Yaşam
  • 10.8.2008 12:32

FRANCİS FORD COPPOLA’NIN MUHTEŞEM, KORKUNÇ KARİYERİ

Francis Ford Coppola Amerikan ve dünya sinemasının her bakımdan en görkemli sinemacılarından biri. Kazandığı ödüller, aldığı övgüler bir rüya sanki. Bir yanı hakiki bir sanatçı bir yanı her alanda ticarete el atmış bir patron!


Ne parlak ve ne çileli bir kariyer! Ne zengin ve ne riskli bir hayat! Francis Ford Coppola Amerikan ve dünya sinemasının her bakımdan en görkemli sinemacılarından biri. Başarıları göz kamaştırıyor, talihsizlikleri can yakıyor. Kazandığı ödüller, aldığı övgüler bir rüya sanki. Eleştirildiğinde ise yerden yere vuruluyor. Bir yanı hakiki bir sanatçı bir yanı her alanda ticarete el atmış bir patron! Mesleğe birlikte başladığı ve ortak olduğu George Lucas ile yakın dostu Steven Spielberg misali birer sinema imparatorluğu kuramadı ama yapım şirketi Zoetrope’u ayakta tutmayı başardı. Servetini otel ve restoran zincirleriyle yapıp sinemada bağımsız kalabildi. Ama hep takdir ettiği bir başka yakın dostu Martin Scorcese kadar bağımsız bir yaratıcı yönetmen olamadı.

New York’ta sanatçı bir çevrede büyüyen Coppola önce tiyatro eğitimi aldı sonra UCLA’da sinema öğrenimi gördü. Ünlü yapımcı ve yönetmen Roger Corman’ın yanında çalışmaya başladı. Film yapımının birçok alanında deneyim kazandı. Deneyimlerini 1963’te ustasının tarzında bir korku filmi olan Dementia 13’ü yöneterek değerlendirdi. İkinci filmi You’re a Big Boy Now ile yönetmen olarak da eleştirmenlerin ilgisini çekti. Broadway müzikali uyarlaması, yaşını almış Fred Astaire’in oynadığı Finian’s Rainbow bekleneni vermedi. Amerikan sinemasında bir yenilenmenin, karşı kültür hareketinin habercisi olan The Rain People da oldukça beğenildi.

BABA İLE GELEN BAŞARI

Coppola, 1971 yılında Patton ile En İyi Özgün Senaryo Oscarı kazanarak sonraki başarılarının ilk sinyalini verdi. 1973’te Mario Puzo romanını sinemaya aktardığı Baba ile bu kez En İyi Uyarlama Senaryo Oscarı kazandı. Baba / The Godfather’ın En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu (muhteşem Marlon Brando) Oscarlarını da kazandığını hatırlatmaya gerek yoktur.

Coppola sinemada müthiş bir tempo tutturdu yetmişli yıllarda. 1974’te Cannes Film Festivali’nde The Conversation adlı filmiyle Altın Palmiye’yi aldı; En İyi Film ve Özgün Senaryo dallarında Oscar’a aday gösterildi. Bir profesyonel telekulağın (şahane Gene Hackman) dinlediği genç çiftin, dinleme siparişini veren müşterisi tarafından öldürülmeleri olasılığı üzerine vicdan azabı çekmesinden yola çıkan bu çarpıcı film bir modern klasik sayıldı. Devam filmi yapma fikrine sıcak bakmayan Coppola, Baba II’nin 11 dalda aday gösterildiği Oscarlardan altısını kazanacağını tahmin etmemişti. En İyi Film ve Uyarlama Senaryo Oscarlarının yanında En İyi Yönetmen heykelciğini de evine götürdü.

İFLASA SÜRÜKLENMİŞTİ

Bu eşsiz başarıların üstüne çekim süresi felaket derecesinde talihsizlikler nedeniyle dokuz ayı bulan ve maliyeti bütün hesapları alt üst eden Kıyamet macerasına atıldı. Bir anda Coppola’nın üzerine felaket bulutları çöktü ve iflasa sürüklendi. Ancak film Coppola’nın dehasını bir kez daha kanıtladı. İkinci Altın Palmiye’nin yanında Uluslararası Film Eleştirmenler Birliği Ödülü’nü (FIPRESCI) de aldı. Sekiz daldaki Oscar adaylıklarından onun payına düşen olmadı ama En İyi Ses ve Görüntü Oscarları kazanç hanesine yazıldı. Buna rağmen talihsizlik yakasına yapışmıştı bir kere. One From the Heart (1982) gösterime çıkamadan rafa kaldırıldı.

Coppola 1983’te art arda çektiği iki çizgi üstü gençlik filmi olan Dışarıdakiler / The Outsiders ve Siyam Balığı / Rumble Fish ile yalnızca genç kuşağı kendine hayran bırakmakla kalmadı. Amerikan sinemasının seksenli yıllardaki idollerini de topluca lanse etti: Matt Dillon, Tom Cruise, Ralph Macchio, Patrick Swayze, Thomas Howell, Robe Lowe, Diane Lane, Mickey Rourke, Vincent Spano, Martin Sheen’in oğlu Emilio Estevez ve yeğeni Nicolas Cage!

KÜRKÇÜ DÜKKANINA DÖNÜŞ

Epik filmlerden yorulduğu belli olan Coppola, onun ölçütlerine göre yükte hafif pahada ağır filmleri tercih etmeye başlar. Koton Klüp / The Cotton Club ve Peggy Sue Evleniyor / Peggy Sue Got Married ile caz müziğin tadını çıkarır, zamanda yolculuğa çıkar... Ama tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır. Gardens of Stone ile Vietnam’a geri döner. Eleştiriler fena sayılmaz. Amerikalı otomobil tasarımcısı Preston Tucker’ın yaşamını anlattığı Tucker: The Man and His Dream ise yerden yere vurulur. New York Stories’i Woody Allen ve Martin Scorcese ile birlikte çeker ama ticari triptiklerden biridir bu film.

