SOHBET(103)

5 dk okuma
SOHBET(103)

Hızlı Özet

Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer tövbe ederse o leke silinir. Tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbini tamamen kaplar.

Allahü teâlâ’nın düşmanı kimdir?
Allahü teala’nın emir yasaklarına karşı çıkan herkes,  Allah’a düşman sayılır.
Düşmanlık illa fiili bir eylem yapmak değildir.
Kalbinden veya aklından Allahü teala’nın kurallarını beğenmeyen dinden çıkar.
Dinden çıkan kâfir olur.
Kâfir olan, Allah’a da düşman olmuş olur…
Kısaca imansız her kişi, Allah düşmanıdır.
Eğer bir yakınınız veya arkadaşınız sizin yanınızda imandan edecek bir iş yaptı ise, onu hemen uyarınız. Uyarmazsanız ona en büyük kötülüğü yapmış olursunuz.
Yani Tövbe etmesini isteyiniz.
Eğer tövbe etmez ise, onunla arkadaşlığı ve dostluğu derhal bırakınız.
Çünkü o artık Allah düşmanı sınıfına girmiştir.
Sakın ola bir kâfire bir münafığa veya bir mürtede kalben muhabbet duymayın.
Duyarsanız; Cenab-ı Allah’ın açık emri olan Hubb-i-fillah Buğd-i fillah hükmüne karşı gelmiş olursunuz ki, bu da imanın gitmesine sebep olur.
Bu hüküm o kadar önemlidir ki; şu anda pek çok kişi bu sebeple imansız oldu.
İşin daha da kötü tarafı, imanlarının bozulduğundan haberleri olmadı.
Hubb-i fillah, Allahü teâlâ için sevmek demektir.
Buğd-ı fillah ise, Allahü teâlâ için sevmemek, dargın olmak demektir.
Din işleri hassas işlerdir. Önemsiz sandığınız bir işin bedeli çok ağır olur.
Bir mümin kâfire muhabbet duyamaz.
Muhabbet duyarsa, kalbinde bir bozukluk vardır.
Gaflet veya hata ile bu yanlışa düşenin, hızlı bir şekilde tövbe edip kalbini temizlemesi lazımdır.
Kalbi temizliği; Allahü Teâlâ’yı sık sık zikretmek, Habibine salat ve selam etmek ve büyüklere sevgi ve muhabbet duymak ve onları anıp dua etmekle sağlanır.
İster gaflete düşmüş olsun isterse de olmasın her mümin düzenli olarak kalbine bakım yapmalıdır. Arabalarınıza düzenli bakım yaptığınız gibi kalbinize de bakım yapın.
Emin olun ki kalp; dünyada en hızlı ve çabuk bozulan şeydir.
Kalp; kelime olarak, bir hâlden bir hâle değişme, dönme gibi anlamlara da gelir.
Bir Müslümanın kalbine zaman zaman vesveseler gelir.
Vesvese sonucunda yapılan bir yanlış işte hemen tövbe etmek gerekir.
- Kalpler, çeşitli fitnelere maruz kalır. Fitneye maruz kalan kalbinde bir siyah leke hâsıl olur.
Fitneyi reddeden kalpte ise, beyaz bir nokta meydana gelir, kalbi bembeyaz olur. 
Hadis-i şerifte buyruldu ki;
- Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer tövbe ederse o leke silinir. Tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbini tamamen kaplar.
Kalp dönektir. Anında değişir.
Peygamber Efendimiz; “Allahümme, yâ mukallibel kulûb, sebbit kalbî, alâ dînik!
(
Ey büyük Allah’ım, kalpleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde [ve sevginde] sabit kıl, dininden [ve sevginden] ayırma!) diye dua ederek Ümmetinin sık sık bu duayı etmesini isterdi.
Yine Hadis-i şerifte şöyle buyuruldu.
-
Müminin kalbi, kaynayan tencereden daha çok değişikliğe maruz kalır.
-
Kalp serçe kuşu gibidir, her an bir tarafa yönelebilir.
Resul-u Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin kalbin dönmesiyle ilgili bu kadar ikazda bulunmasının bir sebebi var elbette.
Kalbine bakım yapmayanın kalbi kararır.
O kararma kalbi kapladığında; kalbe feyz giremez. Feyzin girmediği kalp adeta kömürleşir.
Kararan kalbin zararı sadece o kişiye değildir.
Kalp kararması bulaşıcıdır. Kalbi kararmış kimseyle beraber olana bu karalık bulaşır.
İslâm âlimlerinin gözbebeklerinden, Cafer-i Sadık hazretleri, hem vilayet hem ne nübüvvet yolunun temsilcisi idi.
İmâm-ı Câfer-i Sâdık, iki yoldan Resûlullah'a bağlıdır. Birisi babalarının yolu olup, hazret-i Ali vâsıtası ile Resûlullah'a bağlıdır. Bu yola vilâyet yolu denir.
İkincisi anasının babalarının yolu olup hazret-i Ebû Bekir vâsıtası ile Resûlullah'a bağlanmaktadır. Bu yola da Nübüvvet yolu denir.
Süfyân-ı Sevrî hazretleri, bir gün Câfer-i Sâdık Radıyallahü anh’ın evine gitti. Câfer-i Sâdık:
- "Ey Süfyân! Sen, zaman zaman sultan ile görüşüyorsun. O arıyor, gidiyorsun. Ben ise, mümkün mertebe sultandan uzak duruyorum. Yanımdan hemen çık, git!"
Bir din adamı bir devlet adamının sofrasına oturursa, kalbinde bir leke oluşur. Tövbe etmez ve devlet adamıyla görüşmeye devam ederse kalbi kararır.
İmansızlık; hızlı şekilde yayılan salgın hastalık gibidir. Kalpten kalbe geçerek yayılır.
Normal hastalıkların vücudu ve organları bozup kişiyi hasta ettiği gibi, imansızlık da sağlam kalpleri hasta eder.
Bir mümin ile bir kâfirle yan yana geldiğinde hiç konuşmasalar bile; müminin kalbine bir karartı ve sıkıntı gelir.
Kâfirin kalbinden yayılan habis hava, müminin kalbine tesir eder.
Müminin kalbi, bir süt gibi beyazdır, aktır.
Habisin kalbi, zift gibi karadır.
Habisin yanında cinler ve şeytanlar olduğu için; hiç konuşmasa hep sussa, her hangi bir konuda fikir beyan etmese bile, onların kalbinden yayılan şualar salih kalpleri bozar.
O yüzden müminler bazı ortamlara girdiklerinde, içlerinde bir daralma, sıkılma, huzursuzluk hissederler. İşte bunun nedeni etrafındaki kararmış kalplerdir. Çünkü habis kalplerden sürekli olarak şua yayılır.
Hıristiyan memleketlere giden ehlisünnet kimseler tabi oldukları hocalarının tasarrufu altında oldukları için onlar sürekli olarak korunurlar.
Hatta o ülkelerde fanus içerisinde yaşarlar.
Bu sayede kalplerinde kararma olmaz ve o şualar kalplerine tesir etmez.
Hocalarına tam tabi olan talebeler aynı durumdadır.
Onlar büyükler tarafından sürekli olarak tasarruf altında tutulurlar.
Bu tasarruftan yararlanabilmek için hep bir arada olmak lazımdır.
O yüzden hocalar talebelerine şunu tavsiye eder; "Başkalarıyla değil, birbirinizle görüşün".
Ehlisünnet kimselerin birbiriyle görüşmesinin ve ahbaplık kurmasının iki faydası vardı.
Birinci faydası; Hubbi fillah’tır. Yani Allah için sevmektir. Yani Allah dostlarını Allah için sevmektir.
Böylece Allahü teala’nın ilk emri ve ilk isteği yerine getirilmiş olur.
Yani İmanın temeli atılmış olur.
Allahü teâlâ’nın dostlarına güler yüz gösterince, Allahü teâlâ’nın ilk emri yerine gelmiş olur.
Çünkü Allahü teala; dostlarını seveni dost kabul eder.
Dost kabul ettiklerine ise, şefkat ve güler yüzünü gösterir.
Allahü teala dostlarına celallenmez, hiddetlenmez.
Bu sıfatlarını sadece ve sadece düşmanlarına saklar.
Allahü teala bir kez celallendiğinde, artık orada yapacak bir şey olmaz.
O celal sıfatından başta Habibi olmak üzere bütün peygamberler sakındılar.
Hamdolsun ki, Allahü teala celal sıfatını kâfirlere saklamıştır.
Rabbim; Peygamber Efendimize muhabbetimizi, büyüklerimize sadakatimi ve kalbimizdeki kendisine imanımı sabit kılsın. Kalbimizi döndürmesin (AMİN)
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

Bu haber 11903 kez görüntülendi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR