Gündem
  • 21.2.2008 10:25

KARA HAREKÂTI BÖLGEDE DENGELERİ NASIL ETKİLER?

 

RUŞEN ÇAKIR-VATAN

Türkiye’nin K.Irak’ta PKK hedeflerine yönelik kara harekâtı sadece PKK ve Irak’taki Kürtler için değil Ortadoğu’nun hassas dengeleri için de büyük önem taşıyor...


Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın sözleriyle PKK’ya karşı kara harekâtı opsiyonunun masada durduğunu hatırlamış olduk. Türkiye’nin PKK ve Kürt sorunlarının kaderini ayrı ayrı ve birlikte önemli ölçüde etkileyeceği kesin olan kara harekatıyla ilgili bazı kritik soruları sormanın tam zamanı:

1- Böyle bir harekâtın kapsamı ne olacak? Ankara başından itibaren Kuzey Irak’taki PKK varlığına yönelik askeri operasyonların kesinlikle diğer güçleri ve hele bölgedeki sivil halkı hedeflemediğini söylüyor. Kara harekâtı söz konusu olursa, ilk andan itibaren hedefin sadece PKK varlığı olacağı söylenecektir. Ancak Türkiye’de, girmişken Irak Kürtlerinin de “belinin kırılmasını” isteyenler çok ve Barzani, Talabani gibi Kürt liderler de böylesi bir ihtimalden kaygılanıyorlar.

Bir diğer sorun öğesiyse Kerkük. Yine Türkiye’de “girmişken Kerkük’ü de alalım” diyenler azımsanmayacak sayıda. Ve bu tür çağrılar Iraklı Kürtler, hatta merkezi Irak hükümeti tarafından da yakından izleniyor. Bu endişeler siyasi olarak nasıl yatıştırılabilir, belirsiz. Havadan düzenlenen saldırılarda, ABD’den gelen “anlık istihbarat”ın da katkılarıyla, sadece PKK’yı hedef alma sözü büyük ölçüde yerine getirildi. Ancak karadan girme durumunda işin daha da zorlaşacağı muhakkak. Örneğin PKK militanlarının bölge halkının arasına karıştığının bilinmesi durumunda sessiz mi kalınacak, yoksa oralara da uzanılacak mı? PKK, Türk ordusunu daha geniş bir alana çekmek isterse buna ne karşılık verilecek?

2- Böyle bir harekâtın süresi ne olacak? Ankara önceden belirlenmiş PKK hedeflerine yönelik hızlı ve kısa süreli bir harekatı planlıyor olmalı. Ancak hava koşulları ve diğer fiziki nedenlerle süre uzayabilir. Böylesi bir gelişme Türkiye’nin K. Irak’a yerleşerek kontrolü eline almasını arzulayanları heveslendirip, bundan korkanları telaşa sevk edecektir.

3- PKK’nın cevabı ne olacak? Kimileri bir kara harekâtının PKK’nın sonu olacağında hemfikir. Örgütün ne tür savunma stratejileri geliştirebileceğiyle çok fazla ilgilenmiyorlar. Halbuki Türk ordusu daha önce de K. Irak’a girdi ve PKK hâlâ var.

PKK’nın önünde kabaca iki şık duruyor: a) Türk ordusunu durdurabilmek için elinden geleni yapmak; b) Mümkün olduğu kadar az kayıp verip güç ve imkanlarını harekat bölgesi dışına taşımak. PKK’nın ilk şıktan başarıyla çıkması imkansız. Ama ne kadar çok kan akarsa Türkiye’nin uluslararası imajının da o kadar olumsuz etkileneceğini akılda tutmak şart. Öte yandan Ankara’nın kara operasyonunu planlarken PKK’nın kaçma yollarını tıkamayı düşünmüş olacağı da ortadadır.

4- Irak Kürtleri ne yapacak? Barzani, sanki kara harekâtının kokusunu almış gibi, sessizliğini bozdu ve Ankara’ya yine meydan okumaya başladı. Talabani ise, Irak Cumhurbaşkanı olarak Ankara’ya davet edilmeyi beklediği için olsa gerek tepki vermiyor. Her durumda, hiçbir Iraklı Kürt’ün böylesi bir operasyona iyi gözle bakmayacağı açıktır. Bununla birlikte Kürt liderlerin peşmergelerini PKK için kalkan yapmak isteyecekleri de şüpheli. Ne var ki, liderlerinin tavrı ne olursa olsun bir grup Iraklı Kürt, özellikle de gençler PKK ile dayanışmaya gidebilirler.

5- Iraklı diğer grupların tavrı ne olacak? Böylesi bir müdahale herhalde en çok işgale ve yeni Irak yönetimine karşı çıkan Sünni grupları sevindirir. Çünkü, amacı, kapsamı ve süresi ne olursa olsun ilk Türk tankının paletleri dönmeye başladığı an Kuzey Irak “en güvenli bölge” olma özelliğini yitirecektir. İşte aynı nedenle, Şii Araplar da, her ne kadar iç dengeler açısından Kürtlerin yıpranmasından gizli gizli hoşlansalar bile, kara harekâtından rahatsız olacaklardır.

6- Diğer bölge ülkelerinin tavrı ne olacak? Ortadoğu çok karmaşık bir bölge. Çıkarlar kolaylıkla örtüşebildiği gibi çatışabiliyor da. İsrail dışında bölgede Kürtlerin güçlenmesinden hoşlanan bir ülke yok. İkili ilişkiler ne seviyede olursa olsun Türkiye’nin “etkin bir bölgesel güç” olmasını arzulayanını da pek bulamazsınız.

Dolayısıyla, olası bir kara harekatı, birçok bölge ülkesini, Türkiye’nin gücünü artırabileceği için kaygılandırıp; tam tersi bir şekilde yıpratabileceği için de sevindirebilir. Yani Türk ordusunun girmesi ama çok da başarılı olmamasını dileyeceklerdir.

Kuşkusuz Ankara’yı en çok Tahran’ın tutumu ilgilendiriyor. Kendisinin de Kürt sorunu bulunan İran rejimi, Irak Kürtlerinin rahatını bozacak ve bu arada başına bela olan PJAK’ı da olumsuz etkileyecek böyle bir harekattan herhalde memnun olacaktır. Hatta böylesi bir gelişme, ilerde kendisinin de K. Irak’a girmesine meşruiyet sağlayacaktır.

Ancak Irak Şiilerinin rahatsız olması durumunda, ki kuvvetle muhtemel, onların arkasındaki ana güç olan Tahran rejimi de kara harekatına karşı kısmen eleştirel bir pozisyon alabilir.

7-Washington bu işe ne diyecek? Başbakan Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyaretinden sonra Amerikan yönetimi PKK’ya karşı ciddi adımlar atmaya başladı. Hava operasyonları için verdiği istihbarat desteği ve Irak Kürtlerinin öfkesini dizginlemesi başlıbaşına önemli gelişmeler. Son günlerde Ankara-Washington arasında üst düzey trafiğin yoğunlaşması da kara harekatının altyapısını oluşturma çalışmaları olarak değerlendiriliyor ki doğru olma ihtimali çok yüksek.

Yani Washington Ankara’ya kara harekâtı için pekala onay ve destek verebilir. Ancak bunu “kayıtsız şartsız” verilmiş bir “açık çek” olarak görmek yanlış olur. ABD herhalde operasyonun kapsamı ve süresi hakkında Türkiye’den bir takım taahhütler isteyecek ve verdiklerinin karşılığında da bazı şeyler talep edecektir. Son ve en önemli soruyu ise yarına saklayalım: Bir kara harekâtı Türkiye’nin içinde nasıl yankılanır?

Gül-türban ilişkisi üzerine iki not

Cumhurbaşkanı Gül’ün türban krizinde nasıl bir rol oynayabileceği üzerine birkaç yazı kaleme aldım. Yazdıklarımın yanlış anlaşıldığını ve/veya yazdıklarıma olmadık anlamlar yüklenmeye çalışıldığını görüyorum. Şimdilik iki noktanın altını çizmek istiyorum:

1) Bazıları yanılıyor; Gül’ün AKP-MHP ortak düzenlemelerini veto etme ihtimali olduğunu asla düşünmedim. Yine de Gül’ün onaylamakla birlikte, Anayasa değişikliklerinin yetmeyeceğini söyleyerek ara bir formüle kapı aralayabileceğini savundum. Son yazımdaysa bu konuda hiçbir işaret görmediğimi, Gül’ün “herkesin Cumhurbaşkanı” olma fırsatını teptiğini yazdım.

2) Önceki günkü yazımda yer alan “Zaten Başbakan’ın öfkeli çıkışlarının ardından gelecek bir veto ’Doğan Grubu’nun zaferi’ olarak nitelenirdi” sözü tabii ki şahsi görüşümdür. Kaldı ki 14 Şubat Perşembe günkü yazımda da “Hele Erdoğan’ın son çıkışlarının ardından veto gelirse ’Gül, Doğan Grubu’na teslim oldu’ diyenler bile çıkabilir” diye yazmıştım. Bu değerlendirmeleri Gül’e veya onun yakın çevresine atfetmenin hem Çankaya’ya, hem de bana haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 13:45

İLGİLİ HABERLER