SOHBET (126)
Hüseyin Hilmi Işık Rahmetullahi Aleyh, Enver Abi ile birlikte evden çıktı.
Biraz yürüyünce sokağın başında dağ gibi birikmiş çöpleri gördü.
O günlerde CHP’li belediye, çalışanlarına maaş veremiyordu. Çöpçüler de greve gitmişti.
Hüseyin Hilmi Işık Efendi Enver Abi’ye sokaktaki dağ gibi çöpleri işaret ederek;
- Enver kardeşim işte şu gördüğün çöplük dünyaya misaldir. O çöplükte eşelenen köpekler ise bu dünyada bir şey bulacağını sanan insanlara misaldir.
İşte yaşadığımız dünyanın özeti.
Dünya bir alet, bir vasıtadır. Bu vasıtayı iyi yolda kullanan kazanır, kötü yolda kullanan kaybeder.
Dünyayı seven, ahiretine zarar verir. Ahireti seven, dünyasına zarar verir. O halde, devamlı olanı, geçici olana tercih etmelidir.
Akılsız kimse odur ki; bir gün gelip mutlak yıkılacak olan dünyaya yatırım yapar. Bu tıpkı fayın üstüne bina yapmak gibidir.
Akıllı kimse odur ki; hiç yıkılmayacak, sonsuza kadar ayakta kalacak olan Ahirete yatırım yapar.
Dünyaya yatırım yapan; dünyayı kazanır, ahireti kaybeder.
Ahirete yatırım yapan; Cenneti kazanır, dünyayı kaybeder.
İbrahim Hakkı hazretleri dünyaya bağlanmanın kötülüğünü şöyle anlattı:
Dünya zıll-i zâildir. Ona güvenen nadimdir. O seninle kalsa da, sen onunla kalamazsın. Dünyadan çıkmadan önce, kalbinden dünya sevgisini çıkar.
Dünya haraptır. Şerbetleri seraptır. Nimetleri zehirli, safaları kederlidir. Bedenleri yıpratır. Emelleri arttırır.
Kendini kovalayandan kaçar. Kaçanı kovalar.
Dünya bala, içine düşenler de sineğe benzer.
Fâni olanı ver ki, bâkî olanı alasın. Şakiler dünyaya sarılır. Saîdler bâkî olana sarılır.
Bedeninle dünyada ol, kalbinle ahireti bul!
Allahü teâlânın razı olmadığını terk edene, Allahü teâlâ ondan iyisini ihsân eder.
Dünyayı anlayan, onun sıkıntılarından üzülmez. Dünyayı anlayan, ondan sakınır. Ondan sakınan, nefsini tanır. Nefsini tanıyan, Rabbini bulur.
Dünya insanın gölgesine benzer. Kovalarsan kaçar. Kaçarsan, seni kovalar.
Dünya, âşıklarına mihnet yeridir. Lezzetlerine aldanmayanlara, nimet yeridir. İbâdet edenlere kazanç yeridir. İbret alanlara hikmet yeridir. Onu tanıyanlara selâmet yeridir. Ana rahmine nispetle, Cennet gibidir. Ahirete nispetle çöplük gibidir.
Ölümden önce olan her şeye dünya denir.
Mal iyi de değildir, kötü de değildir. İyilik, kötülük, onu kullanandadır.
Dünya ile ahiret, doğu ile batı gibidir ki, birine yaklaşan, ötekinden uzak olur.
Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır. Günahların başı ise küfürdür, imansızlıktır.
Hazreti Ebu Bekir Radıyallahü anh anlattı;
- Bir gün Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin yanındaydım. Ona “Kötü bir
iş yapan, onun cezasını görecek ve Allah’tan başka da ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamayacaktır” Ayet-i kerimesi nazil oldu.
Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem: “Ebu Bekir! Bana inen bir ayeti sana okuyayım mı?” diye sordu.
Bu ayeti okudu. O anda belimin çatırdadığını hissettim ve belimi doğrulttum.
Allah’ın Resulü; “Hayrola Ebu Bekir, neyin var?” diye sordu.
‘Anam, babam sana feda olsun, ey Allah’ın Elçisi, hangimiz kötülük yapmaz ki!
Yaptığımız her kötülüğün cezasını çekecek miyiz?” diye sordum.
Bunun üzerine Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu:
“Ebu Bekir! Sen ve mü’min arkadaşların yaptığınız kötülüğün cezasını dünyada çekeceksiniz ve Allah’a hiçbir günahınız kalmadan tertemiz kavuşacaksınız.
