DİKKAT! GRİP 65 YAŞ ÜSTÜNDE ÖLDÜRÜCÜ OLABİLİR

••5 dk okuma
DİKKAT! GRİP 65 YAŞ ÜSTÜNDE ÖLDÜRÜCÜ OLABİLİR

Hızlı Özet

“Türk Iç Hastaliklari Uzmanlik Dernegi (TIHUD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Serhat Ünal, kis mevsiminde görülme sikligi artan gribin yaslilarda ciddi saglik sorunlarina yol açabilecegini, hatta ölümcül olabilecegini belirtti.”

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Serhat Ünal, kış

mevsiminde görülme sıklığı artan gribin yaşlılarda ciddi sağlık sorunlarına yol

açabileceğini, hatta ölümcül olabileceğini belirtti.

Prof. Dr. Ünal, TİHUD tarafından Antalya’da gerçekleştirilen ve yarın

sona erecek olan 10. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi’nde değerlendirilen konulara

ilişkin bilgi verdi.

Havaların soğumasıyla birlikte kapalı yerlerde daha fazla zaman

geçirilmesine bağlı olarak solunum yoluyla bulaşan grip ve nezle gibi enfeksiyon

hastalıkları oranlarında da artış olduğuna dikkati çeken Ünal, her iki hastalığın

belirtilerinden söz etti.

Nezleye yol açan "rhino" virüsünün burun mukozasında çoğalarak

hapşırık, burun akıntısı, ateş, halsizlik ve bitkinlik yaptığını belirten Ünal,

bu hastalıkta ateşin fazla yükselmediğini ve kas ağrısının olmadığını kaydetti.

Gribe yol açan "influenza" virüsünün ise hem boğaz ve burun mukozasında

hem de akciğerde çoğaldığını anlatan Ünal, "Bu hastalıkta hapşırık, öksürük, 40

dereceyi bulan ateş, halsizlik, bitkinlik ve çok şiddetli kas ağrısı görülür.

Nezle ve gribi klinik olarak ayırt etmek biraz zor olabilir. Ancak influenza

virüsünü gösteren özel testlerle ayrım yapılabilir. Nezle, kendiliğinden 2-3 gün

içinde iyileşebilir. İstirahat, bol sıvı, dengeli beslenme ve ateş düşürücü ilaç

nezle için yeterlidir. Gribin ise daha ciddiye alınması gerekir" uyarısında

bulundu.

Ünal, kış mevsiminde görülme sıklığı artan gribin yaşlılar için ciddi

sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati çekerek, "Akciğerde çoğalıp

zatürreye yol açması ve başka mikroplara zemin hazırlaması nedeniyle gribin

özellikle 65 yaş üstündekilerle, akciğer, kalp, böbrek, karaciğer ve şeker

hastalığı olanlarda ve kanser tedavisi görenlerde ölümcül bile seyredebilir"

diye konuştu.

Gripte yatak istirahati, ateş düşürücü ilaç, bol sıvı, doğru beslenme ve

virüsün çoğalmasını önleyen ilaçların alınmasının faydalı olduğunu dile getiren

Ünal, grip mevsimi geldiğinde toplu yerlerde az vakit geçirilmesi, el temizliğine

dikkat edilmesi, aksıran ve hapşıranlarla öpüşülmemesi, iyi beslenilmesi ve

hapşırmaya başlanıldığında maske takılması önerilerinde bulundu.



"AŞI YAPTIRILMALI"





Ünal, bu tür önlemlerin dışında gribe karşı en iyi korunma yönteminin aşı

olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Her yıl tekrarlanması gereken grip aşısı, çocukluk döneminde belirli

bir takvime göre yapılıp tamamlanan aşılardan farklıdır. Çünkü yıl içinde genetik

yapısında değişiklik meydana gelen grip mikrobu, geçen yıl için hazırlanan aşıda

bulunmayabilir. Her yıl hangi virüsün salgın yapacağı DSÖ tarafından belirlenir.

Bunun için de nisan veya mayıs aylarından itibaren sık görülen virüsler tespit

edilir. A grubu virüslerden 2’si, B grubu virüslerden de biri seçilerek aşı

üreten bütün firmalara bildirilir. Aşı firmaları da bu yıl için DSÖ’nün

bildirdiği veriler doğrultusunda yeni aşılar ürettiler. Bu yıl gribe karşı koruma

sağlanmak isteniyorsa bu yeni aşıdan yaptırılması gerekir.

Bu yıl içinde ilgili virüslerden biriyle karşılaşılması halinde aşı yüzde

yüz koruyuculuk sağlayabilir, bunlara benzer, yakın akrabalığı olanlarla

karşılaşılması halinde ise yüzde 50-90 arasında bir korumaya sahip olunabilir.

Her yıl grip aşısı olanlarda bağışıklık oranı artar. Çünkü farklı virüs tiplerine

karşı koruyuculuk sağlanmıştır. Aşı risk grubundakilerde hastalığı yüzde yüz

engellenmemişse bile, ölüm oranını azaltır ve hastalığın hafif geçmesini

sağlar."

Grip aşısının Ekim ayı sonuna kadar yaptırılabileceğini ifade eden Ünal,

"65 yaş üstündekiler, akciğer, kalp, böbrek, karaciğer ve şeker hastalığı

olanlar, kanser tedavisi görenler, kritik görevlerdekiler ve sağlık çalışanı gibi

hastalığı başkalarına bulaştırma riski olanların mutlaka grip aşısı olmaları

gerekir" dedi.

Ünal, grip aşısının yumurtada üretildiğini, yumurtadan geçen proteinlerin

tamamen arıtılamadığı için bu besine karşı alerjisi olanların grip aşısı

yaptırmaması gerektiğini vurgulayarak, "Bir süre önce hücre kültüründe

üretilmeye başlanan grip aşısı yumurtaya karşı alerjisi olanlara da

uygulanabilir. Ancak bu aşının daha toplu üretimine tam anlamıyla

başlanmamıştır" diye konuştu.



VİTAMİNLERİN YAŞAMIMIZDAKİ YERİ





Kongrede sunum yapan hekimlerden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç

Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Gül Öz de yaptığı konuşmada,

vitamin ve minerallerin metabolizma için gerekli maddeler olduğunu belirterek,

sağlıklı olmak, vücut fonksiyonlarını devam ettirmek ve büyümeyi sürdürmek için

bu maddelerin küçük miktarlarda alınmasıyla mümkün olduğunu bildirdi.

Vitaminlerin, vücutta kimyasal reaksiyonların hızını ayarlamaya yardımcı

bir grup organik madde, minerallerin ise kemiklerin ve yumuşak dokuların önemli

bir elemanı olan doğal, organik olmayan bir madde olduğunu anlatan Öz, şu

bilgileri verdi:

"Vitaminler doğrudan enerji kaynağı değil günlük gıdalarla alınan besin

ögeleridir. Günümüzde, yetişkinlerin çoğu besleyici bir diyete rağmen gıdalardaki

vitamin ve minerallerin vücut tarafından yeterli emilemediği veya kullanılamadığı

düşüncesiyle vitamin desteği kullanmaktadır. Oysa normal yemek düzeninde, bu

destek ürünlerini yüksek dozlarda almak hem faydasız hem de tehlikelidir. Bir

hastalık veya eksiklik söz konusu değilse ’mega dozlarda’ vitamin alımına gerek

yoktur ve böyle bir kullanımı doktorlar da önermezler. Bir vitaminin aşırı yüksek

dozda alınması, başka bir vitaminin miktarı normal olsa bile kullanımını

engelleyebileceği için her vitaminin dengelenmiş düzeyleri izlenmelidir."

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı

Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülay Sain Güven de sigara ve alkol kullanımın zararlarına

ilişkin bilgi verdi.

Güven, genellikle alkoliklerin, alkolik olmayanlara göre daha çok sigara

içtiğini, sigara içenlerin de daha çok alkolik olduğunu belirterek, sigara

içilmesi ile alkol kullanımı arasında davranışsal bir ilişkinin söz konusu

olduğunu dile getirdi. Güven, "Ayrılmaları zor. Çünkü alkol, nikotinin neden

olduğu haz etkisini artırıyor bu da alkollü içkiler içerken daha çok sigara

içilmesine neden oluyor. Hem nikotin hem etanol beyinde, bağımlılığın altında

yatan pozitif güçlendirmede rol oynayan dopaminin konsantrasyonunun artmasına

neden oluyor" dedi.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim

Üyesi Prof. Dr. Kerim Güler, gebelik döneminde görülebilecek iç hastalıklarının

anne adayı ve bebek için çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati

çekerek, ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini söyledi.

Bu haber 2516 kez görüntülendi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR