SOHBET(107)

5 dk okuma
SOHBET(107)

Hızlı Özet

Bu üç kimseden herhangi biriyle ahbap veya yoldaş olduğunda, çirkin hasletlerin herhangi birinin bulaşmama ihtimali yoktur.

Şu üç kimseden özellikle uzak durun.
Bu üç kimseden herhangi biriyle ahbap veya yoldaş olduğunda, çirkin hasletlerin herhangi birinin bulaşmama ihtimali yoktur.

1- Cimriden

2- Dedikoducudan

3- Yalancıdan

İki türlü cimrilik var.

1- Dünyevi cimrilik

2- Uhrevi cimrilik
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
- De ki, "Eğer Rabbimin rahmet hazineleri sizin olsaydı, tükenir korkusuyla yine de vermeyip cimrilik ederdiniz." Gerçekten insan çok cimridir. [İsra 100]
- Allah’ın ihsan ettiği mal ile cimrilik yapanlar [zekât vermeyenler] iyi yaptıklarını [zengin kalacaklarını] mı zannediyorlar?
Hâlbuki kendilerine kötülük ediyorlar. Cimrilik edip vermedikleri o mallar,
 [Cehennemde yılan şeklinde] boyunlarına dolandırılacaktır. [A. İmran 180]
Hadis-i Şerif’te Müminler için buyuruldu ki;
- Cimri çok ibadet etse de, Cennete girmez. Cömert, çok günah işlese de Cehenneme girmez.
Hadis-i şerifte anlatılan; (Cimri, günahının cezasını çekmedikçe Cennete giremez) demektir.

Dünyevi cimrilik, var olan nimetlerini başkalarından saklayarak, mümin kardeşlerine yok gibi gösterip, onlara yapacağı yardımlardan kaçınmasıdır.
Allahü teala her şeyi bol bol dağıtıp bahşettiği halde, o kimseler sahip oldukları nimetleri hem kendine, hem ailesine sıkarak onu veriyorsa o cimridir.

Zekâtını, sadakasını bir kez bile eksik veren, cimri sınıfına girer.

Düşmanlarının bile rızkını kesmeyip vaat ettiği gibi kesintisiz veren Rabbimiz, elbette verdiğini kendine saklayanları sevmez.
Tamah; mal toplama, biriktirme hırsıdır.
Cimrilik ise, harcanması gereken yerde para harcamaktan kaçınmaktır.
Cimriliğin içinde tamah da vardır. 
Tamah, ne kendi yer ne de başkasına yedirir. Biriktirir.
Öldüğünde; o malların hesabını verirken, akrabaları yukarıda biriktirdiğini yer.
Uhrevi cimrilik, üstüne farz olan amellerinden çalmaktır.
Bunlar o kadar cimridir ki, ibadetlerinden çalarlar. Çaldıkları vakti dünya işleri için harcarlar.

Allah için yapması gereken işleri yapmaz, vaktini dünyevi işlere ayırır.
Namazı aceleyle yarım yamalak kılıp, vaktinden çalar.
Duayı bir an önce tamamlamak için çok hızlı okuyup, kelimelerden, harflerden çalar.
Zekâtını vermeyerek veya eksik hesaplayarak malından çalar. 
Dua ederken hep dünyevi şeyler isteyip, ahiretinden çalar.
Dedikodu; Kişiler ve toplum kesimleri arasında güvensizliğin ve dağınıklığın baş sebebidir.
Ümmetin bir kesiminin diğer kesim veya kesimleri hakkında söylentilere göre davranması büyük kargaşa ve açmazlara sebebiyet verir.
Arkadaşlar veya akrabalar hatta aile içerisinde kalp kırılmasına onun ötesinde düşmanlıklara neden olur.
Dedikodu kul hakkına kadar gider.
Resul-i Ekrem’in bir hadisinde;

“Doğrusu Allah, sizin lehinize üç şeyden razı olur ve sizin lehinize üç şeyi de hoş görmez. Sizin lehinize razı olduğu üç şey şudur:

1- Sadece Ona kulluk etmeniz,

2- O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanız,

3- Hepinizin Allah'ın ipine toptan sarılmanız ve tefrikaya düşmemeniz.
Sizin lehinize hoş görmediği üç şeyde şudur:

1- Boş söz/dedikodu.

2- Çok soru sormak.

3- Malı boşa harcamak.

Dedikoduda kişiyle ilgili konular gıybete girdiği için, en büyük günahlardan birisidir.
Gıybet kul hakkına neden olur.

Dedikodu; nefsin hoşuna gider, kişiyi dedikodu ile meşgul ederek hem vaktini çalar, hem de günaha sokar. O da yetmez kargaşaya sebep olur.

Dedikodu kişiyi gururlu ve kibirli yapar.

Dedikodu yapan kişi öyle hale gelir ki, kendinden başkasını beğenmez olur.

Hal böyle olunca, herkesin eksikliğini görüp laf etmeye başlar.

Böyle kimseler insanların arasını açar. Hatta aileleri bile bozar. Cemaatlerde ve gruplarda bozgunculuğa neden olur.

Bunlar, sağlıklı bir vücuda girmiş minik bir virüs gibidir.
Kendileri miniktir ama sıkıntıları büyük olur. Bir gün gelir o vücudu hasta eder.  

Dedikodu yapanlar kurtulması umulan talebelerdendir.

Enver Abi’nin gerçek  talebeleri isteseler de dedikodu yapamazlar.

Onlara ezelde yasaklanmış.

Eleştirmekle dedikodu yapmak arasında bir yumurta zarı kadar fark var.
Birisinin dini İslam’a uygun olmayan işiyle ilgili, işlediği bir haramla ilgili bir konuda konuşmak ve tartışmak gıybet ve dedikoduya girer.

Dini İslam’a ve Ehlisünnete zarar verenlerle ilgili konuşmak gıybete girmez.
Yola ve dine zarar veren bir kişiye karşı durmak her kişiye vazifedir.
Bin münafığı deşifre etmek, onunla mücadele etmek gıybet veya fitne değil, cihattır.
Bu her müminin üzerine farzdır.
Mücadele yapana müjde, yapmayana de hesap vardır.

Münafığa karşı durup durmama, mahşerde sorgu sual nedenidir.

Herhangi bir kişi gözünün önünde böyle bir olay gördüğünde, mahşere gelince ilk sual "Bu olay karşısında ne yaptın?" sorusudur.

Bu suale verilecek cevabı olanın arkasından gelecek bütün sorulardan muaf olma ihtimali yüksektir.

Allahü teala başta memnun olduğu kulundan, bilesiniz ki sonda da memnun olur.

Arkasından bir sorgu sual olsa bile, ilk suali geçmiş olmanın hürmetine ondan sonraki sualleri kolay geçer. 

"Ya Rabbi Senin dinine zarar veriyorlardı onlarla mücadele ettim" gibi söyleyecek sözü olanların, arkasından gelecek soruları da kolay olur.

İşte şefaat hakkının dışında da böylesi bir müşfik destek hattı vardır. 

Bunun birde tam tersi vardır. Bazı kimseler sorgu suale geldiğinde "Benim için ne yaptın?" sorusuna cevap veremeyince, başka bir soruya gerek kalmadan gönderilir.

Cehenneme gönderilmeyip sorgu sualleri devam edenlerin, imtihanı çetrefilli olur.

O kimselere Allahü teala’nın Habibinin destek olması mümkün değildir. Allahü teala’nın Habibi yanlış safta olanlara destek olmaz.

Sonuçta bir müminin, mahşerde ayağını kaydıracak zemin budur.

Yani Allahü teala’nın dostlarına dost, düşmanlarına düşman olma zemini. 
Bir de yalancı meselesi var.
Her çeşit yalan haram kılındı.
Yalan, günahların en çirkini, ayıpların en fenası, kalpleri karartan bütün kötülüklerin başıdır.
Yalan; eğriyi doğru doğruyu eğri göstermektir.
Yalanın her çeşidini işleyip de günahlara düşen kimseye “Kezzap” yani büyük yalancı denir.

Yalancı ile arkadaşlık etme. Yalancı fâsık bir kadına benzer; senin yakınlarını senden uzaklaştırmak ve senden uzak kimseleri sana yaklaştırmak ister.
Peygamber efendimiz, yalan söyleyenin ağzının bir taraftan kulağına kadar demir çengelle yırtılacağını, diğer tarafa geçildiğinde, önceki yırtılan tarafın iyi olacağını, sonra iyi olan tarafın tekrar yırtılarak bu şekilde Kıyamete kadar, kabrinde azabın devam edeceğini bildirdi.
Birini suçlama amacıyla yapılan yalana iftira denir.
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
- Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehennemde bırakır.
Rabbim bizleri yalancı ve iftiracıların şerlerinden muhafaza buyursun (ÂMİN)
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

Bu haber 9440 kez görüntülendi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR