Allahü teala’nın sözünü dinleyen, onun yolundan giden hem dünya hem ahiret hayatında rahat eder.
Ne zaman ki Allahü teala’nın sözünden çıkılır, işte o zaman bozulmalar zuhur eder. Allahü teala, yarattığı can verdiği her kulunu kendi sözünü dinleyecek şekilde halk etti.
Hastalıkların, psikolojik problemlerin ortaya çıkmasının nedeni, kişinin yaradılış özelliğini bozmasıdır. Yani Allahü teala’nın emir ve yasaklarına uymamasıdır.
Helal de haram da kulun hayrınadır.
Haramlar, kula zarar verdiği için haramdır.
Yüz tonluk bir havuza bir damla idrar düştüğünde, o bir damla yüz ton suyu bozar. Onu necis hale getirir.
İnsan vücuduna bir damla alkol soktuğunda, o bünye de tıpkı havuz gibi pis olur.
Ne zamana kadar?
O kişi eğer tövbe eder de tövbesi kabul olursa, alkolün getirdiği o pislik o vücuttan gider.
Samimiyetle yapılan tövbe, haramın zararını ortadan kaldırır.
Tövbesi kabul olunduğunda yeniden yaratıldığındaki özelliklere tekrar kavuşur.
Bişr-i Hafi Hazretleri evliyanın büyüklerindendi.
Gençliğinde kötü arkadaşlar sayesinde dinden uzaklaşıp dünya eğlencesine daldı.
O dönemde sarhoş olacak kadar içki içerdi.
Bir gün eğlence âlemlerinden sonra sarhoş ve bitkin olarak evine dönerken yolda üstünde Besmele yazılı bir kâğıt buldu.
İçi sızlayıp yerden aldı. Öpüp, çamurlarını silerek, temizledikten sonra, güzel kokular sürüp, evinin duvarına astı.
O gece âlim ve veli bir zata, rüyada; "Git Bişr'e söyle! İsmimi temizlediğin gibi seni temizlerim. İsmimi büyük tuttuğun gibi, seni büyültürüm. İsmimi güzel kokulu yaptığın gibi, seni güzel ederim. İzzetime yemin ederim ki, senin ismini dünyada ve ahirette temiz ve güzel eylerim." dendi.
Bu rüya üç defa tekrar etti.
O zât Bişr-i Hafi’yi bulup rüyasını söyleyince, ağlayarak tövbe etti.
Hızla yükselerek Dinî ilimlerde yüksek bir âlim, tasavvufta yüksek bir velî oldu.
Hata kula mahsus, yeter ki samimi olarak ve bir daha yapmayacak şekilde tövbe et.
Helaller, kula faydalı olduğu için emrolundu.
Abdest ve gusül, bedeni temiz tutup ruha huzur verir.
Namaz eklemleri çalıştırıp vücuttan elektriği alır.
Oruç, mide ve sindirim sistemi düzenler.
Sohbet ve nasihat kalbi parlatır. Feyz girişini sağlar.
İmanını kaybedersen, şeytanın kontrolüne girersin. Şeytan kişinin psikolojisini bozar.
Müslüman olmayanların bütün dünya nimetlerine rağmen bir türlü huzurlu olamamasının sebebi de budur.
Kâfirler müminlerden daha müreffeh yaşarlar, ama huzuru bulamazlar.
Onların görüp görebileceği iyi hayat, bu dünya hayatı kadardır.
Müminler sonsuz saadete talip olurken onlar kısa dünya hayatı ve zevklerine sarılırlar.
O yüzden mümin için ölüm, sonsuz saadete gidişin ilk adımıdır.
Buradan anlaşılacağı gibi çok yaşamak değil; hayırlı bir ömür sürüp, ahirete temiz olarak gitmek önemlidir.
Her mümin bembeyaz elbisesi vardır.
O beyaz esvabı, beyaz esvaplıların arasında dolaştığı müddetçe kirlenmez.
Ne zaman ki siyah esvaplıların arasına girer, o zaman o beyaz esvap kirlenmeye başlar.
Önce grileşir sonra kararır.
O yüzden büyükler talebelerini gözlerinin önünden ayırmazlar.
Yabancılarla çok sık görüşmelerini istemezler.
Hiç bir kişi, tek başına kendi esvabını tertemiz ve pak tutamaz.
O kişinin esvabını temiz tutan şey, hocasının sohbetleridir.
Her sohbette o esvaba düşen kirlilikler kendiliğinden temizlenir pak olur.
Dikkat edin! Her ulema, her evliya sohbetle geldi, sohbetle gitti.
Hepsinin ortak özelliği sohbettir.
Bu din; sohbetle başladı, sohbetle gelişti, sohbetle devam ediyor.
Çünkü sohbet olduğunda, Peygamber efendimiz Muhammed Mustafa'nın sallallahü aleyhi ve sellemin nuru orada olur.
O nur olan yerde kirlenme olmaz.
Herkes o nurdan nasibi kadar alır.
Bazısı çok az, bazısı biraz, bazısı tam alır.
Sonuçta herkes nasibi kadar alır.
Mesele alıcı ve verici frekanslarının tutmasıdır. Frekans tutmayınca vericiden ne gelirse gelsin, alıcı onu alamaz.
Bu büyüklerin bazı talebeleri vardı, hiç bir şey yapmadan sadece oturdukları yerden hocasını dinleyerek ahiret hayatını ve Cenneti dünya gözüyle görürlerdi.
Bunun nedeni hocasının bereketi ve itibarının yüksekliğiydi.
Bereket ve itibar yüksek olunca, o talebelerine de tesiri de yüksek olur.
İlmi ve itibarı yüksek hocaların, ilmi ve itibarı yüksek talebeleri olur.
Eğer o ilmi ve itibarı yüksek kişiler; hocalarına talebe olmasalardı, tek başına büyük âlim olurlardı.
Allahü teala onlara bu yetkiyi tanımadığı için, bir büyük olarak değil, hocalarının talebesi olarak yollarına devam ettiler.
O da bir nasip meselesi... Sonuç; her şey nasiptir.
Allahü teala ne dilerse o olur. Oradan öteye yol gitmez.
Ahir zamanda bir hoca talebesini bir gün bile ihmal etmez.
İhmal etse onun kalbinde bozulma başlar.
O yüzden bir an boş bırakmaz.
Bu bozulma o kişinin kendisinden değil, içinde bulunduğu zamandan dolayıdır.
Şüphesiz ki ahir zamanın göbeğindeyiz.
Âhir zamanda yaşayan Müslümanların işi zor hem kolaydır.
Zordur; öyle bozuk bir dönemde imanı korumak bile elde ateş tutmaya benzer.
Onların iki mesuliyeti vardır. Biri, Müslümanın kendisini, çoluk çocuğunu ateşten kurtarmak mesuliyeti, biri de, fitneye sebep olmadan İslamiyet’i yayma mesuliyetidir.
Ahir zamanda Müslümanların işi kolaydır; az bir çabayla çok sevap kazanırlar.
Ahir zamanda garip olan İslam’ın ilk günlerinde garip olan gibidir.
Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki;
İslam garip olarak başlamış, garip olarak dönecektir. Benim ümmetimden garip olanlara ne mutlu.
Bu hadiste kastedilen garip Müslümanlar, içinde yaşadıkları zamanlar da yalnız
kalanlardır.
Şu anda hepimiz garip hükmündeyiz.
Önce bunun farkında olacağız sonra da bunun şükrünü yapacağız.
RABBİM BİZ GARİPLERE MERHAMET EDİP DÜNYA VE AHİRET SAADETİ VERSİN (ÂMİN)
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ




