Gündem
  • 7.2.2015 11:56

İşte Paralel Örgüt'ün hedefindeki 38 gazeteci

22 Temmuz soruşturması kapsamında casusluktan tutuklanan emniyet amiri Kürşat Durmuş, Selam kumpasını deşifre eden gazetecileri örgüte yardım suçlamasıyla savcılığa şikayet etti. Hayali dilekçeyi ciddiye alan savcı 38 gazeteci hakkında şok talimat yazdı: “Evlerini basın, bilgisayarlarına el koyun.” Gazetecilerin evlerinin basılması için talimat verilen bir soruşturma Türkiye tarihinde ilk. Aralarında Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni Karagül'ün de bulunduğu listede çok sayıda medya yöneticisi bulunuyor. Şok talimatta Star, Sabah, Yeni Akit, Akşam ve Türkiye gazetelerinde görev yapan onlarca isim de var.

Tarihler 24 Şubat 2014’ü gösterdiğinde Türkiye büyük bir şokla karşılaştı. Aralarında o tarihte Başbakanlık görevinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan, çok sayıda kabine üyesi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, siyasiler, gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin bulunduğu binlerce kişinin uydurma bir terör örgütü soruşturması kapsamında dinlendiği ortaya çıkmıştı. Bu haberin “Derin Kulak Pensilvanya” manşetiyle Yeni Şafak’ta yayımlanması üzerine adliye ve emniyetin tüm kılcal damarlarına nüfuz eden paralel yapının casusluk faaliyeti de belgelenmiş oldu.
CASUSLUK ŞÜPHELİLERİ TUTUKLANDI
17 Aralık darbe girişimi sonrası paralel yapının yargı ve güvenlik bürokrasisinden tasfiye edilmesiyle Selam/Kudüs Terör Örgütü Soruşturması kılıfıyla devletin en mahrem görüşmelerini dinleyen, gizlilik derecesi çok yüksek konuşmaları kayıt altına alarak tape haline getiren paralel casusluk şebekesine karşı geniş kapsamlı soruşturma başlatıldı. Soruşturmada aralarında Eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün’ün de bulunduğu onlarca polis, düzmece isimlerle hakimleri yanıltarak aldıkları kararlarla binlerce insanı dinledikleri için gözaltına alındı, işlemlerin ardından tutuklandı.
BAŞSAVCI KUMPASI DEŞİFRE ETTİ
Bu soruşturma devam ederken İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, şüpheli polislerin sözde bir terör örgütü soruşturması adı altında casusluk faaliyeti yürüttüğünü açıkladı. Paralel çetenin başlattığı uydurma örgüt soruşturmasında ise tüm şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verildi. Bu süre zarfında birçok gazeteci Selam kumpasıyla paralel yapının gerçek niyetini ve hangi odaklarla dirsek teması bulunduğunu açıklayan haberlere imza attı.
6 AYDIR SİLİVRİ'DE TUTUKLU
Uydurma örgüt soruşturması yürütülürken İstanbul Emniyet'i Terörle Mücadele Şubesi’nde Emniyet Amiri olan ve Selam kumpasının polis tahkikatı ayağında önemli roller üstlenen ve 22 Temmuz soruşturması kapsamında casusluk suçlamasıyla 14 Agustos'ta tutuklanan Emniyet Amiri Kürşat Durmuş, avukatı Ömer Turanlı aracılığıyla geçtiğimiz Haziran ayında Zeytinburnu İlçe Emiyet Müdürlüğü’nden savcılığa bir şikayet dilekçesi gönderdi. 6 aydır Silivri Cezaevi'nde bulunan Polis Şefi dilekçesiyle, Selam Kumpasını tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkaran 38 gazeteciye ‘örgüt adına suç işleme’ ve ‘gizliliği ihlal’ iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Durmuş, aralarında Eski Emniyet Müdürü Yurt Atayün'ün de bulunduğu polislerle birlikte 22 Temmuz Selam operasyonunda gözaltına alınmış ve 14 Agustos'ta tutuklanmıştı.

Evlerini basın bilgisayarlara el koyun emri

Aralarında Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Yazı İşleri Müdürü İdris Saruhan, Haber Müdürü Fatma Demircioğlu, İnternet Yayınları Yazı İşleri Müdürü Ersin Çelik ve Muhabir Cihat Arpacık’ın da aralarında bulunduğu gazetecilerin şüpheli olarak gösterildiği evrakla “gerekiyorsa şüphelilerin evlerini basın” talimatı verildi. Emniyete gönderilen talimatta şu ifadeler yer alıyor:

EL KOYMA KARARI ALDILAR
“Olayın aydınlatılması bakımından gerekiyorsa şüphelilerin ev ya da iş yerlerinde ve bilgisayarlar kütüklerinde mahkemeden alınacak karar doğrultusunda arama yapılması, kopya çıkartılması, metin haline getirilmesi, gerektiği takdirde mahkemeden el koyma kararının alınması ve işlemlerin buna göre yapılması rica olunur.”

İstanbul Zeytinburnu Emniyeti, savcının talimatını aldıktan sonra evrakı diğer ilçe emniyetleriyle paylaştı.
15 OCAK’TA GÖNDERİLDİ
Bayrampaşa, Bağcılar, Beşiktaş, Bahçelievler ve Küçükçekmece İlçe Emniyet'e gönderilen yazılarda 38 gazeteci hakkında gerekli işlemlerin yapılmasını istendi. 15 Ocak 2015 tarihli yazının imza sahibi ise Hassas Şubeleri Koruma Şube Müdürü’yken Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne atanan Erdem Torlak.
AKAMETE UĞRADI İDDİASI
Şikayet dilekçesine göre işlemleri İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yerine getirilen soruşturmalar kendi dönemlerinde büyük bir gizlilik ve hassasiyetle takip ediliyor ve soruşturmalarda en ufak bir gizlilik ihlali yapılmıyordu. Ancak görevden alındıktan sonra soruşturmaların bazı basın-yayın kuruluşlarına servis edilerek deşifre edildiğini iddia eden Durmuş, örgüt üyeleri ve yöneticilerinin deşifre edilerek soruşturmaların akamete uğratıldığını öne sürdü.

Adeta çıldırdılar

Durmuş, avukatı Turanlı aracılığıyla verdiği şikayet dilekçesinde, Twitter’da paralel yapıya yakın bir hesap olarak bilinen Acem Uşakları isimli adresin de Selam Soruşturması’nı deşifre eden haber ve görüntüleri yayınladığını yazdı. Dilekçede, bu görüntülerin TEM Şube Müdürlüğü’nde çalışan şüphelilerce servis edildiğinin kuvvetle muhtemel olduğu iddia edildi. Dilekçede, aralarında Genel Yayın Yönetmenlerinin de bulunduğu 38 isim Selam/Kudüs Terör Örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmekle suçlandı.

‘Bilişim’ oyunu

Şikayetin Bilişim Suçları’na düşmesi için şikayet dilekçesine, paralel yapının yönettiği Acem Uşakları isimli adres de şüpheli olarak yazıldı. Ancak soruşturmaya Basın Kanunu’na tabi olan Yeni Şafak, Star, Milat, Sabah, Yeni Akit, Takvim, Türkiye ve Akşam gazeteleri ve çalışanları da dahil edildi. Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürlüğü, şikayet dilekçesini, gereğinin yapılması için Bakırköy Adliyesi’ne gönderdi. Bilişim Suçları Bürosu Savcıları’ndan Şenol Yılmaz soruşturmayı başlattı ve dilekçedeki 38 gazeteci hakkında skandal talimat yazısı yazarak emniyete gönderdi.

Hedefteki gazeteciler

İşte savcının “gerekiyorsa evlerini basın” dediği o gazetecilerin bir kısmı: İbrahim Karagül, İdris Saruhan, Fuat Atik, Fatma Demircioğlu, Ersin Çelik, Cihat Arpacık, Mustafa Karaalioğlu, Mustafa Yükselir, Mehmet Yücel, Filiz Güler, Yusuf Ziya Cömert, Özkan Demir, Mustafa Kartoğlu, Erdal Şafak, Murat Köprü, Metin Sever, Celil Şener, Burak Artuner, Aliye Çetinkaya, Ergün Diler, Mehmet Ali Akada, Emre Şahin, Mevlüt Yüksel, Ali Adakoğlu, Süleyman Karakulluk, Erdal Şimşek, Hasan Karakaya, Ali İhsan Karahasanoğlu, Kenan Kıran, Mehmet Ocaktan, Mehmet Kenan Kaya, Akan Okyay, Özkan Tamirak, İsmail Kapan, Sadık Söztutan, Mustafa Bilim, Yücel Koç, Kenan Çamurcu.

YENİ ŞAFAK'TAN İBRAHİM KARAGÜL BAKIN KONUYLA İGİLİ NE YAZDI

Türkiye-İran savaşı, 38 gazeteciye tehdit

17-25 Aralık başarılı olsaydı Türkiye ile İran belki de şuan çok yıkıcı bir çatışmaya sürüklenmiş olacaktı! Türkiye kamuoyu, İsrail’in arzuladığı biçimde muhtemel İran savaşına hazırlanmış olacak, bütün bölgede kıyamet kopacaktı. İlk bakışta oldukça afaki görünen bu ihtimali isterseniz biraz daha dikkatlice değerlendirelim.

Darbe girişimin öncü kadrosu, yani paralel örgüt, yaygın ekibi ve devlet içindeki istihbarat ağı üzerinden İsrail istihbaratının ellerine tutuşturduğu isim listesinde yer alan herkesi tek tek dinleyip dosyaladı. Muhtemelen bu konuşmaların, takiplerin, hazırlıkların hepsini İsrail istihbaratına rapor olarak sundu. Devletin en mahrem ilişkilerini takip etti, görüşmeleri not etti, ekonomik ve bölgesel planlarını rapor etti ve İsrail istihbaratına servis etti.

Ardından bu kişileri İran casusu yapıp haklarında kovuşturmalar başlattı. Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten bütün kadroları bu listenin içine aldı. Devlet tasfiye edilecek, devlet iktidarı onların eline geçecek, ancak birileri onlar üzerinden Türkiye’yi yeniden biçimlendirecek, yönetilebilir alana çekecekti. Ardından da istedikleri ülke veya güçle kapıştıracaklardı. Bu çatıştırma planlarının ilk sırasında kuvvetle muhtemel İran olacaktı.

Neocon-İsrail projesinin kuklaları

Neocon-İsrail ortaklığı tarihte ilk kez muhafazakar bir tabanı ele geçirmiş, bu çevrenin tepe yöneticileri üzerinden Türkiye tasarımı uyguluyordu. Ancak 17-25 Aralık planlarının çökmesiyle kirli ilişkiler ağının Türkiye’ye kurduğu tuzak da çöktü. Çökmekle kalmadı, bu ilişkilerin, planların ürkütücü boyutları da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Senaryo başarısız olmuştu ancak o zamana kadar Türkiye’nin en mahrem devlet sırları onlar üzerinden birilerine servis edilmişti. Sadece devlet kadroları değil, Türkiye toplumunun sivil kanadında yer alan etkili kişiler de İsrail aşırı sağı ile ABD aşırı sağına ispiyonlanmıştı.

Bugün hala çözülemeyen, çözülmesi gereken ve kamuoyuyla paylaşılması zorunlu hale gelen çok dosya var. Bu, nasıl bir projeydi, detaylarında neler vardı, söz konusu kadroları kimler nasıl yönetiyordu, darbe planının arkasındaki güçlerin net görüntüsünde kimler vardı?

İşte şimdi bu ilişkiler deşifre oluyor.

27 Aralık’çı paralel örgüt, 28 Şubatçıların devamıdır

Paralel çevrelerin 17-25 Aralık‘tan çok önce başlayan İran karşıtı kampanyalarının nedenini hep merak ettim. Olur, sevmeyebilirlerdi ama İran’a karşı bir mevzi savaşı için pozisyon almaları dikkat çekiciydi. Dahası, bu nefrete göre Türkiye toplumunu şekillendirmeye çalışmaları kuşku uyandırıyordu. Ortada hiçbir şey yokken, örneğini sadece 28 Şubat’ta gördüğümüz “düşman İran” tezi üzerinden yaygın bir kamuoyu çalışması yürütüyorlardı. Bu kampanyanın nedeninin idrakine o zamanlar varamamıştık. En azından bunun böyle dehşet verici senaryolar içerdiğini tahmin edemiyorduk.

Yıllar içinde Türkiye ile İran’ı kapıştırmak isteyen çevreler hem içeride hem de dışarıda çok oldu. 28 Şubat ekibinin de İsrail’le sıkı bağları vardı. Hatta o müdahale İsrail ile ortak planlanmıştı. Aynı kadro İran düşmanlığı tezi üzerinden bu askeri müdahale planını uyguladı ve o dönem de Türkiye ile İran’ı çatıştırmaya dönük dış müdahaleler Türkiye içinde de ciddi bir taraf buldu. Türk medyasında yoğun İran tartışmaları oldu hatta İran’la çatışma tezleri ABD ve Türk medyasında görünür oldu.

Paralel çevrelerin İran tezi ile o kadroların İran tezi birbiriyle tıpatıp örtüşüyordu. Sanki 28 Şubat’çı tezlerin ertelenmiş bir biçimi uygulanıyordu. Bu yüzden 17 Aralık müdahalesinin 28 Şubat askeri müdahalesinin bir devamı olduğunu ısrarla vurguluyorum.

Mossad’ın ellerine tutuşturduğu listeler

Türkiye ve İran hep rekabet içinde olmuştur. Bölgesel nüfuz alanları hep çatışmıştır. Ama iki ülkenin siyasi basireti, her zaman bu risklerin çatışmaya dönüşmesini engellemiştir. İki ülkede de en ciddi rejim bunalımları yaşandığı dönemlerde bile bu basiret kurtarıcı olmuştur.

Başbakan’dan kabine üyelerine, gazetecilerden kamu kurum ve kuruluşlarının önde gelen isimlerine kadar herkesi fişleyip, darbe sonrası tutuklama planları yapanların Türkiye ölçeğinin de dışında hesapları olduğunu yeni yeni farkediyoruz.

Bu hesabın en büyüğü ve en tehlikelisi Türkiye ile İran’ı savaştırmaktı. Büyük bir karmaşa içinde olan bu coğrafyada iplerin kopacağı son çarpışma iki ülke arasında olacaktı ve bölgesel bir yıkım yaşanacaktı. Yıllarca kamuoyu oluşturulması bu yüzdendi. Bunun için kitaplar yazdırıldı, konferanslar düzenlendi, yayınlar yapıldı. Bütün bu hazırlıklar hep paralel çevreler üzerinden yürütülüyordu.

Mossad’ın paralel örgütün eline tutuşturduğu, haklarında takip siparişleri verdiği insanlar bu ülkenin yerlileridir. Listenin ilk sırasından son sırasına kadar isimleri geçenlerin ezici çoğunluğu, Türkiye’yi İsrail’e veya başka bir ülkeye kalkan yapacak, paçavraya çevirecek senaryolara direnecekti. İsrail ve neoconların oyununu bozacak, kamuoyunu uyaracaklar, harekete geçirecekler onların hesaplarını bozacaklardı..

Bu yüzden hedef yapıldılar. Bu yüzden haklarında infaz listeleri hazırlandı. Darbe girişimi başarılı olsaydı sadece bu insanlar değil, yüzlerce belki de binlerce insan içeri alınacaktı.

38 gazeteci için şok talimat!

Bütün bunlar açığa çıkmışken, Yeni Şafak, Star gibi birkaç gazete, bu çirkin tuzağı bozmuşken, binlerce kişinin nasıl dinlendiğini kamuoyu ile paylaştığı için yeniden hedef yapıldı. “Derin Kulak Pensilvanya” başlığı ile verdiğimiz paralel çetenin dinleme operasyonları yüzünden yeni bir örgüt soruşturması başlatıldı. Dinleme ve dosyalamaların arkasındaki isimlerden olan ve bu yüzden tutuklanan Emniyet Amiri Kürşat Durmuş, bu yayını yapanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Bakırköy bilişim Suçları Savcısı Şenol Yılmaz, bu şikayeti ciddiye aldı ve Zeytinburnu Emniyet Müdürlüğü’ne talimat verdi. Yeni Şafak, sabah, Star, Takvim, Yeni Akit, Akşam, Türkiye ve Milat gazetelerinin bütün yöneticileri hakkında örgüt soruşturması başlatıldı.

Emniyet’e verilen talimata göre evlerimiz aranacak, bilgisayarlarımız incelenecek...

Ne diyeyim ben şimdi!

Ne diyeyim, siz söyleyin!

 

Güncellenme Tarihi : 18.3.2016 22:20

İLGİLİ HABERLER