İşte Suriye'de kalan YPG'li terörist sayısı
Suriye’de yeni dönem! İşte kalan YPG'li terörist sayısı
Türkiye, Suriye'deki gelişmeleri temkinli ama kararlı şekilde izliyor. Peki "Suriye'deki tabloya Ankara ne diyor? Yeni dönemde Suriye'de neler bekleniyor?" İşte konuyla ilgili detayları CNN TÜRK Ankara Temsilcisi Dicle Canova canlı yayında anlattı.
CNN TÜRK Ankara Temsilcisi Dicle Canova, Suriye'de yaşanan son gelişmelere ilişkin yeni bilgileri aktardı. Dicle Canova'nın açıklamaları şöyle:
ABD Büyükelçisi Tom Barrack, SDG'nin işlevi bitti açıklaması yaptı Son 15 yıldır Türkiye'nin tüm itirazlarına ve uyarılarına rağmen SDG'yi himaye eden ABD, bu noktaya nasıl geldi? Sürecin arka planında ne var?
SDG için ABD, Türkiye'ye masada hep taktiksel ve geçici diyordu DEAŞ odaklı bir işbirliği yaptığını vurguluyordu. Gelinen noktada SDG'nin son kullanma tarihinin bittiği anlaşılıyor ve de SDG de bu süreçte ABD'yi masada ve sahada çileden çıkardı, o da çok net. O süreci üç aşamada özetleyebiliriz.
1.AŞAMA
10 Mart mutabakatına uyulması için 31 Aralık'a kadar bekledi En son 4 Ocak'ta Suriye-SDG ve ABD mutabakatın uygulanması için bir araya geldi
SDG tarafı sonuçsuz ayrıldı Bu görüşmede ABD, SDG'nin samimi olmadığını net olarak gördü deniyor. ABD'nin Mazlum Abdi'nin her adımı Kandil ile müzakere ettiğini, kendi kararlarını veremediğini anladığı. Hem fiilen hem sözsel olarak PKK'nın yönettiğini gördüğü önemli bir dönemeçti o görüşme
2.AŞAMA
İkinci dönemeç, Suriye ordusunun sahada ilerlemesi üzerine yaşandı. Buradaki önemli unsur Arap aşiretlerinin de ayaklanması oldu. Onlar bir süredir zaten artık bir devlet var, niye bütünleşmiyoruz da SDG kontrolü altındayız diye rahatsızdı tespitleri var. Bu süreçte MİT-Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının da çok önemli katkıları oldu. Olaylar ilerlerken 4 temel hassasiyet gözetildi diyebilirim.
1- Suriye'de Kürt-Arap, Türkiye'de Kürt-Türk çatışması olmaması
2- ABD'yi ve Batıyı karşıya almadan hassas bir süreç yürütülmesi
3- Müzakere kanallarının açık tutulması
4- Terörsüz Türkiye sürecinin hasar almaması
Nihayetinde ABD'nin devreye girmesi ile 18 Ocak'ta ateşkes ilan edildi. Edindiğim bilgilere göre bu ateşkes, Mazlum Abdi'nin o 14 maddeyi kabul etmesi üzerine ilan edildi, bunun da altını çizeyim. Şara, hemen ertesi gün Mazlum Abdi'yi davet ederek müzakerelere başlamak istedi ama malum. Bir araya geldiler, detayları da yansıyan o gergin anlar yaşandı, olumlu netice çıkmadı.
ŞAM O MASADA NE ÖNERDİ?
Edindiğim bilgilere göre Şam yönetimi görüşmede entegrasyonun aşamalarını konuşmaya çalıştı Ahmet Şara, Mazlum Abdi'ye Savunma Bakan Yardımcılığı, Haseke Valiliği, Meclis Üyeliği veya idarede farklı bir pozisyon seçeneklerini önerdi. Şara ayrıca SDG'nin önereceği isimlerin kurucu meclise katılmasını, merkezi ve yerel yönetimlerde pozisyon sağlanmasını da teklif etti. Görüşmede DEAŞ hapishanelerinin Suriye'ye devri de başlıklardan biriydi. Bu öneriler için kaynaklar, ABD'nin tespitinin "Şam çok cömert teklifler de bulundu" şeklinde olduğunu söylüyor.
Ama buna rağmen Mazlum Abdi kabul etmeyip, "Değerlendirmemiz lazım, vakit gerekir" deyince, masa dağıldı. Ve ABD de bir kez daha SDG'nin amacının terör örgütünün kazanımlarını korumak olduğunu, tamamen Kandil'in rotasında hareket ettiğini gördü
3.AŞAMA
ABD ile SDG arasındaki kritik üçüncü aşama ise, YPG'nin 200-300 DEAŞ'lıyı serbest bırakması oldu diyebilirim. SDG bunu ABD'ye karşı kullanmaya çalıştı deniyor, kısmen bazı kongre üyeleri nezdinde de karşılık buldu. Ama ABD yönetimi, SDG'nin bu hareketini bardağı taşıran son damla olarak gördü tespitleri var.
Ve bunun üzerine Şara ile Trump arasındaki o telefon görüşmesi gerçekleşti. Trump'ın Şara'ya "Benim için önemli olan DEAŞ'lıların kamplardan ve hapishanelerden kaçmamaları, azami gayret göster" dediği. "Hapishaneleri Şam devralsın, biz de onlara destek olalım" noktasına geldiği belirtiliyor.
Zaten sonra Trump çıktı ve dedi ki, artık DEAŞ konusunu Suriye devleti ile yürüteceğiz. Tom Barrack da SDG'nin işlevi bitti açıklamasını yaptı.
Bu süreçte Kandil'in ve bazı ülkelerin baskısı ile direnen YPG, kontrolündeki bölgenin üçte ikisi tamamen Şam'ın kontrolüne geçti. Etki alanlarının oranı yüzde 3'e indi.
Alamadılar, İsrail, Suriye'nin kuzeyine müdahil olmaması gerektiğini gördü, görmesi sağlandı ve adım atmadı diyebilirim. Ama elbette bazı provokasyonları örgütlemek ve örgütün direnmesini sağlamak, ABD'li bazı senatörler üzerinden duruma etki etmek gibi girişimleri olduğu tespitleri de var ancak artık bu konuda İsrail'in de netice alma imkanı kalmadığı belirtiliyor.
10 MART MUTABAKATININ İMZALANMASINDAN SONRAKİ 10 AYLIK SÜREDE SAHADA VE MASADA TABLO ÇOK DEĞİŞTİ
Şu anda Kobani ve Kamışlı dışında bir alanları kalmadı Suriye'deki bu yeni tablo Ankara'da nasıl okunuyor?
Suriye ordusunun Haseke'ye ve Irak sınırına yönelik ilerleyişi sırasında kritik bir sınır kapısı da ele geçirildi Yarubiye kontrol altına alındı. Burası örgütün Sincar'a ana intikal noktasıydı, bağlantıyı kesmek açısından çok önemli bir yer kontrol altına alındı. Ayrıca Kobani ile Haseke arasındaki bağ da tamamen koptu
Süleyman Şah Türbesi temizlendi, Türkmen Birliği oraya girdi ve aldı Petrol ve gaz sahaları da Suriye yönetiminin kontrolüne geçti. Para kaynakları kalmadı, bugüne kadar petrolden kazandıkları para, altın vb. kaçırmaya çalışabilirler, buna da müsaade edilmeyecek.
Nihayetinde kaynaklar diyor ki; Bulundukları bölgenin üçte ikisi tamamen Şam'ın kontrolüne geçti. Kamışlı-Kobani dışında hareket alanları kalmadı ki, buralar da entegrasyon ile Suriye yönetimine geçecek zaten, Şam'ın merkezi kontrolünde, yerel yönetimde ve güvenliğin sağlanmasında onlara bazı pozisyonlar verilecek o kadar.
Bugün Tom Barrack Mazlum Abdi ile Erbil'de bir araya gelecek ve sonra tanınan sürede adımlar atılacak. Mazlum Abdi'den valilik ve diğer sunulan pozisyonlara ilişkin bir liste bekleniyor. Askeri entegrasyon vb. durumların aşamalandırılması ve hızla hayata geçirilmesi yönünde çalışılacak.
KALAN YPG'Lİ TERÖRİST SAYISI
Edindiğim bilgilere göre SDG'nin toplam sayısı 63 bin civarıydı. 40 binden fazlası Araplardan oluşuyordu. Arap aşiretleri çekilince geriye 7 ile 10 bin aralığında silahlı adam kaldı. Yani aslında alanları çok daraldı diye yorumlanıyor Ankara'da. Güvenlik kaynakları "Silah bırakın baskısı artık ABD ve Avrupalılardan da geliyor" tespitinde bulunuyor.
Ama yine de temkinli bir bakış var. Terör örgütü "Teslim olmayın, gereğini yapın" diyebilir, sosyal kırılma üzerinden kendine yeni bir varlık alanı yaratmak isteyebilir. Buna karşı tedbirli olunacak.
Ama, şu net; Yeni bir 10 Mart süreci yaşanmayacak Peki SDG yine direnmeye kalkarsa ne olacak? Kaynaklar "Suriye ordusu kaldığı yerden devam edecek" yanıtını veriyor.
Şu an ABD'nin de iki önceliği var, bunu Barrack açıkladı zaten. DEAŞ hapishanelerinin güvenliği ile DEAŞ ile mücadele ortaklarının ne olacağı Şam'ın 17 Ocak'ta yayınladığı kararnamelerle Kürtlere önemli haklar tanındı, 18 Ocak mutabakatı ile entegrasyon sağlanacak. DEAŞ konusunda da Suriye devleti sorumluluğu devralıyor, yani artık ABD için SDG'nin varlık gerekçeleri kalmadı tespitleri yapılıyor.
DEAŞ hapishaneleri için de şunu söyleyebilirim, önümüzdeki sürecin önemli başlığı bu olacak. DEAŞ hapishanelerinin 4'ü ve El Hol zaten artık Suriye yönetimine geçti. Sınai cezaevini de ABD havadan indirme yaparak kendi kontrolüne aldı. Toplamda 20 cezaevi var, tamamı 4 gün sonra Suriye kontrolüne geçecek deniyor.
ABD-Türkiye de güvenlik konusunda destek olabilir, bunlar konuşulacak.
SDG'nin elindeki silahlar ile PKK bağlantılı lider kadro ne olacak?
Aslında 15 yıllık parantez kapanıyor, SDG meselesi bitiyor. Zaten bu durum ABD'den gelen açıklamalara da yansıdı... Trump'ın beklentileri açısından SDG hikayesi artık sona eriyor
Dolayısıyla süreç ilerledikçe bazı aktörlerin zamanla daha da önemsiz hale geleceği düşünülüyor ama ya devam ederlerse sorusuna yanıt "Bedelini öderler" şeklinde veriliyor.
Suriye'deki PKK'lıların bir kısmı Irak'a geçti ama halen Suriye'de olanlar var, Bahoz Erdal gibi... Bunlar çıkarılacak. Silahları Suriye yönetimine devredecekler, ağır silahların ne olacağı onları veren ABD'nin kararına bağlı olabilir, başka yere taşıyabilir. Suriye ordusunun komutasına girdikten sonra zaten düzenli orduya geçecekler, için ellerindeki silahların hükmü de kalmayacak tespitleri yapılıyor
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ AÇISINDAN DURUM NEDİR?
Ankara terörsüz Türkiye sürecinde kararlı ve süreç devam ediyor ama terör örgütünde ve bazı siyasi uzantılarında bu denli büyük kaybetmenin getirdiği bir öfke var. Herkesi direnişe çağırıyorlar. Sağa sola saldırmaya çalışacaklardır, bunlar beklenti dahilinde.
Nitekim Kamışlı'daki bayrak olayı çok büyük bir provokasyondu. Adeta ikinci Kobani kalkışması denendi PKK tarafından yorumları var... Ama devlet aklı ve sağduyusu ile hareket edildi, bu önlendi deniyor. Olayın bir iç çatışmaya dönüşmesini engelleyecek şekilde tavır alındı.
İçerideki Kürt vatandaşları kışkırtma çabaları sürebilir. Cumhurbaşkanı'nın "Türkiye'deki Kürt kardeşlerim bu oyunlara gelmemeli, terör örgütü ayrıdır, benim Kürt kardeşlerim ayrıdır" mesajını iyi anlamak gerekiyor Irak ayağında da bu kapsamda iş sıkı tutulacak.
BAHÇELİ'NİN DEM PARTİ ARTIK BİR KARAR VERMELİ ÇIKIŞI DA ÖNEMLİ, NEDEN?
Ankara'da "Bu iş Suriye'de bozulur" beklentileri boşa çıktı, yeni denklem içinde terörsüz Türkiye sürecinin önü açılabilir bu da Meclisin elini güçlendirir, çıkacak yasalar hız kazanabilir ama PKK veya Dem içindeki bazı aktörler diretirlerse onlar parantez içine alınıp makul olanlarla süreç yürütülür. Örgüte de bugüne kadar ki muamele uygulanır" yaklaşımı var diyebilirim. İlerleyen aşamalarda Öcalan'ın pozisyonu yeniden konumlandırılabilir.
Edindiğim bilgilere göre Öcalan son Dem heyeti görüşmesinde entegrasyon olun ama belli şartlarda mesajını verdi fakat bu belli şartlarda kısmını büyütmeyi tercih ederek maksimalist şartlar öne sürmeleri onun da tepkisini aldı. Bir süre sonra yeni bir mesaj yayımlaması da beklenebilir.
Güncellenme Tarihi : 22.1.2026 11:06