GAZETECİLER ÖRGÜTLENİN!
KENDİ HAKKINI ARAYAMAYAN GAZETECİ HALKIN HAKKINI ARAYAMAZ...
<ı>Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi, her gazetecinin her an işten kovulma tehdidiyle karşı karşıya olduğu ülkemizde sendikanın gücünü ortaya koyması gerektiğini söyleyerek ''Medya sahipleri TGS'nin varlığını kabul etmek zorundadır. Bizler de sadece ücret sendikacılığı değil basın özgürlüğü yolunda da adımlar atmalıyız. Her koşulda ölümü bile göze alarak haber peşinde koşan gazeteci kendi hakkını savunamazsa halkın hakkını nasıl savunacak'' diyor. ı>
-Basın 12 Eylül öncesinde daha güçlü bir sendikal örgütlenmenin içindeyken bu güne baktığımızda tamamen yok olduğunu görüyoruz. Sendikanın basından kopuş tarihçesini biraz anlatırmısınız? Gazeteler niçin sendikalardan koptu ya da koparıldı?
-Güçlü sendikacılık dönemi 1970'li yıllarda yaşandı. O dönemde sözleşme uygulanmadığı zamanda hak grevine gidebiliyordunuz. 12 Eylül bu hakların tümünü tırpanladı ve yasal haklarımızı elimizden aldı. 1984'te bir nebze sivil hayata geçildikten sonra işçi hareketinde bir kımıldanma yaşandı. 1989 işçi hareketinin tepe noktasına çıktığı bir dönem oldu ve bir çok sermaye kesimini ürküttü. Özalın o dönemde yaptığı bir açıklama vardı; ''ikibuçuk gazete kalacak'' diye. Bu tehdit o dönemde ne anlama geldiği pek çıkartılamamıştı ama iki buçuk sermaye kaldı hakikaten. Önce Güneş gazetesini batırdılar, Tercüman battı, geriye Doğan ve Sabah grubu kaldı o dönemde. 89-90'a kadar bütün gazetelerin çalışma hayatı muhabirleri ve sayfaları vardı. O dönem yapılan bütün eylemler hatta bahar eylemleri diye de bilinir çarşaf çarşaf yayınlanırdı. 1989'dan sonra bu çalışma hayatı sayfaları yarıya indirildi, çalışma hayatı muhabirleri azaltılarak ekonomi servislerinin içerisine kaydırıldı. Sonrasında çalışma hayatı diye bir sayfa ve muhabirleri kalmadı. Şimdi sendika haberlerini ekonomi sayfalarında ancak görebiliyoruz. Ve gazetelerin sendikalara bu bakış açısı ile birlikte kendi içinde de tasfiyeler başladı. 1992'de Aydın Doğan sendikayı önce Milliyette bitirdi. O dönem TBMM'de soruşturma komisyonunda milletvekillerinin sorusu karşısında bile açıkça bunu söylemekten hiç çekinmedi. ''Sendikadan çıkmak zorunda kaldık'' ifadesini kullandı. Yani anayasayı ihlal ettiğini açık açık söyledi. Aydın Doğan 1992'de sendikayı önce Milliyetten tasfiye etti daha sonra Hürriyet gazetesini satın aldı. Gazete yönetimine talimat göndererek ''oradaki arkadaşlar sendikadan istifa edecekler öyle geleceğim'' dedi. Hakikatten Hürriyetteki arkadaşlarımızı da sendikadan istifa ettirdiler. Bu şekilde kala kala elimizde örgütlü olarak Cumhuriyet gazetesi, Anadolu Ajansı ve ANKA kaldı.
-En son Cumhuriyet Gazetesinde de sendikanın tasfiyesi gündeme geldi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Cumhuriyet'te de benzer şeyler oldu ama orada bir istifa olayı söz konusu değil. Toplu sözleşmeden kaçınmanın yöntemlerini denediler bu bir taktikti tabi. Toplu sözleşmeyi imzaladıktan sonra şirket değiştirdi Cumhuriyet. Ama biz şirket değiştikten sonra yeniden yetki aldık toplu sözleşme masasına oturduk, sözleşme imzaladık bu sefer ordan aldı başka bir şirkete geçirdi böylece iki dönemi kaybettik. Dört-beş yıl toplu iş sözleşmesi yapamadık ama şimdi yeniden yetki müracatında bulunduk çalışma bakanlığından yetkimizi aldık, çoğunlumuza itiraz etmişlerdi yine uzatmak maksadıyla ama bu gün mahkeme sonuçlandı ve mahkeme sendika lehine karar verdi.
-Bu gün basının sendikal durumu nedir? Gazeteler ve televizyonlarda toplam sendikalı olanların sayısı nedir?
-Şimdi biz genel kurulumuzu 27 işyerinden gelen delegelerle topladık. Bizim şu anda toplu iş sözleşmesi yapmadığımız bir çok iş yerinde üyelerimiz var. Tabi ki üyelerimiz aktif değiller ama biz yeni yönetimimizle üyelerimizi aktif hale getirecek yeni bir çalışma projesi üzerinde çalışıyoruz. Şu anda sendikamızın aktif olduğu üç işyeri var. Bunlar Cumhuriyet Gazetesi, Anadolu Ajansı ve ANKA. Yaklaşık 500-550 civarında sendikal haklardan yararlanan gazeteci var. 11.000 bu sektörde çalışanı varsayarsak yüzde 95'i bu haklardan yoksun. Onlar adına gidip o işyerinde çoğunluğumuz olmadığı için toplu iş sözleşmesi yapma şansımız yok.
-Türk basınında gazetecilerin var olan sendikal kültürü bir şekilde sekteye uğradı. Halkın hakkını savunan gazeteciler neden kendi haklarını savunamı yorlar? Bu gün gazetecilerin içinde bulunduğu durumu ve neden sendikadan uzak durduklarını açıklayabilirmisiniz?
-Şimdi tabi ki bir çok nedeni var. İşsizlik korkusu, herkesin ailesini geçindirmesi kaygısı, hayatını idame ettirecek bir yükümlülüğünün olması bir gerekçedir muhakkak. Ama şimdi işgüvencesi kanunu da çıktı, çalışanlara haksız yere işten atılırsa tekrar işine dönme imkanı veriyor. Sendikal gerekçelerle işten atılmakta kesinlikle yasaklanıyor. Tamam, denebilir ki sendikal gerekçeler açıkça gösterilmez, buna başka örtülü gerekçeler de bulunabilir. Bu da doğru olabilir ama artık gösterilecek gerekçelerin de haklı olması lazım. İşveren haklı olduğunu mahkemeye ispatlamak zorundadır. Eskiden işçideydi ispat hakkı ve bu çok zordu. Şimdi işveren neden işten attığını mahkemede ispatlamak zorunda artık. Geçen yıl Sabah Gazetesi ve NTV'de atılan bir kaç arkadaşımız vardı atılanların hepsi tekrar işe geri döndü. Şimdi sendikal hareketin güçsüz olduğundan konuşuyoruz ama arkadaşlarımız bu işten atılma korkusunu fazla abarttılar gibime geliyor bana. Şimdi Türkiye Gazeteciler Sendikası tarafından gazetecilerin haklarının korunması için yapılmış çeşitli girişimler var. Arkadaşlarımız sendikaya aktif değiller bir defa. Sendika içinde örgütlenemez sek hakkımızı nasıl savunacağız o zaman. Bu yüzden gazetecilerin tek tek gelip sendikaya üye olmaları gerekiyor. Böyle dışarda durup yakınmanın bir faydası olmaz. Tabi ki çok doğru söylüyorsunuz, gazeteci yaptığı haberlerle halkın hakkını savunuyor ama kendi hakkını savunamıyor. O zaman inandırıcılığını da kaybediyor bir ölçüde.
-2001 krizinde bir çok sektörde olduğu gibi basında da binlerce gazeteci işsiz kaldı. Yaklaşık beşbin gazeteci çoğunluğu tazminatlarını bile alamadan kendilerini kapı dışında buldular. Çalıştıkları süre içerisinde maaşları tam olarak bordrolarında gösterilmedi bunun üzerine her yıl vergi rekortmeni olarak bir gazete patronu Türkiyenin vergi rekortmeni olarak boy gösteriyor. Bu bir vergi kaçakçılığı değil mi? İkincisi zaten işe girişlerde imzalatılan iş sözleşmesinde bütün haklardan mahrum gazetenin kendi özel anlaşmasını imzalamak zorunda bırakılıyorsunuz aksi taktirde işe alınmıyorsunuz. İşten çıkartıldığınızda da zaten tüm bu haklardan mahrumsunuz öylece ortada kalıyorsunuz. Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak bu konuda bir çalışmanız var mı?
-2001 krizindeki olay çok farklıydı. Gazeteciler hakikaten o dönem çok güçsüzlerdi. Zaten o dönemde bu yeni çıkan iş güvencesi kanunu yoktu. Ama işten atıldıktan sonra bile arkadaşlarımız dava açarak haklarını savunmadılar. Gerekçe de belki işe tekrar geri döneriz ya da başka gazeteye girebiliriz, dava açarsak bizi işe almayabilirler düşüncesiydi. Şimdi burada gazeteci arkadaşlar ımız önce kendi haklarını bilmiyorlar, bilmedikleri gibi kendi haklarını savunan ları takdir de etmiyorlar. Yeni iş kanunu ile birlikte çalışan arkadaşlarımıza patron tarafından hazırlanan 212 sayılı yasanın içini boşaltarak yeni iş sözleşmeleri imzalatılıyor. Bu iş sözleşmeleri imzalandıktan sonra sahip oldukları tüm hakları da kaybetmiş oluyorlar. Bu örneği geçen yıl NTV de çalışan arkadaşlarda gördük. Biz bu konuda arkadaşlarımızı uyarmıştık ama sonuçta onlar imzaladı. Çalışan arkadaşlarılmız işyeri tarafından dayatılan bu iş sözleşmelerini imzalamak zorunda değiller. Bu konuda gazetecilerin önce kendi içinde tutarlı olmaları gerekmektedir. Sendikanın hareket alanını daraltıyor bu davranışlar yoksa sendika nasıl onların yanında duracak mücadele edecek. Şimdi hak hukuktan bahsederken gazetecilerin de üzerine düşeni yapmaları gerekmektedir. Önce gelecek sendikasına üye olacak. Bireysel mücadelesini yapması çok zordur. Tek başına gidip patrona ben bu sözleşmeyi imzalamıyo rum demek belki kendisine zor gelebilir, o zaman gelecek sendikasına üye olacak ki ben onun adına işverenle muhattap olayım.
-Şimdi sendikanın tekrar örgütlü olabilmesi ve gazetecilerin haklarını tekrar kazanabilmesi için bir gazeteci ne yapmalı?
-Önce gazeteci işten atılmayı beklemeyecek bir kere. Çünkü ondan sonra sendikaya üye olamaz. Üye olmayan bir gazeteci adına işverenle muhattap olamam, bunun haklı bir gerekçesi olmuyor yasalar karşısınıda. Şimdi çalışan bütün gazeteci arkadaşlarımız gelip sendikamıza üye olsunlar. Bu bizim en güçlü hareket noktamız. Şimdi gazete patronları 212 sayılı yasanın değiştirilmesi için harekete geçtiler ve bunun üzerinde oynamaya başladılar. Biz 212 sayılı kanuna dokunmayın, asla değiştirilmesini istemiyoruz eksik yanlarını da toplu iş sözleşmeleri ile giderelim diyoruz. Bu yüzden gelecek sendikasına üye olacak, işsizlik, işten atılma korkusunu yüreğinden atacak iş yerlerinde çoğunluğu sağlayacağız ve haklarımızı koruyacağız. Gazetecinin kurtuluşu bu. Yoksa asla ve asla yasal düzenlemelerle kendi haklarının bundan sonra iyileştirileceğini ummasın.
-Türkiye Gazeteciler Sendikası uzun bir dönem pasiflik ya da durgunluk döneminden sonra şimdi neyi hedefliyor? Varmı bir hedefiniz?
