Medya
  • 26.9.2021 19:58

FETÖ bir SABETAY örgütüdür.. Kestanepazarı Camii'sinin inanılmaz sırrı

FETÖ BİR SABETAY ÖRGÜTÜDÜR… KESTANEPAZARININ BÜYÜK SIRRI
31 Mart 1492'de Elhamra Sarayı'nda imzalana
n kararname ile kral İspanya’daki bütün Yahudileri kovdu. Göçe zorlanan Yahudiler, hangi ülkeye başvursa ret cevabı aldılar.
Mülteci durumuna düşen Yahudilere Osmanlı kucak açtı.
II. Bayezid, Kemal Reis komutasında Osmanlı donanmasını İspanya’ya göndererek, yaklaşık 150 bin Yahudi’yi Osmanlı topraklarına getirtti.
Osmanlı vatandaşı yapılan Sefarad Yahudileri başta İstanbul, Edirne ve Selanik olmak üzere; İzmir, Manisa, Bursa, Gelibolu, Amasya, Patros, Korfu, Larissa ve Manastır’a yerleştirildiler.
Osmanlı Yahudi toplumuna çok büyük bir iyilik yaptı.
Hitler’in yaptığı soykırımdan çok daha büyük bir soykırımdan kurtardı.
İyilikten maraz doğar demiş atalarımız.
Yok olmaktan kurtardığımız Yahudilerin içerisinden çıkan bir grup, kendilerini yok olmaktan kurtaran Osmanlı’yı yok etti.
Bugün yaşadığımız pek çok kötü olayın ve sıkıntının da sebebi işte bu gruptur.

Bu meseleyi sonra uzun anlatırız.
Sabatay Sevi 17. yüzyılda İzmir Agora'da doğdu.

22 yaşında Mesihlik iddiasında bulundu. Dünyayı kötülüklerden arındıracağına, tüm Yahudileri mukaddes İsrail’e götürerek orada yeniden tapınağı inşa edeceğine inanıyordu.
Mesihlik iddiası Yahudiliği ikiye böldü. Her kıtada binlerce mürit edindi.
Sevi İzmir'den İstanbul'a geçti. İstanbul’daki Yahudiler kendine tepki gösterince Sevi Selanik'in yolunu tuttu. Sevi Selanik'teki ilk günlerinde Mesihlik iddiasında bulunmazken zekâsıyla Selanikli Yahudileri kendisine hayran bıraktı. Öyle ki evinde misafir olduğu bir Yahudi, ona kızını bile verdi.
Kâğıt üzerinde evlendi ama gerçek bir evlilik yapmadı. Soranlara da Tevrat ile evli olduğunu söyledi.
B
u sözleri duyan hahamlar bunun Mesihlik iddiası olduğunu belirterek sert tepki gösterdi.
Selanik'ten ayrılıp İzmir'e döndü ardından da ikinci kez İstanbul'a gitti.
Tepkiler üzerine 1659'da babasının yanına İzmir'e geri döndü.
Kısaca İzmir Sevi’nin kürkçü dükkânı oldu.
Bu kez İzmirli hahamlar Sevi’yi Padişah’a şikâyet etti.
Sevi tutuklanıp Sultan 4. Mehmet'in huzuruna çıkarıldı.
Padişah kendisini yargılaması için bir divan kurdu.
Divan reisi: "Karıştırmadığın halt kalmadı. Uyandırmadık fitne bırakmadın Sabatay Efendi. Haydi bakalım şimdi göster kerametini!" deyince Sevi panik oldu.
Divan şu kararı verdi;
Sabatay Sevi soyunacak, vücudu en maharetli okçulara nişangâh yapılacak.
Attıkları oklar Mesihlik iddiasındaki Sevi’nin vücuduna işlemezse, Padişahın kendisini resmi olarak Mesih ilan edecek.
Yahudi inancında Mesih’e;  kılıç, ok, tüfek, kurşun işlemez, hatta onu ateş yakmaz, suda boğulmaz diye itikat etmektedirler.
Padişah bunu bildiği için Sevi’nin sahtekârlığını ortaya çıkarmak istedi.
Divan heyetinin teklifi karşısında Sabatay Sevi “Adiyo santo!” (İspanyolca. Kutsal melek) diye titremeye başladı ve Mesihlik iddiasını reddetti.
Padişah ve divan heyeti onun bu reddinden de tatmin olmadı.
Hekimbaşı Mustafa Fevzî Efendi, Sabatay'a Müslüman olmasını teklif etti.
Kabul etmediği takdirde fitne ve karışıklık çıkarmaktan öldürüleceğini anlattı.
Sevi, Yahudi dönmesi Hayatizade'nin tavsiyesi üzerine, canının bağışlanması karşılığında, "Bu can bu bedende kaldığı sürece..." diyerek kelime-i şehâdeti tekrarladı.
Vânî Mehmed Efendi; “Bu adamın, Müslümanlığı yürekten hisler ve ihlâsla kabul ettiğine kâni değilim. Fakat dinimiz kuşkuyu onaylamaz ve kişinin imanı üzerine hüküm, ancak Allah'ındır. ...” dedi.
16 Eylül 1666'da Divan huzurunda Müslüman olan Mordehay oğlu Sabatay Sevi, hamama götürülüp gusül abdesti aldırıldı ve kendisine Müslüman kisvesi kürk ve hil'at giydirildi.
Sevi'nin Müslüman olması Yahudi dünyasında şok etkisi yaptı.
Hahambaşılık olayı sevinçle karşıladı ve Müslüman olan Sevi'yi dinden çıkmış saydı.
Peşinden giden Yahudilerin büyük çoğunluğu onun Mesih olmadığına inanarak, Ortodoks Yahudi inancına geri döndü.
250 ailelik bir topluluk ise Sevi gibi kâğıt üzerinde İslamiyet’e geçerek onun yolundan gitti.
Bu tarihten sonra da bu topluluk. Dönme olarak adlandırıldılar.
Günümüz Türkiye’sinde ‘Dönme’ denilenler, işte bu topluluğun torunlarıdır.
Onlar asla Müslüman olmadılar ancak kâğıt üzerinde Müslüman görünürler. Bukalemun gibi her ortama girip her ortama uyarlar ve asla kendilerini belli etmezler.
Sevi zaman zaman İzmir’den İstanbul ve Selanik'e gidiyordu.
Bir süre Edirne/Hızırlık yakınlarında bulunan bir Bektaşi tekkesine devam etti.
Bu tekke 1641-1642 yıllarında "şüpheli" bulunarak yetkililerce kapatıldı.
Sabatay Sevi ve yandaşları İzmir’i üs edindi.

Sayıları artınca bir kısmı Selanik’e geçti. Orada ticaret ve sanatla uğraştılar.
1673 yılında
Kuruçeşme’de bir evde yaptığı ayin sırasında Sabatay Sevi, Müslüman olduktan sonraki adıyla Aziz Mehmed Efendi’nin bir elinde Kur’an, bir elinde Tevrat olduğu halde görüldü.
Böylece Müslüman olmadıkları ortaya çıktı.
Aziz Mehmed Efendi bir defa daha yargılandı ve bugünkü Karadağ sınırları içinde bulunan Ülgen’e sürgün edildi.
Sabatay Sevi 1676 yılında Ülgen’de öldü.

Ölümünden sonra Selânik’te toplanan inananları, kâğıt üzerindeki eşi Ayşe’nin kardeşi Yakup Çelebi etrafında birleşti.
Liderlik kavgası yüzünden önce ikiye, ardından üçe ayrılarak Yakubiler, Karakaşlar ve Kapancılar adını aldılar.
Dönmeler; avdetîler, Selânikliler diye anılagelmişlerdir.

17.yüzyılın sonlarında yaklaşık 1000 kişi olan cemaat, 19. yüzyılda 10.000 kişiye ulaştı.
1923 yılında Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi sözleşmesi uyarınca; Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan Krallığı'nın kendi vatandaşları din esası üzerine zorunlu göçe tabi tutuldu.
Göçe tabi tutulan kişilere ise mübâdil denir.
Mübadele ile 1.200.000 Ortodoks Hristiyan Rum Anadolu'dan Yunanistan'a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan'dan Türkiye'ye göç etmek zorunda kaldı.
Selanik’te yaşayan 10 bin civarındaki Sabetay Yahudi’si kâğıt üzerinde Müslüman göründüğü için MAALESEF ülkemize geldi.
Bunlar Selanik’in önde gelen Sabetay aileleriydi. Ticaretle uğraştıklarından çok zenginlerdi.
Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi kapsamında Türkiye'de sadece İstanbul ile Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada'da oturan Rumlar, Yunanistan'da ise sadece Batı Trakya Türkleri mübadeleden muaf tutuldular.
Mübadillerin yoğun olarak iskân edildikleri şehirler Adana, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Mersin, Samsun ve Tekirdağ idi.
Değişimin çok büyük bir bölümü 1923-1924 yıllarında gerçekleşmiş; ancak geriye kalan az sayıda kimse de 1930 yılına kadar parti parti göç ettirildi.
İzmir’de zaten hatırı sayılı bir Yahudi nüfus vardı. Selanik’ten gelenlerle sayıları ikiye katlandı.
Günümüzde yaklaşık 1000 kişilik bir Yahudi cemaatinin yaşadığı İzmir’de geçmişte otuz dört tane sinagog yer alıyordu. Bunların dokuzu günümüze kadar gelebildi.
İzmir’de dolaşırken dünyanın başka hiçbir yerinde göremeyeceğiniz kadar çok yan yana sinagoglar görürsünüz.
Her Yahudi grubu, “Ben başkasının havrasına gitmem” diyerek kendi havrasını yaptı. İzmir dışında Kudüs’te bile sırt sırta vermiş 4 sinagog göremezsiniz.
Bu yüzden İzmir’e ‘Küçük Kudüs” deniliyordu.
O yıllarda Osmanlı ahalisinin İzmir’e ‘Gâvur İzmir’ demesinin sırrı da budur.
Gelelim FETÖ meselesine.
Biliyorsunuz İzmir FETÖ’nün kuruluş merkezi durumunda…
FETÖ İzmir’de Kestanepazarı Camisi’nde kuruldu, İzmir’de büyüdü ve halen en etkili olduğu yer de İzmir.

İyi de neden İzmir?
Fetullah Gülen Erzurumlu…
Muhafazakâr Erzurum dururken, neden Sabetaycıların başkenti İzmir’i üs edindiler.
Cevabını zaten yukarıda uzun uzun anlattım.
FETÖ’nün teşkilatlanmaya başladığı Kestanepazarı’ndaki Sokak aynı zamanda Sabetayizm’in kurucusu Sabetay Sevi’nin yaşadığı sokaktı.
Fetullah Gülen’in özel olarak atandığı Kestanepazarı Camisi, Sabatay Sevi’nin yaşadığı sokağın başında ve evine bakıyordu.
Harap haldeki cami 1667-1668 yıllarında Ahmed Ağa tarafından yeniden inşa edilerek bugünkü Kestanepazarı Camisi oldu.
Caminin yeniden yapılış tarihine dikkatinizi çekerim.
Sabatay Sevi 1666'da canını kurtarmak için Müslüman olmuştu. Onun kâğıt üzerindeki Müslümanlığından bir sene sonra evinin sokağının başına bu cami yapıldı.
Sevi ve dönmemiş Yahudiler, Osmanlı zaptiyeleri tarafından sürekli takip ediliyordu.
Sevi ve yanındakiler Müslüman olduklarına inandırmak için bu camiye gidip geliyorlardı. Sevi’nin ölümünden sonra da taraftarları Kestanepazarı camisine gitmeye devam etti
İşte bu sebeple Kestanepazarı Camisi Sabetaycılar tarafından kutsal kabul edilir.
Cumhuriyet Döneminde de Sabetaycılar bu camiye gelip, ellerini yüzlerini duvarlarına sürerlerdi.
Kestanepazarı Öğrenci Yetiştirme Derneği Başkanı şöyle dedi; “İnanın oraya üniversiteli kızlar geliyorlar, taşları öpüp ellerini sürüyorlar. (Tıpkı ağlama duvarında yaptıkları gibi.) Valimize söyledim. 'Hasan Bey Kâbe mi burası?' diye şaşkınlığını iletti.”
Kestanepazarı Camisi sadece Sabetaycılar için değil, FETÖ’cüler için de kutsaldı.
Tapu kadastrocu Yaşar Tunagür, kısa sürede fahri vaiz yapılıp ardından da jet hızıyla Sabetayların kutsalı olan Kestanepazarı Camisine atandı.

Camide İslam dışı vaazlar verdiği için şikâyet edildi.
Vaizlikten kovulması beklenirken, görünmez bir güç tarafından Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı yapıldı.
FETÖ’nün gerçek kurucusu olan Tunagür, o sırada Fetullah Gülen’i yetiştiriyordu.
Fetullah Gülen Tunagür sayesinde vaiz yapıldı. Ardından da alelacele Kestanepazarı Camisine atandı.
Fetullah Gülen Kestanepazarı Camisine atandığında, caminin bahçesindeki derme çatma bir barakada kaldı.
Bütün ısrarlara rağmen eve çıkmayı kabul etmedi.
Evlenmesi için ısrar edildi ama o da tıpkı Sabatay Sevi gibi; ‘Ben dinimle evliyim” deyip bekâr kaldı. Fetullah’ın evlenmemesinin sırrı Sabatay Sevi’dir.
Fetullah Gülen sadece evlilikte değil Mesihlik iddiasında da Sabatay Sevi’yi takip etti.
Fetullah Gülen Sabetaycıların kutsal saydıkları Kestanepazarı camisinden bir an bile ayrılmadı.
Neden acaba?
Cevabı çok basit.
FETÖ bir Sabatay örgütüdür.
FETÖ’yü mason kılığındaki Sabataylar kurmuştur.
FETÖ içeride ve dışarıda bütün gücünü Sabataylardan almaktadır.

Bu meseleyi çok uzun anlattım.
Her Müslüman Türk vatandaşının Sabetay meselesini çok iyi bilmesi ve anlaması lazımdır.
Bu meseleyi bilmeden ne Osmanlı’nın yıkılışını ne de Türkiye’deki ihtilallerin perde arkasını anlayamayız.
Sabetayı anlamadan bu ülkede milliyetçi muhafazakârların iktidar olmasına rağmen neden muktedir olamadıklarını bilemeyiz.
Sabetayı anlamadan; Müslümanların neden yıllarca baskı ve zulüm altında tutulduklarını anlayamayız.
Ve SEBATAY BİLİNMEDEN FETÖ BİLİNEMEZ.

Haftaya…
Fetullah Gülen: Kestanepazarı’nda Yahudi kardeşlerim bana MESİH diyordu.


METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ 
 

İLGİLİ HABERLER