ERDOĞAN NEDEN 'BEDELİ NE OLURSA' DEDİ?..

••4 dk okuma
ERDOĞAN NEDEN 'BEDELİ NE OLURSA' DEDİ?..

Hızlı Özet

“Başbakan Erdoğan, darbe girişimleri ile ilgili olarak, "Bedeli ne olursa olsun" ifadesini kullandı.”

Özel bir televizyon kanalında, 2 gazeteci, 1 hukukçu ve Ak Parti’nin hukuçu milletvekilinin tartıştığı ve başka bir gazetecinin sunduğu programda “Türkiye’nin Nabzı” konuşuluyordu.



Gazetecilere 28 Şubat’ın kara günlerinden bu yana gözlerim aşina olmasa, hukukçuyu “yeni bir sol oluşumun lider adayı olarak” ve Ergenekon operasyonlarından sonra yasaların uygulanmasında imtiyaz arayan cümlelerle ekranlarda boy gösterirken görmemiş olsam, ya da; seslerini daha önce hiç duymamış olup radyodan dinlesem, programda, 3 “üst düzey askeri yetkili” ve bir iktidar milletvekilinin tartışmasının bir gazeteci tarafından yönetildiğini düşüneceğim.



Hukukçusu cüppesini çıkarıp, gazetecisi kalemini bırakıp apolet takan bir ülkede, demokratikleşme ve millet iradesiyle şekillenen parlamenter sistemi, postal oligarşisinden kurtarmanın zorluğunu şimdi daha iyi anlayabiliyorum.



Apoletli iki gazeteci ve bir hukukçunun, darbe teşebbüsünde bulunan, millet iradesini darbelerle al aşağı edip parlamenter demokrasiyi ayaklar altına alacak darbe planlayıcılarının, “emir komuta zinciri” halkasından uzak sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören yasal düzenleme konusunda sergilediği tavır, öyle sanıyorum apoletlerindeki yıldız sayısını da arttırmıştır.



28 Şubat’ı meydana getiren karanlık günler senaryo haberlerinin, “komutanların talimatıyla yazıldığını”, bir anlamda senaristliğini yaptıklarını kendisi itiraf eden Can Ataklı’nın, programda, yasama görevini yerine getiren meclisin, yasal düzenleme konusunda “askeri vesayetten bağımsız hareket etmesini” kabullenemediğini göstermesi;



Cüneyt Ülsever’in, yine kendi “mevkidaşı” gibi, askeri vesayetten kurtulmuş bir anlayışla parlamentonun yasama yetkisini kullanmasına yönelik öfkesini, iktidar milletvekili Burhan Kuzu’ya yönelik seviyesi düşük cümlelerle sergilemesi, bu ikilinin omuzlarında yıldız takacak boşluk bırakmamıştır eminim.



Ya hukuçuya ne demeli?



Ülkenin hukuk ve yargı mensuplarını yetiştiren güzide bir üniversitesinde görev yapan ve son dönem “solun düştüğü çukurdan” kurtarılması için dört elle sarıldığı Süheyl Batum’a ne demeli!



Zorlama yorumlarla parlamentonun yasama yetkisini hür iradeyle kullanmasına tepki gösterip, anayasa ve TBMM içtüzüğünden bihaber bir şekilde, çıkan yasalarda “saat faktörü” aramasını nasıl açıklayalım ki?



Geceleri 00:01’den sonraki zaman dilimlerinde gerçekleşen darbeler konusunda tek bir söz etmeyip (edemeyip), bundan sonra bu tarz girişimlerde bulunanların yargılanmasını, “emir-komuta zinciri” halkasından çıkaran bir yasal düzenlemeye, “zaman faktörü” ile karşı çıkan anlayış, ona da birkaç yıldız ekletmiştir muhtemelen.



Anamuhalefet Partisi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın meclis grubunu olağanüstü toplayarak, yapılan düzenlemeyi iptal için Anayasa Mahkemesine Başvurulmasına yönelik grup kararı aldırması ve bu yönde yaptığı konuşma, bu apoletli entelijansın tavrını aratmayacak cinstendi.



Baykal, “bu düzenlemeye gidilmesi için kendilerinin bilmediği bir tehlikenin olup olmadığını” sorarak yaptığı konuşmada, “Başbakan’ın kurumlar üzerinde vesayet oluşturmak istediğini” ifade ediyordu.



Baykal’ın, Ergenekon avukatlığını üslendiğini kendi ifadelerinden biliyorduk elbette, ama; Ergenekon’un uzun kolu cuntacı zihniyetleri himaye etmeyi düşünebileceğini asla tahmin edemezdik.



Bunu, iktidar mücadelesini cuntacı zihniyetlerin demokrasi dışı müdahalelerinden doğan boşluklara endeksleyen zihniyet olarak tanımlasak, çok da haksızlık etmiş olmayız.



Baykal’ın bu çıkışı, onun, cuntacıların planladığı eylemlerine meşruiyet kazandırmakla görevli olduğu anlaşılan Ergenekon yapılanmasının avukatlığını üslenmesindeki gerekçeleri de ortaya koyar nitelikteydi.



Anlaşılan Baykal, parlamentonun milli iradenin sandığa yansımasıyla şekillendiği realitesinden yola çıktığında, iktidar olamayacağını anlamış; millet iradesi dışında iktidar belirlemeye çalışan gruplara bel bağlamış.



Millet iradesini silah gücüyle devirmeyi amaçlayacakların, yetkisini emir-komuta zincirinden değil de, milletten alan sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören bir yasal düzenlemeye itiraz etmeyi ve bu düzenlemeyi yüksek mahkeme kanalıyla iptal ettirmeyi kararlaştırmak başka nasıl izah edilebilir yoksa.


ERDOĞAN NİÇİN "BEDELİ NE OLURSA OLSUN" DEDİ?



Başbakan Erdoğan’ın, son zamanlarda yaptığı konuşmalarda vurguladığı “bedeli ne olursa olsun” cümleleriyle neyi kastettiği, bu tartışma programının ve Baykal’ın Meclis'te yaptığı konuşmanın ana temasında saklı aslında.

Son yaptığı bir konuşmada aynen şu sözleri ifade etti Başbakan üzerine basa basa:



"Birileri çetelerin avukatlığına soyunmuş olabilir. Birileri Türkiye'nin prangalarından kurtulmasından rahatsızlık duyabilir. Birileri Türkiye'nin temiz topluma ulaşmasından rahatsız olabilir. Bedeli her ne olursa olsun, Türkiye'yi ayak bağlarından kurtarma azmimizi muhafaza edecek; bu yolda kararlılıkla ilerleyeceğiz".



Başbakan’ın, bu sözleri sarfederken hakim olan halet-i ruhiyesini, ölümün soğuk nefesini ensesinde hisseden kararlı bir liderin dışa yansıması olarak değerlendirmek gerek sanırım.



Entelijansının darbe çığırtkanlığı yaptığı, muhalefetin cuntacıları himaye etmeye çalıştığı bir ülkede, statükoyu ve statüko korumacılarını alt edip değişimi gerçekleştirmek isteyenler, ödeyecekleri bedeller arasına ölümü de dahil ettiklerinde gerçek anlamda lider olurlar.



Başbakan da, hukuksuzluktan ve antidemokratik düzenden beslenenlerin, sistemin kangreni haline gelen bu iki arızayı düzeltmek isteyenlere yaşattıkları hazin sonu bile bile onarmaya çalışırken, lider, “bedelini hesaplamadan risk alandır” tanımına uygun hareket ettiğinden lider sanırım.



Peki başbakana her fırsatta “bedeli ne olursa olsun” vurgulamasını yapmaya zorlayan psikoloji nasıl bir konjonktürde gerçekleşmiştir?



Bu konjönktürün tanımını, postal giyen entelijansın, apolet takan hukukçuların ve üniformadan medet uman muhalefetin ortak akılla sürdürdüğü darbe goygoyculuğuyla özetlemek yeter.



Ama başbakan, idam gömleğini çoktan giymiş, meydanlarda fırlatılan yağlı urganı çoktan almış eline, oturduğu makamı çoktan idam sehpası kabul etmiş.



Korkması ve düşünmesi gerekenler, darbe ve darbecilerin oluşturacağı boşluktan iktidar olmaya heveslenenler, kalemini ve cüppesini çıkarıp apolet takmayı “görev” sayanlardır.



Millet, onların görmek istemediğini görecek, bilmek istemediğini bilecek, duymak istemediğini duyacak kadar duyarlı artık!


(cafesiyaset)

Bu haber 3635 kez görüntülendi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Haluk Görgün: HÜRKUŞ Uluslararası pazarda benzersiz bir seçenek
Gündem

Haluk Görgün: HÜRKUŞ Uluslararası pazarda benzersiz bir seçenek

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, "2027 yılında Türk Hava Kuvvetlerinde HÜRKUŞ filolarını göreceğiz. 2028 yılı sonuna kadar da 55 uçağın tamamını Hava Kuvvetlerimizin envanterine kazandırmayı planlıyoruz. Çok yakında HÜRKUŞ'un ihracat haberlerini sizlerle paylaşmaya başlayacağız" dedi.

Habervitrini14675 Görüntüleme
Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında 36 kişi tutuklandı
Gündem

Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında 36 kişi tutuklandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının bulunduğu helikopterin düşmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 38 şüpheliden 36'sı tutuklandı, 2 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi.

Habervitrini14261 Görüntüleme
Beklenen yağış başladı! Meteoroloji illeri tek tek sıraladı!
Gündem

Beklenen yağış başladı! Meteoroloji illeri tek tek sıraladı!

Meteoroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, İstanbul’da akşam saatlerinde başlayan yağışın gece boyunca süreceğini belirterek su baskınlarına karşı uyardı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü de İstanbul, Bursa, Kocaeli, Yalova ve Sakarya için kuvvetli yağış uyarısı yaptı.

Habervitrini9465 Görüntüleme
MASAK'ın FETÖ'cü casusları için hesap vakti
Gündem

MASAK'ın FETÖ'cü casusları için hesap vakti

İstanbul merkezli ve Ankara'yı da kapsayan eşzamanlı operasyonda, MASAK'taki yetkili personel ve taşeron şirket yöneticilerine yönelik düğmeye basıldı. Haklarında adli işlem yürütülen 22 şüpheliden 5'i gözaltına alındı. Yurtdışında firari durumda bulunan 16 şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarılırken 1 şüpheliyi arama çalışmaları ise sürüyor.

Habervitrini12639 Görüntüleme