KAYNAK : Haber Vitrini
Türk imalat sanayinin yurtiçi ve uluslararası pazarlardaki en büyük rakiplerinin Avrupa Birliği (AB) ülkeleri firmaları olduğu belirlendi.
İstanbul Sanayi Odası tarafından gerçekleştirilen ''İmalat Sanayiinin Uluslararası Rekabet Gücü-AB ve Diğer Rakip Ülkelerle Karşılaştırma'' konulu araştırmanın sonuçları yayınlandı.
İSO üyesi özel sektör imalat sanayii işyerleri ile üyeler dışındaki 1000 büyük sanayi kuruluşu arasında yer alan işletmelerin ana hedef olarak belirlendiği ankete, toplam 571 firma yanıt verdi.
İmalat sanayii, işletmeler ve ürün düzeyinde rekabet gücü konusunda, ''İhracat, uluslararası pazarlar, rakipler ve standartlar'', ''Ürün, işletme ve sektörel rekabet gücü'' ile ''Rekabet gücünün korunabilmesi için önlemler'' ana başlıkları altında gerçekleştirilen çalışmanın amacı, rekabetçi bir ekonomi yaratma çabalarına girdi sağlamak ve katkıda bulunmak olarak gösterildi.
Yüzde 36.6'sı büyük, yüzde 26.4'ü orta ve yüzde 37'si ise küçük işletmelerden oluşan işletmelerin verdiği yanıtlara göre, bu işletmelerin 27.8'i uluslararası pazardaki rakipleri arasında İtalya'yı gösterirken, yüzde 19.6'sı Alman firmaları ile rekabet ettiklerini belirttiler.
Çin firmaları yüzde 18.4 ile üçüncü sırada yer aldı. Bu ülkeyi yüzde 10.3 ile Fransız, yüzde 9.6 ile İspanyol ve yüzde 8.9 ile ABD firmaları izledi.
AB ülkeleri bir arada değerlendirildiğinde Türk işletmelerinin en büyük rakibinin AB ülke firmaları olduğu görüldü.
Bir başka dikkat çeken nokta da Çin firmalarının giderek özellikle bazı sektörlerde Türk işletmelerinin en büyük rakibi durumuna gelmesi oldu.
BÜYÜKLER DAHA ÇOK DIŞARI AÇILIYOR
Çalışmaya katılan şirketlerin yüzde 71.6'sının ihracat yaptığı ve ihracat yapanların oranının ölçek ile doğru orantılı olarak arttığı belirlendi. Küçük işletmelerde ihracat yapanlar yüzde 56.9, orta işletmelerde yüzde 77.5 ve büyüklerde ise yüzde 82.3 olurken, bu sonuçlar, Türk işletmelerinin dışa açılma olanağı bulduklarını ve başta büyükler olmak üzere dış pazarlara yöneldiklerini ortaya koydu.
Ekonomik krizin ekonomide çok önemli olumsuzluklar yarattığı, buna karşın küçük de olsa Türk ekonomisine bazı kazanımlar sağladığına işaret edilen çalışmada, bunların başta geleninin, daha çok işletmenin dış pazarlara yönelmesi olduğu vurgulandı.
İhracat yapan işletmelerin ihracatlarının toplam ciroları içindeki payları toplam işyerlerinde 1999 yılında ortalama yüzde 34.4 iken, 2000'de yüzde 37.1, 2001'de yüzde 42.5 ve 2002'nin ilk dönemlerinde yüzde 41.4 olarak belirlendi.
Almanya geçmiş dönemlerde olduğu gibi Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı olma özelliğini korurken, çalışmaya katılan ve ihracat yaptığını belirten firmaların yüzde 25'i, 1999'dan 2002 de dahil olan dönemde Almanya'yı ihracat yaptıkları ilk üç ülke arasında gösterdiler.
İşletmelerin yaklaşık yüzde 11'i ihracat yaptıkları ilk üç ülke içinde İngiltere'nin, yaklaşık yüzde 9'u ise Fransa'nın bulunduğunu belirtirken, ABD de işletmelerin ilk üç ihracat pazarı içinde en çok yer verdikleri diğer bir ülkeyi oluşturdu.
Veriler değerlendirildiğinde, AB ülke firmalarının başlıca rakipler olduğu, Çin Halk Cumhuriyeti firmalarının birçok sektörde ciddi rakipler durumuna geldikleri, AB dışı özellikle Doğu Avrupa ülke firmalarının giderek Türk firmalarını rekabette tehdit ettiklerinin söylenebileceği vurgulanan çalışmada, ''İç pazardaki yabancı rakipler, dış pazardaki olası rakipler olup, iç pazara odaklı yerli işletmeleri bir ölçüde uluslararası pazarlara da hazırlamaktadır'' görüşüne yer verildi.
İÇ PAZARDA DA EN ÖNEMLİ RARİPLER AB'DEN
Elde edilen sonuçların yerli işletmeler için iç pazarda en önemli rakiplerin AB ülke işletmeleri olduğunu gösterdiği belirtilen çalışmada, toplam işletmelerin yüzde 38.3'ü iç pazarda AB, yüzde 17.8'i Çin ve yüzde 11'i ise Asya/Pasifik ülkelerinin işletmeleriyle yarıştığını belirtti. Avrupalı rakiplerle iç pazarda rekabet eden işletmelerin oranı, AB ve AB dışı diğer ülkeler birlikte değerlendirildiğinde yüzde 46'ya ulaşıyor.
İç pazarda rakip olarak Avrupa Birliği ülkelerini belirten işletmelerin oranı küçüklerde yüzde 41.1, orta ölçekli işletmelerde yüzde 42.9, buna karşın büyüklerde ise yüzde 33.9 oldu.
Bir başka bulgu ise, işletme ölçeği büyüdükçe Asya/Pasifik ülke işletmeleriyle rekabet ettiğini belirten işletmelerin oranının da artması olarak belirlendi. Büyük işletmelerde bu oran yüzde 13.7'ye çıkıyor.
Elde edilen bulgular, Türk işletmelerinin iç pazarda daha çok gelişmiş ülke işletmeleri ile rekabet ettiğini gösterdi. Bu durumun, Türk işletmelerini, sadece dış pazarlar için değil, iç pazardaki konumlarını koruyabilmeleri için de uluslararası alanda rekabet gücüne sahip olmaya zorladığı vurgulandı.
AB'ye tam üyeliğin beraberinde standartlara uyum zorunluluğunu da getirdiği kaydedilen çalışmada, işletmelerin yüzde 26.4'ü AB standartları konusunda bilgi sahibi olmadıklarını belirttiler. Bu oran, büyüklerde yüzde 19.6 iken orta ölçeklilerde yüzde 25.2, küçüklerde ise yüzde 34.1'e yükseliyor. Bu bulgular birarada değerlendirildiğinde işletmelerin AB standartlarına uyum açısından iyi bir noktada olmadıkları gözlendi.
Sektörlerin rekabet gücünü olumsuz yönde etkileyen faktörlerin başında enflasyon, kur politikaları, siyasi istikrar, bürokrasi gibi işletmeler tarafından kontrol edilemeyen faktörlerin gelmesinin endişe verici olduğu da belirtilen çalışmada, bulguların, imalat sanayi işletmelerinin kontrol edebildikleri ya da geliştirebilecekleri tüm diğer faktörlerde başarılı olsalar dahi, rekabet güçlerini yine de yeterince artıramayacaklarını gösterdiği kaydedildi.
Bu nedenle siyasi ve ekonomik istikrarın en kısa sürede sağlanması, girişimci ortamını olumsuz yönde etkileyen kamunun imalat sanayii üzerindeki yükünün azaltılarak, yatırımların hızlandırılmasına ihtiyaç bulunduğu de dile getirilen çalışmada, ''Aksi takdirde Türkiye, gelişmiş ülkelerle arasında giderek açılan farkı kapatamayacağı gibi hızla kaybedenler arasına katılabilecektir'' denildi.
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 18:53