Dünya
  • 20.4.2008 04:25

HOLLANDALILAR LALE SOĞANINI KIZARTIP YEMİŞLER!..

Son yıllarda Belediye'nin gayretleriyle İstanbul lalesine tekrar kavuştu. Bugün dünyanın en büyük lale üreticisi olan Hollanda'ya lale İstanbul'dan gitmişti. 16. Yüzyıl'da lale soğanları bu ülkeye ilk kez gittiğinde Hollandalılar, kızartıp, zeytinyağı ve sirkeyle afiyetle yemişlerdi.

Lale ilk olarak Asya'da ortaya çıktı. Kervanlarla ticaret yolları boyunca Batı'ya doğru yayıldı. Selçuklu Türkleri'yle birlikte Anadolu'ya geldi. Selçuklu bahçelerini ve saray duvarlarını süsledi. Türkiye Selçukluları'nın yıkılıp Osmanlı Devleti'nin kurulmasından sonra lale hayatın her safhasını süslemeye devam etti. Padişahların kaftanlarında, gömleklerinde, askerlerin miğferlerinde, at başlıklarında lale motifleri kullanıldı.

1453'te fetihten sonra lalenin yeni gözde mekânı İstanbul'du. İstanbul'un her tarafında padişahlar için düzenlenmiş hasbahçeler vardı. Avrupa'da bahçe nedir bilinmezken padişahlar göz alıcı hasbahçelerde devlet işlerinin yorgunluğunu üzerlerinden atarlardı. Kırım, Suriye gibi değişik yerlerden getirilen
lalelerden yeni türler elde edilirdi. Lale yalnız bahçeleri değil Osmanlı sanatının her türünü süsledi. Çinileriyle ünlü Rüstem Paşa Cami'inde 40'tan fazla lale motifi kullanılmıştı.

KABAKLARIN YANINA EKTİLER

 1562'de lale Avrupa topraklarına çok ilginç bir şekilde ayakbastı. İstanbul'dan kumaş getiren bir gemi Anvers limanına yanaştığında şehrin tüccarlarından birine gelen kumaş balyaları arasında lale soğanları da vardı. Anversli tüccar, kumaşların yanındaki lale soğanlarını Osmanlı soğanı zannetti. Soğanların çoğunu kızartıp, zeytinyağı ve sirke dökerek yedi.

Kalanlarını da bahçesindeki lahana ve kabakların yanına ekti. 1563'te bahar geldiğinde bahçedeki sebzelerin arasında göz alıcı laleler fışkırmıştı. Lale'nin ilginç hikâyesi Mike Dash'ın Lale Çılgınlığı isimli kitabı ve Kültür A.Ş'nin hazırlattığı "Lale, Doğu'nun Işığı" isimli DVD'den teferruatlı olarak öğrenilebilir. Flaman kökenli Ogier Ghiselin de Busbecq, 1554-1555, 1555-1562 tarihlerinde Avusturya elçisi olarak Osmanlı ülkesinde bulundu. Viyana'ya dönerken yanında götürdüğü birçok bitkinin arasında lale soğanları da vardı. Busbecq, bu soğanları imparatorluk bahçeleri sorumlusu arkadaşı Carolus Clusius'e verip, Türkler'in yetiştirdiği laleleri ona anlattı. Clusius, Busbecq'in getirdiği soğanlarla Avusturya'da lale üretmeye başladı.

BATIDA LALE ÇILGINLIĞI

 Clusius, Protestan'dı. Katolik baskısının artması üzerine 1593'te lale soğanlarını da yanına alarak Leiden'e gitti. Üniversitenin bahçesinde lale yetiştirdi. Bu dönemde Hollanda siyasi ve ekonomik olarak büyümekteydi. Doğu ticaretinden zenginleşen Hollandalılar lüks evlerini bahçelerle süslediler. 17. yüzyılın ilk çeyreğinde Hollanda'yı lale çılgınlığı sardı. Nadir bulunan laleler inanılmaz fiyatlara satılıyordu. 1629'da bir lale Amsterdam'da bir malikânenin fiyatına 12 bin guldene satılınca herkesin gözü bu çiçeğe çevrildi. Fakir insanlar bile lale yetiştirmeye başladı. Yetiştirilen laleler satılınca, daha pahalı lale soğanlar alınıyor ve ticaret hayatın her tarafını sarıyordu. 1636 sonbaharında çılgınlık iyice hat safhaya vardı ve lale ticareti kumara dönüştü. Laleler, bar ve batakhanelerde kendisinin yerine kime ait olduğunu belirten kâğıtlarla alınıp satılıyor, bir lale bir günde 10 kez el değiştiriyordu. Bu yüzden sıradan laleler bile inanılmaz fiyatlara ulaştı. Laleler açtığında fiyatların inanılmaz yüksekliği yüzünden tüccarlarda laleyi alacak para yoktu. Hollandalılar, artık lale almak yerine satmaya başladılar. Fiyatlar bir haftada yüzde 95 düştü.

MUHTEŞEM LALE DEVRİ

Büyük paralar kazananların yanı sıra battıkları için Amsterdam kanallarına atlayarak intihar edenler bile oldu. 1637'de devlet bu duruma el koyarak yeni bir düzenleme yapıp, lale ticaretini daha küçük ölçekli ve kontrol edilebilir bir duruma getirdi. Hollanda'daki lale çılgınlığı yaklaşık bir asır sonra İstanbul'da canlanıp, bir döneme adını verdi. 1703'te Osmanlı tahtına çıkan Üçüncü Ahmed tam bir lale tutkunuydu. Hükümdarlığı döneminde lale ön plana çıktı. Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, 1718'deki Pasarofça Antlaşması'yla 1683 viyana bozgunundan sonra 35 yıldır süren savaş dönemine son verdi. Ancak tam savaştan kurtulduk derken başka felaketlerle karşılaşıldı.

25 Mayıs 1719'da yaşanan deprem İstanbul'da birçok binanın yıkılmasına yol açtı. Depremin arkasından gelen yangınla da Gedikpaşa'dan Kumkapı'ya uzanan sahil kül oldu. Bürokrat kökenli olan Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa'nın teşvikiyle Üçüncü Ahmed ve devlet adamları sakin ve huzur içinde olabilmenin yolunu zevke, sefaya dalmakta buldular. 1730 yılına kadar sürecek olan Lale Devri başladı.

Lale Devri'nde süslü bahçeler ön plana çıktı. Bu devirde bahçecilikle ilgili bilgiler bir sır gibi saklanırdı. Lale iyice ön plana çıktı. Lale soğanı yetiştirme devlet kadrolarında yükselme de ve para kazanma da en geçer akçe idi. Bu dönemde lale hakkında birçok kitap yazıldı. Bu eserlerde lale cinsleri, tohumların kimler tarafından elde edildiği, lalelerin özellikleri belirtilirdi. Şairler, yeni ortaya çıkan laleleri methettiler. Lale yetiştirme bir hastalık haline gelmişti. Yapılan toplantılarda yeni yetiştirilen laleler isimlendiriliyor, özellikleri tespit ediliyordu. Laleye talebin aşırı artması fiyatları da yükseltti. Bunun üzerine devlet lalelerin türlerine göre fiyatlarını belirledi. Gerek Ahmed Cevdet Paşa olsun, gerekse Ahmed Refik Altınay bu dönemde lale soğanlarının 500 ile 1000 altına bile satıldığını söylerler. Ancak bu konuda önemli araştırmalar yapmış olan Prof. Dr. Münir Aktepe bu bilgileri abartılı bulur ve yazarların iddialarının resmi kayıtlarla uyuşmadığını belirtir. Aktepe'nin dönemin arşivlerinden bulduğu bilgilere göre 239 lale çeşidi arasında en pahalısı 50 altına satılan ve 1717'de Vefalı Mehmed Bey'in yetiştirdiği "Nize-i Rummanî" adlı laledir. Türk batılılaşmasının başlangıcı olan tarihe eğlenceleri ve laleleriyle geçen Lale Devri, 1730'da Patrona isyanıyla kapandı. Lale Devri'nin simgesi olan köşkler ve bahçeler de isyanla birlikte ortadan kaktı.

LALE DEVRi EĞLENCELERi

Lale devri denilince akla bu dönemin eğlenceleri gelir. Bu eğlence hayatında Sadrazam İbrahim Paşa'nın önemli bir rolü vardır. Sadrazam, Kâğıthâne'de padişahın eğlenmesi için "Sadâbâd" adı verilen yeni bir saray inşa ettirdi. Sarayın etrafına da bahçeler, havuzlar, çeşmeler ve heykeller yaptırıldı. Bu sarayda örnek Fransa kralının sarayı ve yaşantısıydı. Devlet ileri gelenleri de bu konuda padişahı taklit ettiler. Boğaziçi ve Haliç'in etrafındaki topraklar devlet ricali tarafından paylaşıldı. Devlet ileri gelenleri birbirleriyle lüks yaşam yarışına girmişlerdi. Şairlerin, müzisyenlerin katıldığı büyük eğlenceler tertip ediliyordu.

Lale bahçeleri içerisinde geceleri sırtlarına mum konulmuş kaplumbağalar dolaşıyor, çeşit çeşit çiçeklerle, özellikle laleler ile süslü bahçelerde cins cins kuşlar bulunuyordu. Tarif edilemez bir eğlence hayatı vardı. Devlet ileri gelenlerinin bu durumu halka da yansıdı. Kahvehane ve meyhaneler çoğaldı. Eğlence hayatı ile birlikte şiir de iyice ön plana çıktı. Divan edebiyatının en büyük isimlerinden birisi olan Nedim bu dönemde ortaya çıktı. Şairler şiirlerinde daha çok Türkçe kelime kullanırken, tabiat, aşkı övdüler.

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 12:28

İLGİLİ HABERLER