Büyüklerin gemisine bindik elhamdülillah.
Bu pek çok yerde sıklıkla duyduğumuz bir cümle…
Bindik binmesine de ne olarak bindik? O mühim.
Ehlisünnet gemisinde iki türlü kimse vardır.
Birincisi; gemiye binip hiçbir iş yapmayan aylak aylak manzaraya bakıp dolaşanlar…
Kısaca gemiye tatil için binen kimseler…
Bunlar; güvertede, “Biz gemideyiz, buraya kapağı attık. Artık kurtulduk” diye düşünürler. Oysa işin aslı hiç de düşündükleri gibi değildir.
İkincisi ise; Gemiye binip makine dairesinde canla başla çalışan tayfalar.
Gemi, bu tayfaların çabasıyla ilerler…
Geminin kaptanı; rotayı doğru belirleyip, gemisini dalgalara ve kayalara karşı koruyan kimsedir.
Kaptan, aşağıda canla başla çalışan tayfalarını selametle kara çıkarmaya uğraşır.
İlk grup; hem yola hem de gemiye bir yüktür.
Yük oldukları için zaman içinde ya gemiden düşerler ya da gemiden kendi rızalarıyla atlayıp başka kayıklara binerler.
Bu gemide kimse bir şey yapmadan boşa vakit geçiremez.
Güvertede aylak aylak gezemez.
Gerçek bir talebe, ehlisünnet gemisinde tayfalığa talip olan kişidir.
Tayfa ne yapar?
Kaptanın sözünü dinler. Verilen emirleri uygular.
Bir tayfa, gemi yönetimi ile alakalı karar veremez.
Tayfa kaptanın sözünü dinlemez, asi olursa tayfalıktan atılır.
Bu şartlara uyan gemide kalır, uymayanlar ise gemiden atılır.
Ya kendi isteğiyle denize atlar veya dalgalar gelip onu alır.
Her ikisinin de akıbeti boğulmaktır.
Tayfalar kaptanlarıyla sağ salim kıyıya çıkana kadar gemiden ayrılmaz.
Silsile-i Aliye’nin her büyüğü aynı zamanda bu geminin kaptanı idi.
Mübarekler ve Enver Abi; en çalkantılı zamanlarda en dalgalı zamanlarda bir tayfasının dahi burnunu kanatmadan gemiyi rotada tuttu.
Hiçbir kaptan asla kendine göre rota çizmedi.
Bunun yerine kendinden önce kaptanın bıraktığı rotaya takip etti.
Gemiye tatil için binenlerin dışında bir de gemiyi batırmaya çalışan Münafıklar vardır.
Münafıklık için gemiye binen bu melunlar, kaptan hakkında fitne çıkarmaya çalışır.
Yolculara ve tayfalara kaptanın yetersiz olduğu dedikodusunu yayar.
Kaptanın emirlerini beğenmez, rotasının yanlış olduğunu savunur.
Münafıklar ilk gemide de vardı. Bugün de var. Son gemide de olacaktır.
Bu Melunlardan birisini erken fark edip, vereceği zararları bertaraf ettik Elhamdülillah.
Haysiyetini ve itibarını ayaklar altına aldık.
Şükürler olsun ki; sözü dinlenmez, selamı alınmaz oldu.
Bir avuç ahmak buna inanıp isyan etmeye kalktı.
Onlar geçmişte de gemiden atıldı, bugün de gemiden atılacaktır.
Bu kural değişmez.
Allah’ın Habibi; rotasını takip eden Ehlisünnet gemisinde, melunlara müsaade etmez.
Bu yolun en önemli özelliği ilerlemektir.
Yerinde sayan ilerleyemez.
Bugün yerinde sayanlar; bir gün gelir, çok geride kalıp gruptan kopar.
Mübarek Peygamber Efendimizin Hadis-i şeriflerde buyurduğu; “ İki günü aynı olan, [her gün ilerlemeyen, yeni bir şey öğrenmeyen] ziyan etti.” sözünde anlatılan da zaten budur.
Hem gemiye bineceksin, hem de hiçbir şey yapmayacaksın.
İşte en büyük ziyan budur.
Gemide de olsan ilerleyeceksin.
Bazıları Ehlisünnet gemisini, tatil gemisi sandı.
Buraya bir kez girmekle her şeyi hallettiklerine inandılar.
Kimsenin son nefesi garanti olmadığı halde, gemiye binerek son nefeslerini garanti altına aldıklarına inandılar.
Oysa geminin yol alabilmesi için, içinde bulunanların çalışması lazımdı.
Yani tayfaların yan gelip yatmak yerine, geminin ilerlemesine katkı sağlamaları lazımdı.
Bunu yapanlar Kaptan tarafından tayfalığa kabul edildi.
İşte o tayfalar mahşerde sancak altına alınacak bahtiyarlardır.
Tatilciler ise mahşerde sorguya yollanacak kimselerdir.
Hocamızın sürekli arkadaşları hizmete yönlendirmesinin sebebi; bu tayfalık görevini iyi yapmasını istemesinden dolayıdır.
Bu gemi, yan gelip yatma yeri değildir.
Bu yol; Sevgi ister, muhabbet ister, sadakat ister, iyi niyet ister, emek ister, çaba ister, gayret ister.
Bu gemide bulunmanın şartları da budur.
Büyükler bu gemiye ruhlar âleminde tayfa seçerken, bunlara dikkat etmişlerdir.
İşlerine yarayacak ruhlar arasından, hizmet edecekleri seçtiler.
Herkesin farklı farklı özellikleri var.
Hiçbir büyük, gemisine çalışmayacak, yan gelip yatacak tayfa almaz.
Hiçbir işe yaramayan talebeyi de kimse yanına almaz.
Onlar; bu hizmeti mükemmel ve kusursuz götürebilmek için işe yarayan talebeleri seçtiler.
Kimisi bir talebe ile kimisi altı talebe ile ve kimisi 1000 talebe ile bu hizmeti gördü.
Sohbetleri camiden yollara taşan Yahya Efendi’nin hakiki manada 6 talebesi vardı.
Bütün o hizmetini bu altı talebe ile yürüttü.
Dolayısıyla mesele çok tayfa değil, işe yarayan tayfadır.
Ölçü çokluk değil, canla başla çalışıp gayret eden tayfalardır.
Büyüklerin gemilerinde yol gösteren değil; söz dinleyenlere ihtiyaç var
Geminin yol gösteren rehberleri zaten var.
Bazı ahmak yolcular kapana akıl vermeye kalkar.
“Şunu böyle yaparsan daha iyi olur” şeklinde.
Sormadan söylemek emrivaki, sorarak söylenen istişare olur.
İşte kaptana emrivaki yapmaya kalkanlar, aklını kapıda bırakmayanlardır.
Enver Abi’nin en çok sıkıntı çektiği bu kimselerdi.
Onların anlamadığı; bu yol, akıl ile kalbin beraber gideceğin yol değildir.
Bu yol sadece kalp ile girilecek yoldur. Hem akıl hem kalp girmez.
Ya akıl; aklını başına alıp kalbe bağlanacak, ya da isyan edip başını yakacak.
Rabbim cümlemizi; büyüklerine ve yola hizmet eden tayfalardan eylesin (ÂMİN)
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ




