KKTC DIŞİŞLERİ VE SAVUNMA BAKANI TAHSİN ERTUĞRULOĞLU :"BU BELGEDE EGEMENLİK DİYE BİR ŞEY YOK, OLSA OLSA KISITLI BİR OTONOMİ VAR"
KAYNAK : Haber Vitrini
MESUT GÜNSEV
LEFKOŞA- KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, BM'nin hazırladığı Kıbrıs çözüm planı için, "Bu herkesin plan dediği ve maalesef bu plana çözüm planı denebilecekse, bu plan ancak Kıbrıs Türkü'nü, çözme planı diye nitelendirilmesi gerekir. Kesinlikle bu belge 'çözüm planı' diye atfedilecek bir belge değil" dedi.
Bakan Ertuğruloğlu, Lefkoşa'da yayın yapan Radyo Güven'e yaptığı açıklamada, planın çok kurnazca yazılmış, İngilizce lisanını olabilecek karmaşa bir uslupla, yazılmış ve bir okumada kesinlikle tam olarak neyin söylenmekte olduğunun anlaşılamayacağı bir belge olduğunu vurguladı. Ertuğruloğlu, haritaların kabul edilir olmadığını, ayrıca bir de, sanki Türkler'e kalacağı iddia edilen toprak diliminde ve Türkler'in egemen olacağımız iddia edilen toprak diliminde; o toprakların sahibi ve egemeninin Türkler olmayacağını söyledi.
Bakan Ertuğruloğlu, Kopenhag'a kadar bir imza olayının gerçekleşmesinin mümkün görünmediğini de vurguladı. Ertuğruloğlu, şöyle devam etti:
"Biz olmayacağız. Çünkü Rum'un; 'malına dönüş hakkına' saygı gösteriniz; ona olanak tanımamız da isteniyor. Ve her yıl, belli bir yüzdelikle; Rum'un Kuzey'e gelmesi gerçekleşecek bu belgeye göre. Ve 20 yıl sonra da diyor, bu artık 21'inci yıl mı olur o da belli değil, 20 yıla kadar her yıl yüzde 1, 20 yıldan sonra da Kuzey Kıbrıs'taki Türk nüfusun yüzde 33'ünü oluşturacak şekilde, bir Rum nüfusun, burada yaşamasına olanak tanınıyor. Ayrıca, bu insanların bizim meclisimizde temsiliyet hakkı da olacak. Seçme ve seçilme hakları da olacak. Bir de tabii kilise malları kiliseye devredilecek. Yani özetle şunu demeğe getiriliyor, 'Halkımız zannetmesin ki 28.5 veya 28.6 bize kalacak. Bize kalmayacak. Bu 28.5'le 28.6'nın, içine Rum geri dönme hakkına sahip olacak. Artı bu coğrafya içerisinde de kilise malları kiliseye geri iade edilecek."
"EGEMENLİK DİYE BİR ŞEY YOK"
Bakan Ertuğruloğlu, bu oranın ne olacağı sorusuna ise şu yanıtı verdi:
"Rum'un her zaman iddia ettiği bir rakam var. Türk'ün tapulu malı yüzde 13'tür diye. İşte en iyi ihtimalle bize kalacak mülkiyet bu belgeye göre, ilgili haritaya göre 13 civarı bir toprak olacak. Burada bizim egemen olacağımız iddia ediliyor ve maalesef gerek KKTC içerisinde gerekse Anavatan'da birileri çıkıp eğer ki bu belge güzel bir belgedir, bu belge bize egemenliğimizi veriyor, eşitliğimizi veriyor, devletimizi veriyor, Türkiye'nin garantisi de aynen devam edecek, yalan. Bu belgede egemenlik diye bir şey yok, bu belgede olsa olsa kısıtlı bir otonomi var."
Ertuğruloğlu, ayrıntı sorulması üzerine şöyle dedi:
"Bizim pozisyonumuz Türk tarafının bu görüşmelerde Kıbrıs konusunda güttüğü resmi politikanın birtakım ana temelleri vardır. Bunlardan bir tanesi de kurulacak olan, kurulması öngörülen ortaklığın, var olan ve birbirini tanımış iki ayrı egemen devletin varlığına dayandırılması gereği, yani, 24 saatliğine dahi olsa diye bu da resmen önerilmiştir. KKTC ile kendine Kıbrıs Cumhuriyeti adını veren Rum devleti 24 saatliğine de olsa birbirlerini tanıyacaklar. Bu tanıma da Birleşmiş Milletler örgütünce güvenlik konseyinin bir kararı veya duyurusuyla tescil edilecek uluslararası arenada ve 24 saatin sonunda da bu iki devlet egemenliklerinden birtakım unsurları merkezi bir yapıya devrederek yeni bir ortaklık gündeme getireceklerdi ve bu merkez kurucu devletlerin öngördüğü ölçüde merkez egemen olacaktı, yetkili olacaktı. Bu belgeyle karşımıza getirilen resimde bunun tam tersi var. Dışta bir egemenliğin var olduğu varsayılıyor. Ona 'Virgin Birth' diyorlar. 'Kutsal doğuş' gibi İsa'nın doğuşuna atıfla, nereden doğduğu, nereden kaynaklandığı belli olmayan ama var olan bir egemenlik var ve alttaki toplumlar ama aldatmaca daha güzel olsun, daha iyi aldatıcı olsun diye buna devletler de diyebilirler küçük harf 'd' ile ama bizim algıladığımız, bizim bildiğimiz talep ettiğimiz anlamda devlet değil."