ZİRVEDE BAŞLAYAN FIRTINA

Sonunda Baba III’te karar kılar, hayranlarının keyfi yerine gelir. Ama destanın üçüncü halkası yedi Oscar adaylığından hiçbirini ödüle dönüştüremez. Drakula / Bram Stoker’s Dracula’da da aradığını bulamaz. Kadro müthiştir, efektler, kostüm ve makyaj Oscarlıdır ama birçok kez sinemaya uyarlanan bu ilginç romana kendi derinliğini katamaz. Jack ve The Rainmaker’ı izleyenler, Coppola imzasını yakıştıramaz bu filmlere. Açıkçası çok sevdiğini söylediği Youth Without Youth da yenilir yutulur gibi değil. Bakalım çekimini yeni bitirdiği, post-prodüksiyonu devam eden Tetro nasıl çıkacak?

Francis Ford Coppola, hızlı bir tırmanışın ardından zirvede fırtınaya tutulan, inişi de hayli sorunlu olan bir dağcıyı andırıyor şimdiki haliyle. Ama bu sadece yönetmen kimliği için geçerli, yapımcı kimliğiyle kızı Sophia, Jack Kerouac’ın Yolda / On the Road’unu uyarlamaya hazırlanan Walter Salles gibi genç yetenekleri desteklemeyi sürdürüyor.


İnsanlığın cinnet hali


BİR Francis Ford Coppola filmini, özellikle de mesleğinin doruğuna tırmandığı Apocalypse Now / Kıyamet’i sinemada izleyebilmek bulunmaz bir fırsat. İlk gösteriminde yer almayan sahnelerin eklendiği Kıyamet Redux İstanbul Film Festivali’nde gösterildi ve DVD’si piyasaya çoktan çıktı. Bu yüzden gösterime girmesi tam bir sürpriz oldu.

DEHŞET VERİCİ BİR DESTAN

Kıyamet Redux, filmin 1979 tarihli Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan 153 dakikalık kurgusunda atılan sahnelerle zenginleştirilmiş versiyonu. Coppola, 2001 yılında filmin 202 dakikalık Redux’ını ABD’de DVD olarak piyasaya sürdü. Geçen yıl Coppola’nın 3. Avrasya Film Festivali’ne yeni filmi Youth Without Youth’un Türkiye prömiyeri için bir günlüğüne konuk olması; bu yıl senaristi John Milius’ın Bahçeşehir Üniversitesi’nin davetlisi olarak İstanbul’a gelmesi; İstanbul Film Festivali’nin de özel gösterimini yaptığı Redux’ın yapımcısı Kim Aubry’yi ağırlaması, sinemaseverlerin bu klasiği her yönden ele alabilmesini sağladı.

Vietnam Savaşı’nın istimi üstündeyken yapılan Kıyamet, ABD’nin Hindiçin’in denetimini Fransızların elinden almak ve komünist grupları bertaraf etmek için giriştiği uzun savaşın dehşet verici destanıdır. Çok güncel bir konuyu işlemesine rağmen John Milius ve Francis Ford Coppola’nın esin kaynağı Joseph Conrad’in Afrika’da, adı verilmemekle birlikte Kongo’da geçen novelası Karanlığın Yüreği’dir. Tıpkı oradaki gibi bir nehir yolculuğuyla aranan kişinin adı Kurtz’dur. Benzer bir sembolizmle Freudyen okumalara açık bir insan psikolojisi etüdü yapılır Kıyamet’te. Redux’a eklenen iki sahneden askerlerin cinsel şiddetine dair olanı bu açıdan ilginç.

BELGESELDEN BİLE AYRINTILI

Film, gerçeklikten hareketle bir kurmaca oluştururken, gerçekliği sağlam bir belgeselin bile başaramayacağı kadar ayrıntılandırır. ABD, SSCB ile aralarındaki Soğuk Savaş’ın cehennem

alevleriyle ısındığı bir arenada savaşmaktadır. Bereket fışkıran ormanları Napalm bombalarıyla yakmakta, kimyasal silah Agent Orange’ı kullanmaktadır. Film, bir istihbarat subayının, ormanın derinliklerinde kontrolden çıkmış bir albayı durdurmakla görevlendirilmesini konu alır. Yüzbaşı Willard (Martin Sheen) ve ekibi nehirden yukarı yolculuk edip Albay Kurtz’un (Marlon Brando) karargahına ulaşacaktır. Bu yolculuk sırasında karşılaştıkları cehennem manzaraları ve Kurtz’un deliliği, sapkınlığı izleyenin kanını dondurur.

FAŞİZAN BULUNMUŞTU

Bu film, Tanrı’nın insan soyunu cezalandırmak için dünyanın sonunu getireceği, kutsal kitaplarda anlatılan Kıyamet Günü, Yunanca kökeniyle apocalypsis’in insan eliyle ancak böyle gerçekleştirilebileceğini düşündürür insana. Tıpkı Conrad’in sonradan ırkçı bulunup eleştirilmesi misali Kıyamet de faşizan bulunup eleştirilir. Bu eleştirilerde elbette haklılık payı vardır ama yapıtların doğruluk payı daha yüksektir ne yazık ki...
star

Güncellenme Tarihi : 15.5.2016 07:12

İLGİLİ HABERLER