Başkalarına gelince, onların kötülükleri biriktirilecek ve onlar bu kötülüklerin cezasını ahirette çekecek.”
Allah’ın cezası ağır olur. Dünyada gelen sıkıntı ve belalar ahiret cezasının yanında sivrisinek ısırması gibidir.
Büyükler bunu bildikleri için, dünya sıkıntılarına asla üzülmediler.
Hazreti Aişe Radıyallahü Anha da şöyle rivayet etti;
- Müslümanın başına gelen her sıkıntı, hatta ayağına batan dikeni bile Allahü
Teâla onun günahlarını bağışlamaya vesile kılar.
Sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı, yorgunluk ve gama varıncaya kadar Müslümanın başına gelen her şey, onun hatalarını bağışlamaya vesiledir.
Bütün bu hadisi şerifler; Müslümanın başına gelen her bela ve sıkıntının
mutlaka ceza anlamı taşımadığı gibi günahlarından temizlendiğini gösteriyor.
Resul-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Mü’min bela ve sıkıntılar karşısında böyle dayanıklı olunca, son hastalığa yakalanışı, ölümün ona gelişi ve can verişi de zor olmaz. Çünkü o daha önce de başından eksik olmayan elem ve ıstıraplara alışmıştır, sıkıntılara sabrettiği takdirde ahirette kazanacağı sevapları bilmektedir.
Şu ayet-i kerime mealen bunun misalidir:
-Müjdele o sabredenleri! Onlar, başlarına bir felaket gelince ‘Bizim bütün varlığımız Allah’ındır ve sonunda yine O’na döneceğiz’ derler. Bütün günahları Rableri tarafından bağışlanıp merhamet edilenler işte böyle davrananlardır. Ve onlar doğru yolu bulanlardır.
Evladını kaybeden bir Müslüman; ‘Bizim bütün varlığımız Allah’ındır ve sonunda yine O’na döneceğiz’ deyince, Allah Teâla meleklere mealen şöyle buyurur:
-‘Kulum için Cennet’te bir köşk yapın ve ona Hamd Köşkü adını verin’ Bakara 2/155-
Cenabı Allah Muhammed Suresi 31. Ayetinde mealen şöyle buyurdu;
Gerçek şu ki, içinizden cihâd eden ve sabredenleri ayırt edinceye ve sözlerinizin
doğruluğunu meydana çıkarıncaya kadar Biz sizi sınamaya devam edeceğiz. Yoksa siz, aranızdan cihâd edenleri ve davası uğrunda sabredip direnenleri Allah ortaya çıkarmadan, Cennet’e gireceğinizi mi zannettiniz?”
İşte üzerimize gelen dert ve sıkıntıları böyle bilmelidir.
Güzel kardeşim!
Öldüğün anda, bugün sana dağ gibi görünen dertler zaten, üstünden kalkacak..
O dertler kalkacak ama esas büyük dert omuzuna binecek.
O dert de ahiret derdidir.
Allah rızasını kazanmak, ahiret azığını temin etmek için, dünya ne güzel yerdir.
Allah rızasını kazanmayan, ahiret azığını temin etmeyen için de, dünya ne kötü yerdir.
Dünyada ahireti kazanmanın yolu, nefsin isteklerinden kurtulmaktır.
Emin olun bu o kadar da kolay değildir.
Abdulkadir’i Geylani Rahmetullahi aleyh nefsten kurtulmanın zorluğunu şöyle anlattı;
- Dünya sevgisinden kurtulabilmek, nefse üstün gelebilmek için her çareye başvurdum. Gördüğüm her yokuşa tırmandım.
Nefsime hiç fırsat vermedim.
Bir gece merdivende kitap mütalaa ediyordum. Nefsim; "Biraz uyu, sonra kalkarsın." dedi. Ona muhalefet olsun diye tek ayağım üzerinde durdum. Kur'ân-ı kerimi hatmedinceye kadar uyumadım.
Bütün bunlara rağmen, henüz matluba, maksada ve asıl istediğime varamamıştım.
Aradığımı fakirlik kapısında buldum. Burada büyük bir şerefe kavuştum, kulluk sırrına erdim, sonsuz hürriyete ulaştım. Bütün arzu ve isteklerim buz gibi eridi. Bütün beşerî sıfatlarım kayboldu.
Gönülden Allahü teâlâ’dan başka her şeyi çıkarıp, hep Onunla olmak olan "fakr" mertebesine ulaştım".
RABBİM CÜMLEMİZİ AHİRETE YATIRIM YAPAN SALİH KULLARDAN EYLESİN (ÂMİN)
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ




