Gündem
  • 18.7.2003 12:08

İŞTE, ANKARA'NIN GÜNDEMİNDEKİ 3 DERİN KONU

Ankara kulislerinde genellikle gün konuşulur; günün siyasi gelişmeleri üzerine spekülasyonlar yapılır. İktidar-muhalefet ilişkileri, asker-hükümet gerilimleri üzerine yorum ve değerlendirmeler yapılır. Bazen de ülkenin geleceğine, gelecek senaryolarına ilişkin derin ilgisi olanlar orta vadede olacakları şimdiden öngörebilmek için daha derin analizler yaparlar. Bugün de bu tür analizler sıkça yapılıyor. Orta ve uzun vadeyi öngörebilmek, gelecek planlamalarını sağlıklı yapabilmek için bazı çevrelerde birtakım günlük gelişmeler, hükümetin Avrupa Birliği'ne uyum kapsamında gündeme getirdiği bazı kritik yasa ve anayasa değişikliği girişimleri, ''görünür amaçlar'' ve ''saklanan gerçek niyetler'' bağlamında değerlendirmeye tabi tutuluyor. Son günlerde derin kulislerde derin analizlere tabi tutulan üç kritik konu var. 1.) Anayasanın 2. maddesinin değiştirilmesi önerisi AKP, AB'ye uyum sürecinin hızlandırılması çalışmaları kapsamında 7. paketi hazırlarken anayasa değişikliklerini de pakete dahil etmeyi planladı. Bu çerçevede anayasada ''değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez'' hükmü bulunan 2. maddede bir değişiklik öngörüldü. Cumhuriyetin niteliklerini belirleyen bu maddedeki''... Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına saygılı bir sosyal hukuk devletidir...'' ibaresinin ''Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına dayalı bir sosyal hukuk devletidir'' biçiminde değiştirilmesi önerisi dillendirildi. Ancak bu hiçbir şekilde hükümetin ve AKP Meclis Grubu'nun resmi önerisi olarak açıkça ortaya konmadı. Zaten tartışmanın gideceği yön de fark edildiği için anında yok edildi, unutturuldu. Fakat bu fikrin ''dillendirilmesi'' bile laik demokratik cumhuriyetin temel ilkelerine son derece duyarlı kesimlerde ''derin'' kuşkulara neden olmuş durumda. Asıl ve nihai hedefin anayasanın bu maddesindeki ''laiklik'' ilkesi olduğu düşünülüyor. Bu konuda yapılan yorum şu: ''Zemin yokluyorlar. Değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bir anayasa maddesinde çok masum sayılabilecek bir kelime değişikliği öneriyorlar sözde. Ama asıl niyet başka. Topluma ve kamuoyuna, 'Canım ne var bunda, bir kelime değişiyor. Hem, insan haklarına saygılı devlet, demokrasi ve AB için olmazsa olmaz koşul' dedirtmeye çalışıyorlar. Böylelikle mevzi kazanıp, diğer değiştirilemezleri de değiştirebilmeyi planlıyorlar.'' 2.) MGK Genel Sekreteri AKP'nin yine ortamı yoklayıp geri çektiği bir başka öneri de Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri'nin asker yerine sivil olmasını ve atanma biçiminin değiştirilmesini öngörüyordu. Bugünkü mevzuata göre, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, ''Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden bir orgeneralin Genelkurmay Başkanı'nın inhası (önermesi), Başbakan'ın teklifi ve Cumhurbaşkam'nın onayı'' ile atanıyor. Gündeme getirilen öneride ise ''Genelkurmay Başkam'nın inhası'' hükmü kaldırılıyor. ''Başbakan'ın önerisi ve Cumhurbaşkanı'nın onayı ile atanır'' hükmü öneriliyor. Tabii ki bu öneri de resmiyet kazanmış değildi, fikir egzersizi aşamasındaydı. Ama askerin tepkisi büyük oldu. Askerlerin MGK Genel Sekreterliği'ne sivil atanmasına fazla bir itirazı yok. Ancak kabul edilemez gördükleri, kalın bir kırmızı çizgi çektikleri nokta şu: Başbakan'ın Genelkurmay Başkam'nın önerisi olmadan ordu içinden bir generali seçip atayacak olması... ''İşte bu orduya siyaset sokmaktır'' diyor bir yetkili ve ekliyor: ''Büyük Atatürk, cumhuriyetin ilk yıllarında orduyu siyasetin dışına çıkarmış ve daha sonraki yıllarda da bu ilke özenle korunmuştur. Şimdi bu yolla bir kapı aralanarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içine siyaset bulaştırılmaya çalışılacaktır. Buna müsaade edilemez...'' 3.) Şûra kararlarına muhalefet şerhi Gündemdeki üçüncü kritik konu, Ağustos ayı başında toplanacak olan Yüksek Askeri Şûra. Şûra'nın kritik oluşu, tayin, terfi ve kuvvet komutanlıklarına yapılacak atamalarla ilgili değil. Bu noktalarda herhangi bir sürpriz beklenmiyor. Tayin ve terfilerin yanı sıra yine disiplinsizlik ve irticai faaliyetlere karıştıkları gerekçesiyle ordudan ihracı öngörülen subayların dosyaları gündeme gelecek. Geçen yılki Aralık şûrasında Başbakan Abdullah Gül ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, ''bunu bir de hukuk incelesin'' gerekçesiyle karara muhalefet şerhi koyarak bir ilke imza atmışlar ve bu da ordu ile hükümet arasında çok ciddi bir gerilime neden olmuştu. Bu sefer gündeme gelebilecek ihraç kararlarında acaba Tayyip Erdoğan nasıl bir tavır alacak? Beklenti, ''Abdullah Gül emanetçi olduğu için böyle davrandı. Ancak Tayyip Erdoğan TSK ile gerilim yaratacağı bilinen böyle bir tavır içine girmez'' yönünde. Ama bundan kimse de emin değil... Derin güvensizlik Askerle sivil idare arasındaki nazik dengeleri etkileyen üç kritik konu ile ilgili değerlendirmelerin özeti böyle. Derin kulislerde dile getirilen bu yorum ve değerlendirmeler AKP'ye duyulan güvensizliğin ne kadar derin olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Normal olarak resmi bir öneriye dönüşmeyen ve tartışılmasında sakınca olmaması gereken öneriler bile ortamı germeye yetiyor. Gündeme getirilen her önerinin arkasında gizli bir niyet aranıyor. Ve bu noktada da bazı AKP'lilerin sivri çıkışları, zihni egzersiz bile olsa sistemin en hassas sinir uçlarına iğne batırma girişimleri, güvensizlik uçurumunu derinleştiriyor. DEHAP davası onaylanırsa Ankara kulislerindeki bir başka heyecanlı konu da Yargıtay 4. Ceza Dairesi'ndeki DEHAP davası. Bir süreden beri bu konuya ilişkin yorum ve spekülasyonlar yoğunluk kazanmış durumda. 3 Kasım seçimlerinde YSK'ya sundukları 40 ilde örgütlü olduklarını gösteren belgelerin sahte olduğu gerekçesiyle DEHAP yöneticileri ağır ceza mahkemesinde suçlu bulunarak mahkûm olmuşlardı. Dava Yargıtay aşamasında. Yargıtay mahkûmiyeti onaylarsa konu Yüksek Seçim Kurulu'nun gündemine gelecek. YSK, dosya önüne geldiğinde ne yapacak? 1- 3 Kasım seçimleri artık kesinleşmiştir, geriye dönüş olmaz. Sahte ve yanıltıcı belge düzenleyenler de yargılanıp cezalandırılmışlar konu kapanmıştır... 2- Evet, DEHAP girememesi gereken seçime girdiği için bazı partiler, örneğin baraj sınırındaki DYP mağdur olmuştur. Bu mağduriyetin düzeltilmesi gerekir... Evet, YSK birinci şıkkı kabul ederse sorun yok. Ama ya ikinci şıkka karar verirse işte o zaman siyasetin bazı hassas dengeleri değişecek. İşte ihtimaller: * DEHAP'ın aldığı oylar yok sayılır * Böylece DYP'nin oy oranı yüzde 10,5'e çıkacağı için Meclis'e girme hakkı kazanır * AKP'den 45, CHP'den 21 milletvekilinin üyeliği düşer * DYP listelerinden 66 aday milletvekili seçilmiş sayılacağı için yemin edip Meclis'e girerler. Mehmet Ağar'ın DYP'si Meclis'te 70 kişilik diri bir muhalefet grubu oluşturur * AKP'nin Meclis'teki sandalye sayısı 320'lere ineceği için tek başına anayasa değiştirme ve cumhurbaşkanı seçme hayalleri suya düşer * Daha da önemlisi Siirt seçimleri de otomatikman iptal olacağı için Tayyip Erdoğan'ın milletvekilliği ve başbakanlığı düşer. Yeniden seçim yapılıp Erdoğan milletvekilliği hakkını elde edinceye kadar Abdullah Gül ikinci kez emanetçi olarak başbakanlığa gelebilir. Böyle bir gelişmenin aslında bugünden öngörülemeyen pek çok siyasal karmaşayı da beraberinde getireceğine kuşku yok. Acaba YSK buna kapı aralar mı? Son derece zayıf bir ihtimal ancak yine de kulislere yansıyan spekülasyonlara bakılırsa bugün itibariyle YSK'da üçe üçlük bir denge varmış, Başkan rengini belli etmiyormuş... (Bilal ÇETİN/ VATAN) Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 20:21

İLGİLİ HABERLER