-Yaklaşık bir on-onbeş yıllık bir sendikal örgütsüzlük dönemi geçirdik. Bu örgütsüzlük dönemi ile habercilikteki yozlaşmada örtüştük. Hepimiz şikayet ediyoruz bu yozlaşmadan. Birbirimizi kandırarak birilerini yere göğe sığdıramayacak habercilik yaparak geleceğe hizmet etmiyoruz. Bu yanlıştan bir kere gazeteciler olarak bizim dönmemiz lazım. Patronlar kendi özeleştirilerini yapmak zorundalar bir kere. Sendika olarak biz geçmişteki hatalarımız varsa bizde bu özeleştirimizi yapıyoruz zaten ama patronlarda bu özeleştiriyi yapmak zorundadır. Onlar da basının bu içine düşürüldüğü durumdaki payını kabul edecekler. Toplu iş sözleşmesi, sendikal haklar gazetecilerin en temel hakları. Patronlar da saygı duyacak hükümetler de saygı duyacak. Patron kendi çıkarları doğrultusunda gazeteciye yayın politikası dikte etmeyecek. Her gazetenin kendine göre bir dünya görüşü olabilir o doğrultuda bir yayıncılık yapabilir ama çıkar ilişkilerinden arındırılmış bir yayıncılık yapmak zorundadır. Hükümetler kendi programlarını empoze etmeyecek basına. Halkın haber alma hakkına basın özgürlüğüne herkes saygılı olacak. Gazeteci arkadaşlarımıza çağrımız; basın özgürlüğünü geliştirebilmek için, halkın haber alma hakkını, bilgi edinme hakkını koruyabilmek için öncelikle kendi haklarını koruyabilmesi gerekmektedir. Bunun içinde örgütlenme hakkı vardır, sendikaya üye olma hakkı vardır. Bizim taleplerimiz hedeflerimiz arasında hükümetlerin medya sahipleri ile ticari ilişkilerin yasal bir düzenleme ile sona erdirilmesi vardır. Türkiye Gazeteciler Sendikasının son kurulunda sendikamızın yeniden yapılanmasını sağlayacak örgütlenmeye gidilmesi konusunda kararlar alındı. Bu mücadeleyi başlatırken neler yapabileceğimizi tespit etme anlamında Ankara'da, İstanbul'da Adana'da ve İzmir'de üyemiz yada üyemiz olmayan gazetecilerin katılımıyla toplantılar yapıyoruz. Kabaca bir benzetme de olsa bunu Erzurum ve Sivas kongreleri gibi değerlendirmek mümkündür. Buradan yapacağımız çıkış basında özgürlük hedefinde bir deklerasyonunu bu toplantıların sonucunda çıkartacağız. Bunun devamında bir dizi eylem programını hayata geçireceğiz. Son derece kararlıyız. Biz basın özgürlüğü istiyoruz ama bunu isterken de kararlı bir şekilde örgütlenerek başkasının vicdanına sığınmadan istiyoruz. Basın özgürlüğünü patronlar savunamıyorlar bunu ancak biz savunuruz. Onlara bırakmıyoruz artık. Sendikamızın aldığı atılım kararından sonra basındaki meslektaşlarımızın sendikal örgütlenmesini de tetikleyecek mücadelemizi basında yaşanan sansüre karşı bir dizi eylem kararıyla sürdürüyoruz. Türkiye'nin dört bir yanına yayılarak ''basında sansüre hayır'' kampanyasında tüm meslektaşlarımızı seferber olmaya çağırıyoruz. Türkiye Gazeteciler Sendikası var olduğundan beri demokrat insanların öncülüğünde gelmiş bir sendikadır. Burada sol okuyucuya öncelikle hitap eden yayın organları da bu sendikaya üye olmak zorundadır. Birgün Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi, Evrensel Gazetesi, Gündem Gazetesi öncelikle sendikalarına çalışanlarıyla birlikte üye olmak hatta mümkünse toplu iş sözleşmeleri de yaparak basında öncülüğü de başlatmaları lazım. Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak özellikle Birgün Gazetesinden bu duyarlılığı bekliyoruz. Çünkü bu zaten Birgün Gazetesinin temel ilkelerinden biridir. Yaşadığı tüm zorluklarla mücadele ederken karşılaştığı tüm engellere karşın Birgün Gazetesi ilkelerinden asla taviz vermemeli. Biz Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak Birgün Gazetesinin yaşamasını ve yaşatılmasını istiyoruz. Bunu hep birlikte başarmalıyız da. Biz TGS olarak Birgün Gazetesinin bağımsız ve özgür gazetecilik çabasını yayın hayatına başladığı günden itibaren heyecanla takip etmekteyiz. Gazetemizin bugün karşı karşıya olduğu sıkıntıların aşılmasında ve sürdürülebilir yayın koşullarına ulaşmasında sendikamızın yönetici ve üyeleri ellerinden gelen her türlü katkıyı vermeye hazır olduğunu en içten dayanışma duygularımla Birgün Gazetesi okuyucularına ve çalışanlarına bildiririm.