta onu işe hazırlamış aslında. Tekofaks'la ilk ciddi ilişkisi ise üniversite eğitimi sonrası olmuş. Elbette 'tepeden inme' bir yöneticilikten bahsetmiyoruz. Muhasebeden pazarlamaya, depodan halkla ilişkilere kadar bütün bölümlerde çalışmış. Ayhan Bey'in yanında iş seyahatlerine katılmışlığını da unutmamak lazım. Hande Hanım, ileride yönetimi devralacak bir patron adayı için bunları yaşamanın önemine işaret ediyor, şirketi en iyi tanıma yolunun buradan geçtiğini vurgulayarak.
Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Üyesi Sema Güral Sürmeli ve kardeşlerinin işe adaptasyon süreçleri de çocuk yaşta, işçi servisleriyle şirkete gelip gitmelerle başlıyor. Sadece Kütahya'nın değil, Türkiye'nin de duayen iş adamlarından Nafi Güral'ın kızları olmak kolay değil elbette. Disiplini, asla vazgeçmediği prensipleri ve yenilikçi vizyonuyla tanınan Nafi Bey'in bir oğlu ve üç kızı var. Oğlu şirketin seramik yatırımlarını yönetirken, porselen Sema Güral'dan, Sapanca'daki dev sağlık turizmi yatırımı Hediye Güral Gür'den, ambalaj fabrikası ise en küçük kardeş Gülden Güral'dan soruluyor. Kardeş sayısının fazla olması onlarda farklı sektörlere açılımı kolaylaştıran bir durum. Çünkü kardeşlerin ilgi alanları hayli farklı. Üniversitede seramik okuyan ve porselen üzerine uzmanlaşan Sema Hanım, hem eğitimini aldığı, hem de ilgi alanına giren bir işin başında olmaktan son derece memnun. Patron konumuna rağmen en fazla vakit geçirdiği yer, porselen tasarım atölyesi. Şirketin tasarım grubunu o yönetiyor.
Alarko'nun ikinci kuşak hissedarlarından Leyla Alaton Günyeli, iş hayatına Amerika'da ticaret yaparak başlamış bir isim. Türkiye'den Amerika'ya yıllık 2 milyon dolarlık kemer ihraç eden Leyla Hanım, bir süre sonra hissedarlık sorumluluğu hissederek kendi işlerini tasfiye etmiş ve aile şirketine katılmış. Zorlu ailesinin üçüncü kuşak temsilcilerinden Şule Zorlu, fabrikanın tozunu yutmanın önemine dikkat çekiyor. Fabrikada büyüdüğünü söyleyen Şule Hanım için çocukluk anıları arasında 'iplik sökmek, yemekhaneden bardak çalıp kurbağa yakalamak' da var! Onun yaklaşımına göre şirket büyüklüğünün fazla önemi yok. Eğer sermayedar olarak çalışacaksanız, çalışanların neler hissettiğini ve neler yaşadığını bilmek zorundasınız. Bunu bilmeden onları yönetmek ve empati kurmak çok zor. Bunun için de fabrikanın tozunu yutmak kaçınılmaz...
12 YAŞINDA İŞ GÖRÜŞMESİ
İş hayatına girişte en ilginç hikâyelerden biri, Malkan Makine Genel Müdür Yardımcısı Mutlu Alkan Kütüklüoğlu'na ait. Henüz 12 yaşındadır ve ortaokulda yarıyıl arasıdır. Babası onu alır ve Almanya'daki bir fuara götürür. Birkaç aylık İngilizce bilgisine sahip kızına, "Hadi bakalım burada insanlarla tanış, ne iş yapıyorlar, hangi ülkedenler geliyorlar..." der ve onu kendi hâline bırakır. "İş hakkında hatırladığım ilk ciddi sınav bu." diyor Mutlu Hanım. İlkokuldan itibaren işyerine gelip gitmeye başladığını, şirkete resmen katıldıktan sonra da, makinelerin servisinden, şirket merkezinin temizliğine, on parmak klavyenin öğretildiği sekretaryadan muhasebeye, 1,5 yıl her kademede eğitim aldığını söylüyor. Şimdiki görevi ise ihracat sorumluluğu ve genel müdür yardımcılığı.
Türkiye'nin önde gelen giyim markalarından Sarar'ın yönetim kurulu üyesi Gözde Sarar, kumaş parçalarıyla oynayarak başladığı iş serüveninde ilk ciddi tecrübesini 'erkek gömlekleri sorumlusu' olarak yaşamış. O hâlen 'Sarar Kadın'ı yönetiyor.
Manisa Akhisar merkezli, ülkenin önde gelen piliç ve yumurta üreticilerinden Keskinoğlu'nda ise vârislerin işe başlaması için önce başka bir şirkette staj yapması gerekiyor. Şirkete döndükten sonra da çalışmaya en alt kademeden başlamak şart. Aynen diğer çalışanlar gibi, işe başlamadan önce vârisleri ilgi alanları ve yeteneklerini tespit için testten geçirmek bu şirketin rutinlerinden. Keskinoğlu Grubu İnsan Kaynakları Koordinatörü Esin Keskinoğlu Onaran, bu sürecin sonunda bulunduğu noktaya atanmış bir isim. Bu alandaki becerileri, yetenek testlerinde ortaya çıkmış.
Mersin merkezli Tat Bakliyat'ın genel müdür yardımcısı Tuğba Memiş, aile şirketinde faks ve fotokopi çekerek işe başlayanlardan. Şirketi tanıma adına, o da bütün birimlerde çalışmayı tercih etmiş. Hâlen şirketin ihracat ve halkla ilişkiler departmanlarından sorumlu.
'BABAMIN KOLTUĞU BENİ BEKLEMİYOR'
Patronun oğlu olmak ileride şirketi devralmak için yeterliyken, patron kızları için bu konunun yeni olgunlaşmaya başladığını söylemiştik. Nitekim kızların katılımında iki farklı eğilim hâlen ağırlığını sürdürüyor. Ya aileler onların şirkette görev almasına sıcak bakmıyor veya onlar kendilerine farklı bir yol haritası çizmek istiyor. Veliahtların özgürlüğü konusunda en radikal fikirlere sahip isim kuşkusuz, Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton Günyeli. Ona göre, çocukların, babalarının işini devam ettirmek zorunda olmaları artık alaturka bir fikir. Babasının büyük bir işi dahi olsa çocuklara özgürlük alanı tanınması gerektiğini düşünüyor. Alarko'nun kurucuları İshak Alaton ve merhum Üzeyir Garih'in ikişer çocuğu var. Hepsi bugün şirketin yönetim kurulu üyesi. Alarko'da patronlar, denetim ve tanıtım işlerine ağırlık vermiş durumda. Yükü taşıyan ise profesyoneller. Leyla Hanım bu açıdan, babasının işine geri dönmek adına bir hissedarlık sorumluluğu hissettiğini ama hiçbir zaman, 'koltuğun orada seni bekliyor' duygusu yaşamadığını söylüyor.
Gittikçe kurumsallaşan, dışa açılan ve yabancı ortaklıklara imza atan şirketlerde artık klasik veliaht mantığının geçerli olmadığını düşünüyor Leyla Alaton. Tanıdığı birçok büyük şirket sahibinin çocuklarının fotoğrafçılık, sanat ve mimarî okuduğunu belirterek, "Baban tekstil işi yapıyordur; ama ya senin ruhunda sanatçı olmak varsa. Böyle bir hapis, böyle bir mecburiyet olabilir mi? Artık ailelerin önemli bölümü de çocuklarını buna mecbur etmiyor." diyor. Kendi çocuklarının da Alarko'da çalışmak gibi bir mecburiyetleri olmadığını söylüyor. Hatta 'çalışmalarını tercih etmem' diyor. Onların kendi yollarını bularak, daha özgür ve mutlu olabileceklerine inanıyor. Aslında ailenin 'mecbur etmemesi', ayrımcı bir yaklaşımın sonucu olsa da, kız çocukları için daha fazla geçerli. Anadolu'da hâlen erkek çocuklar 'şirketin geleceği' gibi görülüyor; ama kız çocuklarının işe karışmasına şüpheyle yaklaşılan örnekler çok fazla.
Ayşe Bağcı Pekdemir bu süreci yaşamış bir isim. Aydın merkezli Bağcı Grubu'nun yönetim kurulu üyesi Ayşe Hanım, şirkete katılabilmek için epey mücadele etmek zorunda kalmış. Şirketin amiral gemisi balık üretim ve ihracatı. Balıkçılık aslında tamamen erkeklere özgü bir alan. Babasının kendisine başka bir iş kurmak istediğini belirterek, "Babam ilk başta bu işi bana uygun görmedi; ama ben ısrar ettim ve şimdi doğru karar verdiğimi düşünüyorum." diyor.
Tuğba Memiş, 'oğlum olsun işimi devam ettirsin' anlayışının hâlen baskın olduğu görüşünde. Erkek çocuklara daha fazla güven olduğunu düşünüyor. Onların daha iyi yöneticilik yapacağı kanaati hâkim. Liderlik konumuna da daha çok yakıştırılıyorlar. Memiş, "Bu bakış açısını bir süre daha kıramayacağımızı düşünüyorum." diyor. Leyla Hanım ise bu konuda, biraz da ironik bir yaklaşımla, erkek kardeşi olmayan kızların şirket yönetimleri için daha fazla şansı olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Bugün şirketlerin başına geçmiş kadınların, aynı seviyede erkek kardeşleri olsaydı, o konumda olurlar mıydı bilmiyorum."
ÇOK KAPTANLI GEMİ OLMAZ!
Kamuoyunda sivil toplum faaliyetleriyle tanınan Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği'nin (AMPD) başkanı Nuşin Oral, aynı zamanda aile şirketi YKM mağazalarının yönetim kurulu üyesi. Nuşin Hanım, perakende işi kadar, aile şirketlerinin kurumsallaşması meselesine de kafa yoran bir isim. O, üçüncü kuşağı, ikinciye göre daha avantajlı görüyor. Çünkü ikinci kuşak işe başladığında kurucular daha işin içinde oluyor ve onların yönetim anlayışı şirketlerdeki egemenliğini sürdürüyor. Üçüncü kuşak ise bu bakımdan daha bağımsız hareket etme imkânına sahip. Şirket yapılarının ikinci kuşaktan itibaren girişimci ruhtan uzaklaşıp kurumsallaşma ihtiyacı hissettiği tespitini de yapan Oral, "Kurumsallaşamayan yapamayan şirketler sorun yaşıyor. Çünkü özellikle üçüncü kuşakta sayısal olarak da kalabalıklaşabiliyorsunuz ve sorunlar artıyor. Ama kurumsallaşmada önemli mesafe alırsanız şirketin devamı adına daha önemli bir adım atılmış oluyor. Her geminin bir kaptanı olur ve çok kaptanlı yapı olamaz. Bunu yapamazsanız şirket zarar görüyor." diyor.
KADINLAR DETAYCI, SAĞDUYULU VE MANTIKLI
Peki, çoğalan vârisler arasında, ağırlıkları hissedilir şekilde artan kadınların, şirketler için önemi veya farkı ne? Kadın veliahtlar, iş hayatında neleri değiştirecek? Aslında kadın veliahtların ortak yönü, pozisyonlarındaki benzerlik. Neredeyse tamamı şirketlerinin ihracat, pazarlama ve tanıtımından sorumlu. Bu yönüyle onlar aile şirketlerini dışa açan ve kurumsallaştıran bir fonksiyon üstlenmiş durumdalar. Hande Bermek kadınların detaycı yönlerine işaret ediyor ve kadın yöneticilerin daha disiplinli olduğunu düşünüyor. Gülden Güral ise detaycılığın kadınlara, erkeklerin atladığı konuları yakalama şansı verdiğini söylüyor. Ablası Hediye Hanım ise buna bir de kadınların sağduyusunu ekliyor. Sağduyu kritik noktalarda daha sağlıklı kararlar verebilmelerini sağlıyor. Esin Keskinoğlu da tam bu noktaya işaret ediyor. Şirketin yönetim kurulundaki tek kadın sıfatıyla, farkını aktarıyor: "Olaylar karşısında biraz daha sakin davranıyorum. Empati kurabiliyorum. İnsan ilişkilerim iyi ve aile içi ilişkilerin düzenlemesinde katkım oluyor. Fevri tavrım yok, daha çok mantığımla hareket ederim. Hemen tepki vermem. Yöneticilik tarzım daha hoşgörülü ve anlayışlı."
Tuğba Memiş de kendi tecrübesinden hareketle, kadın yöneticiler için benzer özelliklerden bahsediyor. Kadınların özellikle pazarlama ve iletişim bölümlerinde daha başarılı olduklarını vurgulayarak, iletişim yetenekleri, duygusal zekâları ile azimlerinin daha fazla olduğunu ve mükemmeliyetçi karakterlere sahip olduklarının altını çiziyor. Bu özellikler de aslında şirketlerin kurumsallaşma sürecinde kadınları öne çıkarıyor. Gözde Sarar, kadının farkını kendi tecrübesinden hareketle daha somut verilerle ortaya koyuyor. Yılların erkek giyim markasının kadın bölümünün kurulmasına öncülük eden Gözde Hanım, "Hazırladığımız her ürünü kendim de deniyorum. Kalıbına, boyuna posuna bakıyorum. Elbette bunun avantajlarını yaşıyorum." diyor.
Ayşe Bağcı'nın tecrübesi de oldukça somut; ancak bir o kadar da dramatik! Babasının şirketinde işe başladığında balıkçılık sektöründe hiç kadın yönetici çalışmadığını belirterek, uzun süre kendini kabul ettirmek için uğraşmak zorunda kaldığını söylüyor. Yaşadıkları âdeta şaka gibi. 'Seninle muhatap olmak istemiyoruz, başka biri yok mu?' veya 'Firmada erkek yönetici yok mu?' diye sorulması onu şoke etmiş. Ancak bu yaklaşımlardan yılmayarak iki yılda, bir kadının da balıkçılıktan iyi anlayabileceğini ispat etmiş bütün sektöre. Trajikomik denebilecek tecrübeler yaşayan diğer isim Mutlu Alkan. Makine sektörü de erkek egemen olduğundan müşterilere uzun süre kendini kabul ettirme çabası verir. Kendisiyle bizzat görüşmeyenlerin 'Mutlu abisi' olmaya devam etmiş uzun süre! Kendi şirketinde yaşadığı bir diyaloğu unutamıyor: "Şirket yöneticilerimizden birinin benim için, 'eninde sonunda evlenecek canım, bırakın o zamana kadar hayallerini gerçekleştirsin' dediği toplantıyı unutamam. Bugün hepimiz birbirimize alıştık, kadın sayısı epey arttı. Şunu da belirtmeliyim ki, eksikleri tamamlama heyecanı ve hataları tekrarlamama oranı açısından kadınla çalışmanın avantajlarını yaşıyorum."
Kadınların şirketlere kattıkları hakkında daha çok şey söylenebilir; ama Sema Güral, onların hayata kattıklarını da buna ekleyerek son noktayı koyuyor. İki çocuk annesi, yemek kitabı yazacak kadar ev hanımlığı yönü gelişmiş ve bizzat atölyede üretim yapacak kadar kendi işini bilen Sema Hanım'a göre, kadınların erkeklerden farkı, aynı anda pek çok işi planlayıp uygulayabilmeleri. Bir yandan işini yöneten kadın, aynı anda evde bıraktığı çocuğunun programını, ne içip ne yiyeceğini organize ediyor. Okula giden diğer çocuğun programı da ayrı elbette. Evin ihtiyaçlarını düşünmek ve bunları planlamak da kadının görevi. Sema Hanım'a göre, erkekler sadece işe gidiyor. Kadın çalışsa da, yöneticilik de yapsa, patron da olsa, evdeki bütün sorumluluklar ona ait olmaya devam ediyor. Aslında bu sistemde çalışan kadınların 'detaycı, disiplinli ve mükemmeliyetçi' olmaları kaçınılmaz oluyor.
DOSYANIN DEVAMI AKSİYON DERGİSİNDE
Güncellenme Tarihi : 15.5.2016 06:24