Benim görevimin en yıpratıcı yanı her sabah onlarca gazeteyi dikkatli bir şekilde okumak zorunda kalmış olmamdır. Literatüre geçmiş olan 'şu okullar da olmasa. Ne kadar rahat milli eğitim bakanı olunur' eski lafından yola çıkarak ben de 'şu gazeteler olmasa ne kadar rahat gazeteci olunur' demeye başladım. Haberiniz olsun.
Gazeteleri dikkatli okuyunca bu kadar fazla saçma haberin nasıl olup da bir gün içinde toparlanıp sunulabildiğine şaşırmamanız imkansız. Ülkemizin her sektöründe olduğu gibi bizim sektörde de ciddi bir algılama sorununun yaşandığını görebiliyorsunuz. Örneğin ben 'modern, milliyetçi, muhafazakar' diyorum, sanki bu tanımda hiç modern kelimesi yokmuşcasına sonuçlara atlanılıyor. Modern kelimesi hiç kafalara takılmıyor. Ben diyorum ki hastalandığım zaman çocuğum aklıma geldi ve bunu derken de kendimi tutamayıp ağlıyorum, bir de bakıyorum ki bu iş dini anlatırken ağlamama hem de hıçkırarak ağlamama dönüşmüş.
Yani Türkiye'de katiyen yeni bir fikri içtenlikle ifade edip anlaşılmanız mümkün gözükmüyor. Bu da dediğinizin aslında zor anlaşılır birşey olmasından değil, karşınızdaki insanların kafalarındaki tipolojilere göre algılayarak yaşamayı tercih etmelerinden kaynaklanıyor.
Ben içe dönüş olarak dindarlığı anlatıyorum ya, illa da kafama takke geçirip, tespihi ele almam da gerekiyor bu insanlara göre. Bakın birşey söyleyeyim; eğer üç kadın daha almam gerekecekse o zaman kesin dindarlıktan vazgeçerim, çünkü Rana zaten bir başına beni tüketmiş durumda, dört kadınlı olacağıma ne yapıp eder, dünyada kadın düşmanlığını savunan bir din arayıp bulurum ve o dinin Türkiye'deki gönüllü misyoneri oluveririm.
'Diğer gazetelerde önyargı fazla' şikayetini yaptığım için diyeceksiniz ki 'peki ya kardeşim sende hiç önyargı yok mudur?' Olmaz mı, tabii ki var. Örneğin CHP konusunda ben sadece önyargıdan ibaretim.
Atatürk'ün Musul konusundaki isteklerini miras olarak zorunlu biçimde CHP'ye bırakması da bu nedenle büyük bir şanssızlıktır. Müsait olsaydı, vakti gelmiş olsaydı bile Musul'un işgal edilmesi yerine CHP hemen bir Kurultay toplardı. Kurultay'da Musul operasyonu bütün detayı ile konuşulurdu. Muhalif gruplar ortaya çıkar, onlar da sırf Genel Başkan'a karşı çıkmış olmak için Musul'un geri alınmasına karşı çıkarlardı. 'Gerçek savaş'tan önce ilk savaş Kurultay'da çıkardı. Ondan sonra da Kurultay'da neden kavga çıktı konusunu incelemek için bir başka Kurultay da hemen toplanırdı. En sonunda da 'Biz neden durmadan Kurultay topluyoruz ki?' konulu bir başka Kurultay daha toplanırdı.
Yani CHP'nin Musul'u filan geri alacak vakti katiyen olamazdı. Şimdi de üstüne üstlük başlarına bir de Mustafa Sarıgül çıktı, Kurultay'a hazırlanacak vakitleri bile pek kalmadı. Aslında Deniz Baykal, profesyonel Kurultay toparlayıcıdır. Hele bir de yanına Ali Topuz'u aldı mı! Dünyada bu ikilinin elinden Kurultay alabilecek hiçbir babayiğit yoktur.
Sarıgül ise 'Başbakan olacağım' diye diye gerçekten Başbakan olacağa benzemektedir ki bu tuhaf fenomeni mantıken açıklamak da pek kolay değildir. CHP şimdi de bu fenomeni çözümlemek için Kurultay'a gitmektedir ki bence bu da CHP'nin sonu olacaktır; çünkü Sarıgül gibi karmaşık, gizemli bir fenomeni sadece tek bir Kurultay ile çözümleyebilmek imkansızdır. Yani anlayacağınız CHP doğal ömrünün sonuna kadar (bir-iki yıl) hiç durmadan zincirleme Kurultay yapmak zorunda kalacaktır. İsteyen bunları Sarıgül tefrikası olarak da adlandırabilir.