İşi hep zamana bıraktınız. Çabuk hareket etmediniz. Eğer parmakta kangren başlamışsa, kolu kesip atacaksınız. Yoksa vücudu kurtaramazsın. Yıldırım, bunu yapamadı.
Fener'de yapılanlar hep günlük kararlarla oldu. Yıldırım, nasıl tribünleri yaparken işi ehil ellere bıraktıysa, futbol takımının da aynı sistemi yapması gerekirdi.
DERLER ki: ‘‘Gazeteci ile polise güvenmeyeceksin.’’ Niye? Yani, onlara sırrını vermeyeceksin. Daha doğrusu, açık vermeyeceksin. Aslında, iki grup da doğru yollardan görevlerini yaparlarsa, kızmayacaksın. En önemlisi de, bu iki grubu kullanmaya kalkmayacaksın. Kullandığını zannedersin, sonra beyin üstü inersin!
Bu yaşıma geldim, Fenerbahçe hiç değişmedi. Hep basına malzeme olmuştur, reitingi fazladır. Her kulüpte sorun oluyor. Aynı aile gibi... Ama, içeridekileri bu kadar ortada tartışılan başka bir kulüp yok. Yönetime gelmeden evvel, basınla her türlü diyaloğa giren, hatta taviz verenler, yetkiyi ellerine alınca, bu sefer o basınla oynamaya kalkıyorlar. Veya sırtlarını dönüyorlar. İşte, bütün olayın başlangıçla bitişi bu.
Camiayı tanıyor
Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Takımı'nda futbol şube sorumluluğu yaptı. Yani, camiayı iyi tanıyor. Bazı takıntıları da olabilir. Mesela, Oğuz gibi. Oğuz, Mustafa Denizli ile de Lorant'la da ahenkli çalışamadı. İkisi gitti, bu sefer O, teknik direktör oldu. İstisnalar hariç, yardımcı antrenörün aynı takımda teknik direktörlüğe getirilip, başarılı olduğu pek görülmez. Çünkü O, yardımcı antrenörken, futbolcunun ağebeyidir, amcasıdır, eniştesidir, dayısıdır. Futbolcular O'nunla teknik direktör hakkında dertleşirler. Zaman zaman da şikayetlerini dile getirirler. O da, ileriki günlerde teknik direktör olunca, bu işleri halledeceğini söyler. İşte Oğuz'un durumu öyle. Yetkiyi eline alınca da, kazın ayağının öyle olmadığını görür.
Bağıra bağıra gitti
Aziz Yıldırım, Oğuz'u teknik direktör yapmak için çok çalıştı. Hatta yönetim kurulu toplantısında, Oğuz'un gelmemesi konusunda baskı yapanlarla Aziz Yıldırım çok mücadele etti. Sonunda, dediğini yönetime kabul ettirdi. Telefon açıp, Oğuz'a bu müjdeli haberi verirken, sesi titriyor, hatta gözleri doluyordu. Ama tam bu sırada, bu sefer karşı grup ani bir atağa geçerek futbol şube sorumluluğuna Sadettin Saran'ı getirdi. Şimdi durum, 1-1'di. Ki, Sadettin Saran da Oğuz'un gelmemesini isteyen gruptandı. Sonra, beraberce çalışmaya başladılar. Ne değişti? Hiçbir şey. Çünkü takımda sorunlar vardı. Lorant, kafesin içindeydi, bunlarla uğraşamamıştı. O da çok bağırdı, ‘‘bana bir yardımcı’’ diye. Bağıra bağıra da gitti. Zaten onu getirmek hataydı.
İşi ehline bırak
Fenerbahçe'de yapılanlar -inşaatlar hariç- günlük kararlarla oldu. Aziz Yıldırım, nasıl beton dökülürken, kalıplar atılırken, tribünlerin üstü kapatılırken, işi ehillerine bıraktıysa ve bildiği işler olan bunları kontrol ettiyse, futbol takımında da aynı sistemi yapması gerekirdi. Yapmadı...
Kulüp başkanı, teknik adamın işine karışacak. Hesap da soracak. Ama teferruatta boğulmayacak. Ve bunu belli bir prosedürde yapacak, herkesin önünde değil. Çünkü ona gelecek zarar, dönecek kendisine gelecek.
Pahalı bir ders
Ortega, iyi bir futbolcu. Ortega ile anlaşıldığı gün biz, Dünya Kupası'ndaydık. Oradaki Arjantinli basın mensuplarıyla konuştuk. Hepsi, ‘‘Tek başına yaşayan bir oyuncu. Herkes yemek yerken O ayrılır, kendi başına oturur. Yapısı odur’’ dediler. Hatta, Ortega'nın futbolcu olarak keşfinden sonra sık sık şehirden kaçarak, çok özlediği köyüne gittiği de söylenir. Bu futbolcuyu alırken, istihbaratları biliyorsunuz. Peki, ne yapıyorsunuz? Daha birinci gün Lorant, aşağılık kompleksine girip, Feyenoord maçında Ortega'ya ders vermeye kalkıyor. Yani Ortega'yı daha ilk maçta kaybediyorsunuz. Sonra devamı geliyor. Menajerler, Ortega'ya verilen taksit, Parma'daki para, River Plate'e verilen para, toplam 7,5 milyon dolar havaya uçtu. Ortega'ya verilecek olan 13,5 milyon dolar da verilmediği için kurtarıldı. Yani, 8 ayda toplam kayıp, ayda 1 milyon dolara geliyor. Fenerbahçe için pahalı bir ders. Daha evvel zaten Revivo da gitti, Rapaiç de... Peki bunları yönetim mi gönderiyor, yoksa Oğuz'un tavsiyeleri mi? Bence ikincisi.
Şimdi de Ogün sorunu var. Bu oyuncu, Trabzon'un kaptanıydı, Fener'in kaptanı oldu. Fenerbahçeli, Ogün'ü kaptan olarak içine hiç sindiremedi. Herkes Ogün'ü ‘‘Trabzon'un kaptanı’’ olarak hatırladı. Bu futbolcunun Mustafa Denizli ile sorunları oldu, Lorant'la oldu.
Şimdilerde Oğuz'la münasebeti nedir, bilinmez. Yalnız, son Dünya Kupası'na giderken Şenol, Ogün'ü çok ani bir kararla Kore'ye götürmedi. Gerekçesi de, ‘‘Futbolcu olarak onu sahaya sürmezsem, arka tarafta çok kulis yapıyor. Takımı bozar’’ fikriydi. Onun için de kesti, attı. Peki, Fenerbahçe yönetimi, Oğuz'la oturup, ‘‘Seneye de bu takımın başındasın. Geçmişle senin hiç suçun yok’’ dedi mi? Yoksa, Oğuz da mı zayıf halkanın bir parçası olacak?
Ama artık deniz bitiyor. Leş kargaları seslerini yükseltmeye başladılar. Hele bazıları var ki, artık maçlara da gelirler. Bakalım, geldiklerinde neler göreceğiz?
Fatih Akyel hatası
Bakın, bütün bunlar neden oluyor? Otorite zaafından. Son, Beşiktaş maçında Fatih Akyel o hatayı yapmasa belki de maçı Fener alacak ve her şey tersine dönecekti. Fener daha iyi olacak, Beşiktaş'ta çatlak sesler çıkmaya başlayacaktı. Ama bu Fener yönetimi hala Fatih Akyel'in cezasını düşürmeye uğraşıyor. Ben, Fener yönetiminin yerinde olsam, Fatih Akyel'i Milli Takıma da göndermezdim.
Fenerbahçe'de yıllardır olmayan işte bu. Herkes ince düşünüyor. Başkan dahil, işi zamana bırakıyorlar. Futbolda bazı şeyler vardır, çabuk hareket etmezsen, taca çıkarsın. Eğer parmakta kangren başlamışsa kolu kesip atacaksın. Yoksa yarın vücudu da kurtaramazsın. Aziz Yıldırım'ın yapamadığı olay, bu oldu.
hürriyet
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:21