SOHBET (116)

4 dk okuma
SOHBET (116)

Hızlı Özet

Bazıları münafık olduklarından bilerek, bazıları ahmak oldukları için bilmeyerek ve bazıları da cahil oldukları için bilgisizliklerinden dini farklı anlatıyor.

Ahir zamanda, dini bildiğini sanan ahmaklar da bilmeyen cahiller de bir şekilde dini bozmaya çalışıyor.
Bazıları münafık olduklarından bilerek, bazıları ahmak oldukları için bilmeyerek ve bazıları da cahil oldukları için bilgisizliklerinden dini farklı anlatıyor.
Bunların ortak özelliği, dini akıllarıyla yorumlamaktır.
Oysa bizim dinimizin temeli kalptir.
Dini kalpten anlatmak ancak mütehassısların işidir.
Bu yolun bütün büyükleri, sıkı bir kalp eğitiminden geçirildiler. Onlar kalp konusunda birer uzman oldu.
Hızır Aleyhisselam kalp uzmanıydı.
Birçok zatın tasavvufta yetişmesine rehberlik etti, feyz verdi.
Hızır aleyhisselâmın tasavvufta yetiştirdiği en meşhur âlim ve velilerden biri Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleridir.
Hocalarından bu eğitimi alan büyükler, öğrendiklerini talebelerine aktarır.
İşte bu aktarıma feyz denir.
Feyz direk kalbe tesir eder.
Büyüklerin sohbetlerini dinleyenlerin kalplerinin huzurla dolması aldıkları feyz nedeniyledir.
Feyz öyle güçlü bir enerjidir ki, zaman ve mekâna ihtiyaç duymaz.
Aynı anda dünyanın dört bir yanına ulaşır.
Dünyada gerçek manada bir âlim, yani Peygamber Efendimizin Sallallahü Aleyhi ve Sellemin vekili varsa, onun nurundan bütün dünya yararlanır.
O âlim vefat ettiğinde, dünyaya olan nuru kesilir.
Nur sevenlerinin ve talebelerinin kalbindeki sürer.
Bu yüzden; “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir” buyuruldu.
Âlim vefat ettiğinde, dünyayı aydınlatan ışık da kesilir.
O ışık kesildiğinde; karmaşa ve şiddet başlar.
Bugün yaşadığımız vahşet ve dehşetin sebebi budur.
Işığın olmadığı zamanda; bozulma hızlanır. Din ve ahlak geriler.
Merhamet yerini sevgisizliğe, edep yerini edepsizliğe, saygı yerini saygısızlığa çevirir.
Evlatlar; anne ve babasını beğenmez olur.
Dünya sevgisi ve dinsizlik artar.
Kalpler her gün biraz daha kararır.
Allahü teâlâ’nın kendini anması için yarattığı kalp, şehvet, istek ve arzu ile doldurulur.
Ahmed bin Hadraveyh Hazretleri; "Kalp, bir takım kaplardan ibarettir. Allahü teâlânın sevgisiyle dolduğu zaman, nûrun fazlası diğer uzuvlara yansır.
Bâtılla dolduğu zaman da, ondaki karanlık diğer organlara geçer.
" Buyurdu.
Dünya sevgisi ve günahların istilâ ettikleri kalpten nasıl hayır beklenir.
Kalplerden şehvetin izini silecek şey yalnız Allahü teâlânın korku ve sevgisidir.
Dünyanın ışıksız kaldığı bu zamanda; doğru bir yol bulup o yolda ilerleyenlere selam olsun.
Büyüğünü bulamıyorsun, büyüğünü sevenleri bulacaksın.
O büyüklerin dünyada kalan talebeleriyle sevgi zinciri oluşturacaksın.
Kurtuluş ancak böyle mümkün olur.
En bahtsız insan yanlışa doğru diye sarılan insandır.
Ondan daha bahtsızı ise, doğruya yanlış diye saldıran insandır.
Yanlışa doğru diye yapışan ahmaktır. Bunlardan da bol miktarda var.
Kimdir ahmak?
Ahmak; aklı az, görüşü kısa, basiretsiz, kötü huylu kimsedir.
Hikmet; iyiyi kötüden, hakkı bâtıldan ayıran kuvvettir.
Hikmetin lüzumundan az olmasına ahmaklık denir. Ahmak, hayrı, şerri birbirinden tam ayıramaz.
Kur’an-ı kerimde Bekâra suresi (13) mealen buyuruluyor ki:
- Kâfirlere “Müslümanların inandığı gibi siz de inanın” denilince, “Biz o sefihler, o ahmaklar gibi iman eder miyiz hiç?” derler; hâlbuki asıl ahmak kendileridir.
Allahü teâlânın dininde eksik hüküm yoktur, olamaz.
Bazı ahmaklar bir eksiklik var zannedip, kendileri aklınca orayı tamir etmeye kalkıyor.
Oysa tamire muhtaç olan şey Allah’ın dini değil senin çirkin kafandır.
Ahmak; kapısına gittiği hocasında kusur arayandır.
Ahmaklar kalplarıyla teslim olmadıkları için asla gerçek talebe olamazlar.
Hadis-i şerifte; Ahmaklığın en kötüsü, Müslümanlığı bırakıp, başka dine meyletmektir. Buyruldu.
O yüzden Cennet ahmaklara haramdır.
Cennette bir tane bile ahmak olmaz.
Çünkü Allahü teâlânın Cenneti, Habibinin sonsuz olarak kalacağı yerdir.
Cenab-ı Allah Habibini sonsuz olarak misafir ettiği yere ahmağı sokmaz.
Orada çok özel insanlar, çok kıymetli insanlar bulunur. Ancak onları Habibine komşu eyler.
Allahü teâlânın Habibine komşu olmak o kadar kolay mıdır?
Allahü teâlânın indinde Cennete girmek; Allahü teâlânın Habibine komşu olmaktır. Dolayısıyla Cennete sıradan insanlar alınmaz.
Cennet, firaset sahibi Müminlerin yurdudur.
Müslümanın dünyadaki firaseti, ahirette Cennete hazırlık içindir.
Cennet; çok özel insanların misafir edileceği ve Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellemin sohbetine, ziyafetine kavuşacakları bir mekândır.
Daha da önemlisi Cenab-ı Allah’ın cemali ile müşerref olacakları bir mekândır.
Bu mekânda, ahmakların hiçbiri bulunmaz.
Ahmağa nasihat kâr etmez.
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
- Akıllı, nefsine uymaz, ibadetlerini yapar, ahmak olan da nefsine uyar, günah işler, sonra da Allah affeder diye ümit eder.
Salih talebe hocasının sözünden çıkmayacak ki, bir ahmaklık yapmaya. Eğer bir Müslüman ahmaklık yaparsa işte o zaman onun başına bir felaket geldi demektir.
Hocasını takip etmeyenin şaşırması ve yönünü kaybedip ortada kalması kaçınılmazdır.
Onun için, büyüklere yapışabildiğiniz kadar yapışın
Hocanıza yapışabildiğiniz kadar yapışın.
Hocana yapışmak, onun yoluna yapışmaktır.
Hocana yapışmak, onun kitaplarına yapışmaktır.
Hocana yapışmak, onun anlattıklarına yapışmaktır.
Hocana yapışmak, onun sevdiklerine yapışmaktır.
Ve dahi hocana yapışmak hocanla kalbin arasında bir bağ kurup o bağ ile ona sevgi ve muhabbetini sürekli parlatmaktır.
Bunlar olmadan talebe olunmaz. Bunlar olmadan talebelik de yapılmaz.
Hazret-i Ömer Radıyallahü anh buyurdu ki;
Ahmakla arkadaşlıktan sakın. Çünkü sana iyilik edeyim derken, zararı dokunur. 
Rabbim bizi iyilerle beraber edip; münafıklardan ve ahmaklardan ırak etsin.
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

 

Bu haber 10566 kez görüntülendi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR