Gündem
  • 21.12.2004 11:53

KEMAL DERVİŞ BAŞ MÜZAKERECİ OLAMAYACAĞINI AÇIKLADI... NEDEN Mİ?

17 Aralık'ın sarhoşluğu geçtikçe ciddi bir sorun da belirginleşmeye başladı: Sadece 24 saatine bile yüreğimizin zor dayandığı bu müzakere sürecini yaklaşık 10 yıl boyunca kopmadan nasıl sürdüreceğiz? Türkiye'nin en köklü kurumlarından biri olan Dışişleri'ne güvenmek elbette mümkün. Ama 'AB'', siyasetin bürokrasiye bırakmak istemeyeceği kadar da iri bir lokma şüphesiz... Bu nedenle ''Başbakanlık-Dışişleri'' arasında bekleyen ''baş müzakerecilik'' payesi önümüzdeki günlerde kime düşer hiç belli değil ama, Kemal Derviş herkesin gönlünden geçen ortak isimlerden biri. Dervişle 17 Aralık sonrasını konuştuğumuz söyleşimiz dün kaldığı yerden devam ediyor: * Bundan sonra dış politikamızda neler olur? Zorlu şeyler olacak. Çünkü müzakere sürecinde hala biz üye olmadığımız için o kulübün herhangi bir üyesi, bizim sürekli zorlanmamıza neden olabilecek. Kıbrıs bizi çok uğraştıracak. Ege'de de sorun olacak. * Zaten bu sorunlarımız giderek BM'den, Lahey'den alınıp AB'ye teslim edilecek değil mi? Evet, ama şunu kabul etmemiz lazım: AB, zaten temelinde bir uzlaşma projesi. Bazı AB toplantıları 5 gece falan sürer. Ama sonuçta çoğu zaman uzlaşma olur. Bu süreçte çok bilgili ve sert müzakere etmeliyiz, bazı konularda da karşılıklı tavizlere dayanan bir uzlaşmanın arandığını da bilmeliyiz. * Taktiğimiz ne olmalı? Müzakereler sırasında yapacağımız en önemli şey içeriden müttefikler bulmaktır. Bizi o grubun içinde destekleyecek müttefiklerimiz olmalı, tek başımıza olmamalıyız. Yavaş yavaş da oluşturuyoruz. * Bugünkü müttefiklerimizin devamlılığı olur mu? Son dönemde en önemli müttefikimiz Almanya oldu. Şu anda ciddi destek veriyor. Başbakan Gerhard Schröder ve Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in sayesinde tabii. İngiltere ve İtalya da destek verdi. * Böyle de bir durum var değil mi: Sadece Türkiye'deki seçimleri değil, Almanya, Fransa ne yapmış diye Avrupa'daki seçimleri de takip edeceğiz her halde... Ben zaten şimdiden her Avrupa ülkesinde sosyal demokratlar kazansın diye hop oturup, hop kalkıyorum. Ama bunu hepimizin yapması lazım. Almanya'daki seçimi düşünebiliyor musunuz şimdi? Elbette onlarla birlikte heyecanlanacağız, sosyal demokratların ve yeşillerin kazanmasıyla sevineceğiz. Bu arada AKP nasıl oradaki muhafazakarlarla işbirliği yapacak? Onu da çok merak ediyorum doğrusu. * Az önce ''İçeriden çalışmak lazım'' dediniz. Peki bu söylediğinizin püf noktası nedir? ''Türkiye olarak Avrupa'yla müzakere ediyoruz'' pozisyonundan çıkıp, ''Türkiye ve Türk sivil toplumu artı bütün Avrupa içindeki yandaşlarımızla birlikte süreci zorlaştıranlara karşı mücadele eden bir pozisyon''a gelmeliyiz. Mesela bizim şimdi, özellikle Türk sosyal demokratları olarak Fransız, Alman, italyan sosyal demokratlarıyla çok daha ileri düzeyde işbirliği içinde olmamız gerekiyor. Kulübün içindeki insanları bizim için çalışmalarına teşvik etmemiz, seferber etmemiz gerekiyor. O açıdan geçtiğimiz çarşamba günü yandaşlarımızın Avrupa Parlamentosu'nda Türk ve AB bayraklı pankart açmaları olağanüstü bir olaydı. AB'ye Gonzales taktiği * Bu daha önce denenmiş, başarıya ulaşılmış bir yol mu? İspanya AB'ye girerken Fransa'da çok büyük korku vardı, ''İspanyollar Güney'den gelecek, bizi istila edecek'' diye. Ama ispanya eski Başbakanı Felipe Gonzales ne yaptı? Alman sosyal demokrat partisiyle işbirliğine gitti ve ikisi yan yana gelerek ispanya'yı hızla AB'ye taşıdılar. Orada sosyal demokrat dayanışması Fransa engelini aştı. * AKP de Avrupalı sosyal demokratlarla daha müttefik görünüyor, değil mi? Evet, muhafazakarlar arasında çok fazla müttefik bulamıyor. Zaten Çağdaş Avrupa için bizim doğal yandaşlarımız Yeşiller ve sosyal demokratlar. Fischer'in AB toplantısını yapmak için 70 milletvekiliyle buraya gelmesi çok önemliydi. * ''Türk'ün Türk'ten başka dostu vardır'' deme zamanı mı? Evet, o mevzilere yandaşlarımızla beraber girmeliyiz. Karşı karşıya değil, yan yana olmalıyız. * Müzakere sürecinde ''Türkiye ABD'nin Truva atıdır'' kaygısıyla da baş etmemiz gerekir mi? Evet, öyle bir kaygı oldu. Ama Mart tezkeresinin geçmemesi 2 olumlu etki yaptı: Bir, Irak'ta savaş çıkması Avrupa kamuoyunun istemediği bir olaydı. Bu, Avrupa ve Türk kamuoyunu birbirine çok yaklaştırdı. İkincisi, Hükümet'in teklifine rağmen, dış politika konusundaki çok önemli bir meselede Meclis'in demokratik iradesini ortaya koyması Avrupa üzerinde çok önemli etki yarattı. * ABD'yle ilişkiler?.. ABD'yle iyi ilişkiler içinde olmayı herkes ister. İtalya da ister, Almanya da ister. Ama ABD'yle iyi ilişkiler içinde olmak Avrupalı üst kimliğimizi artık zedelemiyor. * ABD alternatif değil yani? Hiç değil. Amerika'nın Parlamentosuna hiçbir zaman girmeyeceğiz. Biz bu coğrafyadayız. Meksika da değiliz, Kanada da değiliz. ABD'yle kötü ilişkiler içinde olalım anlamında söylemiyorum. ABD Türkiye için önemini koruyor ve son günlerde bunu yeniden kanıtladı. Ama hiçbir zaman bunlar birbirlerine alternatif değil. * Başka seçeneğimiz var mı? Ya tek başımıza kalacağız ya da bu coğrafyada iki seçeneğimiz var: Biri AB diğeri de ileride, belki bir gün kurulabilecek Ortadoğu'daki ülkeler birliğinin üyesi olmak. Ortadoğu'nun durumu belli. İnşallah ileride düzelir, ama bizim için hangi seçeneğin yararlı olduğu belli. 'Ben yangını söndürdüm o inşaatı yapacak!' * Baş müzakerecilik işi gelip size ihale olabilir mi? Olur mu? Müzakereleri hükümet yürütür. * Peki çok önemli bir iş mi? Çok önemli bir iş. * Siz ''kurtarıcı'' olarak geldiğinizde nasıl büyüteç altına alındıysanız aynı şeyleri şimdi baş müzakereci de yaşar mı? Yok, çünkü o farklı bir yöntem. Müzakere süreci sekiz yıl gerektirir. Biri inşaat işi, öbürü yangın söndürme işiydi. Bunlar farklı şeyler. * Bir müzakerecinin en önemli özelliği ne olmalı sizce? Takım çalışmasını çok iyi bilmeli. O kadar konu var ki takımı çalıştırabilen biri olmalı. Ayrıca müzakerelerde Dışişleri Bakanlığı mutlaka sürükleyici güç olmalı. Oranın çok köklü bir bürokrasisi var ve bence bütün AB sürecinin oradan koordine edilmesi gerekiyor. Elbette başkalarım ve bu arada sivil toplumu da katarak... * Kulislerde Başbakanlık'la Dışişleri Bakanlığı arasında baş müzakereciliği birbirlerine kaptırmak istemedikleri konuşuluyor... Sanmıyorum. Bana öyle bir şey hiç yansımadı. * İdam gibi zor konulan bitirdik, işimiz daha mı kolay şimdi? Evet çok temel konularda adım atıldı ama bunu toplum istiyordu zaten. Hayata bakışımızla biz asıl Avrupalıyız, italyanlarla aramızdaki fark kesinlikle Amerikalılar veya Çinlilerle olduğundan çok daha az. Antep'in Avrup'dan hiçbir farkı yok * Ama Türkiye sadece İstanbul, İzmir, Ankara değil ki! Evet ama Antep, Denizli, Hatay ve birçok başka Anadolu şehri birer Avrupa kenti gibi. Gidin bir bakalım; Fransa'nın kuzeyindeki, Paris-Brüksel arasındaki bazı bölgeler felaket. Kapatılmış fabrikalar, terk edilmiş binalar... Avrupa'nın da çok geri kalmış yerleri var. Antep birçok Slovak ya da Romen kentinden daha ileri. Oradaki hayvanat bahçesi kaç Avrupa kentinde var? Tayland'dan gelen balıklar falan... Antep tek başına bir Balkan ülkesi kadar ihracat yapıyor. vatan Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 23:29

İLGİLİ HABERLER