Gündem
  • 15.2.2012 11:39

Flaş... İddianamede İlker Başbuğ'a çarpıcı şuçlama!

İddianamede, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mustafa Ali Balbay'a ait günlüklerde Başbuğ’un Genelkurmay ikinci başkanı olduğu dönemde Balbay ile görüşmelerinin olduğunu gösterir bilgilerin yer aldığı belirtildi. *Bu görüşmede Başbuğ’un, gazeteci Balbay’ın haber kaynağını öğrenmeye çalıştığının belirtildiği iddianamede, “Başbuğ’un Balbay ile yaptığı görüşmenin başında dile getirdiği hususların şüphelinin örgütsel ilişki ve irtibatının bir sonucu olduğu anlaşılmıştır. '' denildi. *İddianamede soruşturma konusu sitelerden birinden alınan bir haberin, AK Parti’nin kapatılma davasına delil olarak konduğu belirtildi

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında İnternet Andıcı soruşturması kapsamında hazırlanan iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Karar, Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ve üye hakimler Sedat Sami Haşıloğlu ile Ercan Fırat’ın oy birliğiyle kabul edildi.

Davanın İnternet Andıcı davasıyla birleştirilme talebi tensip zaptıyla birlikte açıklanacak.Tek şüpheli Başbuğ’un "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi ve "Ergenekon terör örgütü yöneticisi olmak" suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapsi isteniyor.

"MEVCUT KANUNLARA GÖRE TERÖR SUÇU"

Mahkeme, davanın İnternet Andıcı davasıyla birleştirilme talebi tensip zaptıyla birlikte açıklanacağını bildirdi. Mahkemenin iddianame değerlendirmesi kararından "Mevcut kanunlara göre terör suçu olarak kabul edilen Türkiye Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, bu amaçla silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçlarını işlediği iddiasıyla şüpheli Mehmet İlker Başbuğ hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının gönderdiği iddianame ve ekleri incelenmiş, yüklenene suçları oluşturan olaylar ile mevcut delillerin ilişkilendirildiği, şüpheli ile ilgili lehte ve aleyhe unsurların bulunduğu iddianamede görev konusunda yapılan açıklamalar dikkate alınarak iddianamenin kabulüne karar verilmiştir" denildi.

TEK ŞÜPHELİ BAŞBUĞ

Özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan iddianamede Başbuğ tek şüpheli olarak yer alıyor. Başbuğ’un "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi ve "Ergenekon terör örgütü yöneticisi olmak" suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapsi istendi.

İddianamede Ergenekon soruşturmasının halen devam ettiği ve bu soruşturma kapsamında iddia edilen Ergenekon silahlı terör örgütünün uygulamış olduğu psikolojik harekat faaliyetleri kapsamında Hasan Iğsız, Mehmet Eröz, Mustafa Bakıcı, Hüseyin Nusret Taşdeler’in yargılandığı İnternet Andıcı davasına da değinilerek "Şüpheli Mehmet İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, örgütün hedefleri doğrultusunda halen devam etmekte olan iddia edilen Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturmaları kovuşturmalarını, kara propaganda yöntemleri ile hedef aldığını göstermiştir" denildi.

"NEDEN ÖZEL YETKİLİ SAVCILIK"

İddianamenin "görev ve yetkiye ilişkin açıklamalar" başlıklı bölümünde soruşturmanın neden Askeri yargının ve Yüce divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi tarafından değil de özel yetkili Cumhuriyet Savcılığınca yapıldığı detaylı olarak açıklanarak, "Şüphelinin suç tarihinde Genelkurmay Başkanı olarak görev yapıyor olması nedeniyle eylemlerine ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın hangi adli makam tarafından yapılması gerektiği konusu üzerinde durulmalıdır. 1-) Askeri Yargının görevli olmadığına ilişkin açıklama:

Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesinin 5918 sayılı Kanunla değişik birinci ve üçüncü fıkraları; ’(1) Türk Ceza Kanununda yer alan; c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318,319, 323, 324, 325 ve 332 nci Maddeler hariç), Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılaı Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.Birinci fıkrada belirtilen suçları isleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim halinde asker mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır’şeklindeki hüküm nedeniyle suç tarihinde asker kişi olan şüphelinin işlediği TCK’nın 312. maddesinde düzenlenen ’cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" ile 314. maddede düzenlenen "silahlı örgüı yönetme’ suçlarının soruşturması ve kovuşturması CMK’nın 250. Maddesi ile yetkili C.Savcılıkları ve mahkemelerine aittir" ifadelerine yer verildi.

İDDİANAME 8 BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

İddianamenin "toplanan deliller" bölümünde ise, "Psikolojik harekat", "İrticayla mücadele eylem planı ve proje adlı belge", "İnternet siteleri andıcı" "İnternet siteleriyle ilgili yazışmalar", "internet sitelerin içerikleri", "şüpheli ve sanık beyanları", "soruşturma ve yargılamaları etkileme ve itibarsızlaştırma" ve "diğer deliller" olmak üzere 8 bölümden oluşuyor. İddianamenin "genel değerlendirme ve talep" bölümünde ise Türk Silahlı Kuvvetlerinde örgütlenen hukuk dışı bu yapılanmanın olduğu iddiası detaylı olarak anlatılarak, "Bu yapı bir andan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya yönelik planlar hazırlayıp bunları hayata geçirmek için faaliyet yürüttüğü diğer yandan bu faaliyetlerin deşifre olması ile birlikte suç delillerini kararttığı ve gizlediği, halen yargılanması devam eden sanıkların şüpheli liderliğinde örgütlendiği anlaşılmıştır" deniliyor.

BALBAY GÖRÜŞMESİ BAŞBUĞ İDDİANAMESİNDE

İddianamede, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mustafa Ali Balbay’a ait günlüklerde Başbuğ’un Genelkurmay ikinci başkanı olduğu dönemde Balbay ile görüşmelerinin olduğunu gösterir bilgilerin yer aldığı belirtildi.

Başbuğ’un Balbay ile görüşmelerinin olduğunu 5 Ocak 2012 tarihli savcılık ifadesinde doğruladığı anlatıldı. 9 Ocak 2004 tarihli görüşmenin Balbay’ın ‘Köşk zirvesinin sonuçları’ başlıklı köşe yazısı ile ilgili olduğu kaydedildi. Yazıdaki kaynağın TSK’dan Mustafa Balbay’a sızdırılan Kıbrıs ile ilgili gizli bazı belgeler olduğu ve bu bilgilerin kurumu zor durumda bıraktığı, Başbuğ’un ise Balbay’dan haber kaynağını öğrenmeye çalıştığı belirtildi.

"ÖRGÜTSEL İLİŞKİ VE İRTİBAT VAR"

Balbay’ın ise kaynağını söylemediği ve elinde bu konu ile ilgili daha çok belge olduğunu belirttiği anlatıldı. Balbay’ın yazısının kendilerini çok yaraladığını ve zarar verdiğini belirten Başbuğ’un, "Sayın Balbay, biz sizi seviyoruz. Cumhuriyeti seviyoruz. Kendi içimizde yaptığımız değerlendirmelere sizlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin zarar görmemesi gerektiğine inanan, yurtsever insanlar olduğunuzu konuştuk. TSK’ya zarar vermek isteyen bir yığın çevre var. Bunları siz de biliyorsunuz. Şimdi karşıda onlar varken, bizim sizi karşımıza almamız, Cumhuriyetle karşı karşıya gelmemiz istenmeyen bir durum. Olayı şöyle alın, devam eden bir süreç var. Bizim çalışmalarımız var. Ve tam bu sırada sizin haber çıkıyor. Ben sizin bunu kötü bir niyetle yapmadığınızı biliyorum ama, biz çok yaralandık." dediği ifade edildi. Savcının konuyla ilgili değerlendirmesinde, "Bu haliyle şüpheli İlker Başbuğ’un bağlı bulunduğu kurumu zor durumda bırakan bir bilgi sızması neticesinde ortaya çıkan durum karşısında kurumun menfaatlerini savunmaması, Mustafa Balbay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik görüşmenin başında dile getirdiği hususların şüphelinin örgütsel ilişki ve irtibatının bir sonucu olduğu anlaşılmıştır." denildi.

"SİTELERDEKİ HABER KAPATMA DAVASINA DELİL"

İnternet andıcı iddianamesinde soruşturma konusu sitelerden birinden alınan bir haberin, AK Parti’nin kapatılma davasına delil olarak konduğu belirtildi. İddianamede ‘AK Parti’ye açılan kapatma davası ek delil klasörlerinin dosya muhteviliyatı ile karşılaştırması’ başlığı altında, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gönderdiği AK Parti hakkında 2007 yılında açılan kapatma davası iddianamesinin ek delil klasörlerinin incelendiği anlatıldı. İncelemede, "Soruşturma konusu internet sitelerinden olan irtica.org isimli sitenin 2 Ekim 2007 tarihli ana sayfasının, kapatma davası 14. ek klasör 94. dizisinde delil olarak dosyaya eklendiği, bu ana sayfada yer alan haberin ise ‘Apronda Namaz Şovu’ başlıklı olduğu tespit edilmiştir." denildi.

Yine farklı tarihlerde farklı basın yayın kuruluşlarında yer alan, aynı zamanda irtica.org isimli sitede de yayınlanan, "İşte AKP’nin Meclisi, AKP’nin Türban Planı, AKP türbana dolandı, Kız Yurdunda Zikir Sesleri, Fatih Camisinde Laiklik Karşıtı Gösteri, Cami Önünde Cihat Çağrısı, Lisede Toplu Namaz, Yurtlarda Mescit dönemi gibi başlıklara sahip yazıların AK Parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan kapatma davasının ek delil klasörlerinde de delil olarak yer aldığı tespit edilmiştir." denildi.

BAŞBUĞ’UN "POYRAZKÖY KAZILARI" AÇIKLAMASI İDDİANAMEDE

ESKİ Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, hakkında İnternet Andıcı soruşturması kapsamında hazırlanan ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Başbuğ’un Ergenekon soruşturması kapsamında 29 Nisan 2009 tarihinde Poyrazköy’de yapılan kazılarda ele geçirilen lav silahları ve diğer mühimmatlaı ile ilgili basın açıklamasına da yer verildi.

POYRAZKÖY AÇIKLAMASI

Başbuğ’un, "...Raporda da beş tane lavın boş olduğu belli, kullanılmış. Şimdi benim bunu sormaya hakkım var mı? Var. ...Beş tane boş lav hiç bir işe yaramaz, niçin paketlenip, kim yaptı onu da bilemem, ...Bu şu demektir, TSK’nın ülke sathında hiçbir yerde gömülü silah ve mühimmatı yoktur... Birliklerden aldığımız bütün Silahlı Kuvvetleri tabi kastediyoruz, alınan resmi raporlarda da bizim kayıtlarımızda mühimmat eksikliğimiz gözükmüyor" şeklinde beyanlarda bulunduğu belirtilen iddianamede, "Soruşturma kapsamında Poyrazköy’de yapılan kazılarda boş ve dolu lav silahları ve çok sayıda mühimmat elde edilmiş ve elde edilen dolu lav silahlarının ise bir kısmının menşei tespit edildikten sonra Hava Kuvvetleri Komutanlığına, Kara Kuvvetleri Komutanlığına ve Jandarma Genel Komutanlığına ait olduğu anlaşılanlar ilgili kurumlara teslim edilmiş, Başsavcılığımızca düzenlenen 13.01.2010 tarih, 2009/969 soruşturma no, 2010/29 nolu iddianame ve ek delil dosyalarında ayrıntılı olarak belirtilmiştir" ifadelerine yer verildi.

ERGENEKON VE ÖZDEN ÖRNEK AÇIKLAMALARI

Aynı basın toplantısında şüphelinin iddia edilen Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturmaları ile ilgili de birtakım açıklamalarının da olduğu kaydedilen iddianamede Başbuğ’un, "...Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkan ikinci iddianamede birtakım eski komutanlarla ilgili iddialar var. Sayın Hilmi Özkök ifade verdi bu kapsamda. Siz bu davaya nasıl bakıyorsunuz?..." şeklindeki soruya karşılık olarak, "...Bir kere isim zikrediyorsunuz. Bu yanlış. Bu konuda bir mahkeme kararı var. Var mı yok mu? Hukuk Devleti miyiz? O zaman saygılı olalım. Benim bildiğim kadarıyla ilgili mahkemenin kararıyla özel isimle bu dava anılamaz. Saygı göstermemiz lazım..." şeklinde, konuştuğu belirtildi. Başbuğ’un eski Deniz kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlükler ile ilgili ise, "...Bu konuyla ilgili elimizde hiçbir belge yoktur. Sayın Özden Örnek de bu günlüklerin kendisine-ait olmadığinı söyledi.." şeklinde ifadesi olduğu da belirtlen iddianamede, Başbuğ’un iddia edilen Ergenekon Silahlı Terör Orgütu’nün PKK terör Terör Orgutü’nü kullanıp kullanmadığı ile ilgili olarak da, "...Bu, tamamen gizli tanık ve itirafçıların ifadelerinden yola çıkılarak iddianameye konmuştur. 1993 yılında olan bir olayı bu davayla nasıl bağlayacaksınız? Bu da anlaşılması zor bir durum..." şeklinde beyanlarının bulunduğu belirtildi.

BAŞBUĞ’UN "KAĞIT PARÇASI" AÇIKLAMASI DA İDDİANAMEDE

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında İnternet Andıcı soruşturması kapsamında hazırlanan ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Başbuğ’un 26 Haziran 2009 tarihli basın toplantısında İrticayla Mücadele Eylem Planı belgesiyle ilgili olarak, "...Şu anda elimizde olan hukuki anlamda bir kağıt parçasıdır..." ifadesi de yer aldı
Başbuğ’un, bu açıklamada, "...Bu durumda bugün biz bu kağıt parçasının birileri tarafından TSK’yı yıpratma ve karalama amacıyla hazırlandığını değerlendirmekteyiz.." ve "...Hukuk açısından yaşadığımız olayda bugün, ’bugün’ kelimesinin de tekrar altını çiziyorum, bugün gelinen nokta, olduğu iddia edilen bir kağıt parçası olduğunu, yani bir belge olmadığını bize göstermektedir..." şeklinde beyanlarda bulunduğu ifade edilen iddianamede, Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planının ıslak imzalı orijinalinin bu basın açıklamasından sonra 30 Eylül 2009 tarihli bir ihbar mektubunun ekinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiği anlatıldı.

Mektupta İlker Başbuğ’un belge hakkındaki basın açıklamasını aslının imha edildiğine kanaat getirerek yaptığının belirtildiği dile getirilen iddianamede, İrticayla Mücadele Eylem Planının altındaki imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu bilirkişi incelemeleri ile de tespit edildiği kaydedildi.

"BUNA FOTOKOPİ DİYEMEM"

İddianamede, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen İnternet Andıcı davasının sanıklarından Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun çapraz sorgusunda ise konuyla ilgili olarak "Kağıt Parçası tabiri talihsizliktir. Ben bu görüşe katılmıyorum. Komutanı tenkit etmek için söylemiyorum. ’Boru’ açıklamasını bilemem. Mühimmat Konusu Lojistik Dairesini ilgilendirir" dediği, Başbuğ’un ise 5 Ocak 2012 tarihli savcılık ifadesinde, "Ben basın toplantısını 26 Haziran 2009’da yaptım, 24 Haziran 2009’da yani iki gün önce Genelkurmay Askeri Savcılığı bu konuya ilişkin Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar almıştı. Bunun üzerine ben basın açıklaması yaptım. Soruşturma 12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetede iddia edilen İrticayla Mücadele Eylem Planı yer alınca aynı gün saat 10:50’de Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Hatırladığım kadarıyla görev ve yetkinin kötüye kullanılıp kullanılmamasıyla alakalıydı. Yani böyle bir belge, Genelkurmayın karargahında hazırlanmış mıdır. Hazırlanmışsa kimler tarafından hazırlanmıştır. Böyle bir şey tespit edilirse bizim görev ve yetkiyi kötüye kullanmaktan dolayı soruşturma açılmıştı... İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın basına da yansıyan birincisi fotokopiydi. Fakat daha sonra ıslak imzalı gelen plan bana okumuş olduğunuz kriminal raporlarına göre belgedir, böyle belirlenmiştir. Buna fotokopi diyemem" dediği belirtildi.

BAŞBUĞ’A YÖNELTİLEN ÇARPICI SUÇLAMA

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ hakkında hazırlanan iddianamede, Başbuğ’un halen devam eden internet andıcı davası sanıkları ve dosyada mevcut deliller ile fiili ve hukuki irtibatının olduğunun anlatıldı. İddianemede Başbuğ hakkında ağır ithamlar da yer aldı. İddianamede Başbuğ için, "Şüphelinin Ergenekon silahlı terör örgütünün bu kurum içerisindeki yapılanmasının üst düzey yöneticilerinden olduğu anlaşılmıştır. "denildi

"ERGENEKON TSK’YA SIZDI"

Ergenekon silahlı terör örgütünün devletin birçok kurumuna sızdığına vurgu yapılan iddianamede, "Örgüt hakkında soruşturma devam ettiği esnada elde edilen deliller, TSK içerisine sızan ve üst düzey görevlere kadar ilerleme imkanı bulan ve birlikte hareket eden örgüt mensuplarının, devletin imkan ve kabiliyetlerini kullanarak kurulan internet siteleri üzerinden hükümete ve millete yönelik psikolojik harekat faaliyetleri uygulandığını göstermiştir" denildi.

"BAŞBUĞ, TSK İÇİNE SIZMIŞ ÜST DÜZEY ERGENEKON ÜYESİ"

Şüpheli Başbuğ’un halen devam eden internet andıcı davası sanıkları ve dosyada mevcut deliller ile fiili ve hukuki irtibatının olduğunun anlatıldığı iddianamede, "Şüphelinin Ergenekon silahlı terör örgütünün bu kurum içerisindeki yapılanmasının üst düzey yöneticilerinden olduğu anlaşılmıştır" görüşü savunuldu.

"İRTİCA İLE MÜCADELE PLANI BİLGİSİ DAHİLİNDE HAZIRLANDI"

İddianamede internet andıcı davası sanıklarından emekli Orgeneral Hasan Iğsız ile Başbuğ arasında "örgütsel hiyerarşi" olduğu belirtilerek şu bilgiler yer aldı.
"12 Haziran 2009’da İrtica ile Mücadele Eylem Planı deşifre olduğunda, İlker Başbuğ yurtdışındaydı. Genelkurmay Başkanlığı’na dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner vekalet ediyordu. İrtica ile Mücadele Eylem Planı ile ilgili soruşturma açılıp açılmaması noktasında dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Hasan Iğsız’ın Genelkurmay Başkan vekili Işık Koşaner’den değil yurtdışındaki İlker Başbuğ’u telefonla arayarak ondan emir aldığı ve sonrasında konu ile ilgili soruşturma açıldığı anlaşılmıştır. Genelkurmay Başkanı’nın yasal temsilcisi Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner’den doğrudan emir alarak soruşturma açabilecekken dönemin Hasan Iğsız’ın yurtdışında bulunan İlker Başbuğ’u arayarak onay alması ve bu yolla resmi hiyerarşi dışında hareket etmesi, askeri hiyerarşi dışında örgütsel hiyerarşinin bir göstergesidir. Yine bu durum karargahta yürütülen tüm benzer faaliyetlerin İlker Başbuğ’un kontrolünde gerçekleştiğini de göstermektedir. İrticayla Mücadele Eylem Planının taslak halinde İlker Başbuğ’a sunulduktan sonra şüphelinin bilgisi dahilinde ve sanık Hasan Iğsız’ın kontrolünde Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı anlaşılmıştır."

"SİTELERİ SUÇTAN KURTULMAK İÇİN KAPATTIRDI"

Başbuğ’un, andıcın kendisine arz edildiği noktasındaki sanık beyanlarını kabul etmemesinin ve ısrarla andıcın kendisine sunulmadığını belirtmesinin de suçtan kurtulma amacına yönelik olduğu belirtilen iddianamede, "Başbuğ’un göreve geldiği dönemde imkanı ve yetkisi olmasına rağmen bu site içerikleri ile ilgili soruşturma yürütme ve bu içerikleri yayından kaldırma gibi bir gayretinin olmadığı, sitelerin deşifre olmasından sonra suçtan kurtulma saikiyle sitelerin kapatılması emrini verdiği anlaşılmıştır" ifadeleri kullanıldı.

RESMİ KİMLİĞİNİ İNANDIRICILIK İÇİN KULLANDI

İddianamede Başbuğ’un yürütülen soruşturmaları ve soruşturma delillerini kara propaganda yöntemiyle itibarsızlaştırmayı, soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten adli birimleri baskı altına almayı, sindirmeyi ve yıldırmayı amaçladığı belirtildi. Başbuğ’un soruşturmalara yönelik yaptığı açıklamaların, örgüt stratejileri doğrultusunda yapılmış dezenformasyon faaliyeti olduğu ve şüphelinin resmi kimliğini de inandırıcılık noktasında kullandığının belirtildiği iddianamede, internet andıcı davası sanıklarının İlker Başbuğ’un liderliğinde örgütlendiğine dikkat çekildi. 

Güncellenme Tarihi : 22.3.2016 20:07

İLGİLİ HABERLER