KALP HASTALARI NE YAPMALI: İŞTE ÖNERİLER!..
İyi kolesterol (HDL-K), kalp-damar hastalığına karşı koruyucu bir sigortadır. Eğer yeteri kadar iyi kolesterolünüz yoksa ve hele bir de "Düşük HDL-K sorunu" yaşayan biriyseniz, dikkatli olmalısınız. Yapılan çalışmalar, Türk halkının tam bir düşük HDL-K mağduru olduğunu gösterdi. Bunun nedeni muhtemelen "genetik" bir sorun.TÜRK toplumunda, kolesterol metabolizmasında görevli "hepatik lipaz" isimli anahtar bir enzimin aktivitesi ne yazık ki yetersiz. Bu ve muhtemelen başka nedenlerle biz, ciddi bir düşük HDL-K problemiyle karşı karşıyayız.
HDL-K’nın ne iş yaptığını, ne işe yaradığını bilirseniz, sorunun önemini daha kolay kavrarsınız. Tıka basa kolesterol yükü olan kötü kolesterol LDL’nin (LDL-K), damarlarınızda yüzerken geride bıraktığı kolesterol atıkları ile damar sisteminizi bir "kolesterol çöplüğü"ne çevirebileceğini biliyorsunuz.
HDL-K NE YAPIYOR
Kötü kolesterolü, tıka basa yolcu ve yük yüklenmiş ve Boğaz’da seyrederken, bu yükleri sürekli olarak denize atan bir şilebe de benzetebilirsiniz. İyi kolesterol HDL, işte burada devreye girmekte; damar çeperinde biriken ve zamanla damarı sertleştirip tıkayabilen bu kolesterol artıklarını temizlemektedir. Kısacası, HDL-K’yı bir çöp işçisine, bir temizlikçiye benzetebilirsiniz. İyi kolesterol HDL’yi "çöp işçisi" diye tanımlamamız bundandır.
HDL-K seviyesindeki düşüklük, doğumsal veya edinsel olabiliyor. Kilo fazlalığı veya şişmanlık sorunu yaşayanlarda, metabolik sendromlularda, sigara kullananlarda, hareketsiz, aktivitesi düşük bir yaşam tarzı olanlarda, HDL-K azalıyor. Beta blokerler gibi bazı ilaçların da HDL-K’yı azalttığı belirtiliyor. Ama ne var ki araştırmalar, bütün bunların üzerine tuz biber eken yeni bir riski daha ortaya koyuyor: Türk halkı çok ciddi bir HDL-K düşüklüğü sorunu yaşıyor. Bu sorun, önemli ölçüde "genetik" gibi görünüyor.
HDL-K NEDEN AZALIR
Türk Kardiyoloji Derneği’nin ve Türk Kalp Çalışması’nın verilerine göre (Prof. Dr. Robert W. Mahley ile Prof Dr. Atlan Onat ve arkadaşlarının çalışmaları), Türk erkeklerinin yüzde 70’nden, kadınlarının yüzde 50’sinden fazlasında HDL-K düzeyi 40mg/dl’nin altında. Bu durum, Türkiye’nin altı bölgesinde de benzer sonuçlar veriyor. Yani, bölgesel beslenme alışkanlıklarının, düşük HDL-K sorununda pek rolü yok. Almanya ve Amerika’da yaşayan Türklerde de, HDL-K azlığı sorunu mevcut. Sorunun genetik kökenli olduğu kabul ediliyor. Üzülerek belirtelim ki, Türk toplumunda, damar sertliğinin diğer bir risk faktörü olan "trigliserit seviyeleri" de beklenenden yüksek bulunuyor.
PEKİ NE YAPACAĞIZ?
Orta yaşlara ulaşan herkesin, sadece toplam kolesterol düzeyini değil, iyi kolesterol seviyesini de öğrenmesi, total kolesterol/iyi kolesterol oranını izlemesi gerekiyor. HDL-K’nın erkeklerde 45, kadınlarda 50 mg/dl’nin altındaki değerleri istenmiyor. Özellikle 35mg/dl’nin altındaki değerlerin ciddi bir şekilde takibi ve tedavisi gerekiyor. Fazla kilolu olmanın, sigara kullanmanın, aktivitesi düşük, hareketsiz bir yaşam sürmenin iyi kolesterolü azalttığı, sağlıklı bir kiloda kalmanın, sigarayı bırakmanın, aktiviteyi arttırmanın ise yükselttiği biliniyor. Omega-3 zengini besinleri düzenli tükenmenin de yararlı olduğu belirtiliyor. Balık, ceviz, fındık ve keten tohumu, Omega-3 yağ asitlerinin en iyi kaynakları. Düşük HDL-K sorunu yaşayanların, "niasin"den faydalanabileceği biliniyor. Niasin’in bu amaçla kullanımını bir doktorun yönetmesi gerekiyor. "Berberina" isimli bitki özütlerinin de HDL artışını kolaylaştırdığı belirtiliyor.
HDL’niz düşükse spor yapmanız şart
Her gün 30-45 dk yürüyün
Ceviz ve ketentohumu yiyin
Zeytinyağını tercih edin
Fazla kilolarınızı verin
Sigarayı bırakın
Alkolü azaltın
Balık yiyin
KALP HASTASI, KORUYUCU ASPiRiN KULLANMALI MI?
Düşük dozda (günde 81-100mg) aspirin kullanımının, kanı sulandırdığı incelttiği damarları tıkayan süreçlerde önemli işlevler gören trombosit platelet-hücrelerinin birbirlerine ve yaralı, hasarlı damar yüzeylerine yapışmalarını azalttığı, neredeyse otuz yıldır bilinmekte. Kalp krizi geçirenlerde, by-pass cerrahisi uygulananlarda ve bazen de stent takılanlarda, kanı inceltmek amacıyla, koruyucu olarak düşük dozda aspirin kullanmak, rutin bir işlem gibidir. Henüz, kalp krizi geçirmemiş, ama ciddi koroner damar hastalığı olanlarda da, doktorlar aynı kararı verebiliyorlar. Aspirinin koruyucu etkisi konusunda, daha fazla beklentisi olanlar, koruyucu aspirin uygulamasını, daha da erken başlatabiliyorlar.
Bütün mesele, koruyucu amaçla da olsa, düşük dozda aspirin kullanımına, sadece doktorun karar vermesi gerektiğini bilmektedir. Yapmanız gereken, arkadaş tavsiyesi ya da okuduklarınızdan hareket ederek, doktorunuza sormadan aspirin kullanmamak. Kısacası; düşük dozda, uzun süreli aspirin kullanmak, uygun şartlarda yapıldığında, yararlı ve etkili bir tedavi aracıdır. Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 20:27