"PARÇA DEVLETLERİ KABUL ETMEDİK"
Bu süreçlerde, Türkçe'de parça devlet denen terminolojiyi hiçbir zaman kabul etmediklerini, bu terminolojiyi BM sürecinde her kullanıldığında itirazlarını koyduklarını ama BM'nin her zamanki gibi, kendileri hiçbir şey söylemiyormuş gibi yine bizim karşı çıktıkları ilkeleri hatta kelimeleri yine resmi bir belgeyle karşılarına getirdiğini ifade eden Ertuğruloğlu, "Bizim alttan üste doğru işleyecek olan bir sistemimize karşılık karşımıza getirilen sistemde, az önce de belirttiğim gibi üstte nereden kaynaklandığı belli olmayan bir egemenlik var, bu tek egemenliktir. Açık açık yazıyor. Tek egemenliktir ve alttaki toplumlar sözde bu tek egemenliği eşit şekilde paylaşacaklar. Böyle bir egemenlik olamaz. Ya vardır ya yoktur. Dolayısıyla bu belgede egemenliğin kesinlikle söz konusu olmadığı kesin" dedi.
Ertuğruloğlu, şöyle devam etti:
"Ben biraz daha ileri gideyim, bu plan bizi azınlık durumuna düşürmekle kalamayacak, çok kısa bir zaman dilimi içerisinde; Kıbrıs Türkü'nü bu Ada'dan götürecektir. Bir Girit olayı kesinlikle yaşanacaktır. Şimdi deniyor ki; siyasi eşitliğimiz kabul edildi. Nedir bu siyasi eşitlik; bakıyoruz egemenlik bazında değil. İddia edilen bir eşitlik; göstermelik olarak var, ama bu siyasal değil toplumsal eşitliktir. Şimdi, sanki bu yeni bir olguymuş gibi; bize 'aman siyasi eşitliğinizi kabul ettiler' diye satmaya çalışıyorlar. Bizim siyasi eşitliğimiz, 42 yıl önce 60 Cumhuriyeti kurulurken; uluslararası camia tarafından kabul edilmiştir. Ve bu 59-60 antlaşmalarıyla garanti edilmiş bir düzeni gündeme getirmiştir; ama ne oldu; 3 yıl sonra bizim; 'sağlamdır, garantidir diye baktığımız, siyasi eşitliğimize; dayalı zannettiğimiz düzen; 'Ortaklık Cumhuriyeti', bir gecede ortadan kaldırıldı. Ve neler yaşadığımızı herkes biliyor."
"AVRUPA, TÜRKİYE'DEN KIBRIS'I İSTİYOR"
Ertuğruloğlu, şimdi daha da kötüye gidildiğini ve 1960 düzeninde var olan veto hakkının da kaldırılmakta olduğunu ifade ederek, "Bu belge özetle; en iyi yönleriyle 60 düzenine yakın bir yerlere getiriyor, çoğu yönleriyle de bizi; 60'dan daha geriye, daha kötüye götürüyor" değerlendirmesinde bulundu. Ertuğruloğlu, şöyle devam etti:
"Çok açık söyleyeyim; Avrupa Türkiye'den Kıbrıs'ı istiyor. Kıbrıs Türkü'nden değil. Bizi zaten kaale almıyorlar. Avrupa Türkiye'den Kıbrıs'ı istiyor. Oyun büyüktür. Oyuncular sadece; Kıbrıs Türkü veya Rum'u değil; hep söyledim hep de söyleyeceğim. Burada Kıbrıs Türkü ile Rum'u arasında olanlar büyük bir resmin küçük bir parçasıdır. Avrupa Türkiye'den Kıbrıs'ı istiyor. Türkiye'nin bu bölgede, bu coğrafyada, Hristiyan aleminin yıllar önce Rum'a, söz verdiği Kıbrıs'ta , Türkiye'nin bu kadar etkin bir rol oynamasını, bir bölge gücü haline gelinmesini içine sindiremiyor. İşin gerçeği şu ki; Kıbrıs'ta kaybeden Türkiye, artık herhangi bir konuda, zemin tutturması mümkün değildir. Bu kadar haklı olduğumuz bir davada, eğer Türkiye'yi geri adım attırarak, burada kaybeden taraf durumuna düşürülürse; Türkiye, daha çok şey kaybedebilecektir. Daha sonra Ege, Güneydoğu ve her türlü taviz istenecek, 'Sevr' gündeme gelecektir. Buradaki sakınca, dediğim gibi Kıbrıs, Türkiye'nin Avrupa Birliği hedeflerinde, bir kriter olarak , bir önkoşul olarak Türkiye'nin karşısına çıkarılıyor. İşin sakıncası burada. Aynı oyun Türkiye'de oynandı; oynanmaya devam ediyor, Karen Fogg olaylarını unutmayalım."
ULUSLARARASI GÜÇ
Bakan Ertuğruloğlu, konuşmasında söz konusu belgede yer alan uluslararası güç konusuna da değindi:
"Sakın ola karşımızdakilerin bize karşı çok da sevecen, iyi niyetli oldukları düşünce yapısı içerisinde olmayalım. Bir 'uluslararası güç'; 'Birleşmiş Milletler Barış Gücü', bugün bildiğimiz şekliyle buraya gelecektir. Süper yetkilerle donatılacaktır, burada kalacak olan Türk askeri, kışlasına kilitlenecektir, kışladan dışarıya adım atamayacak bir şekilde orada kalacaktır. Burada herhangi bir hadiseye muhatap olacak olan uluslararası güç olacaktır. Ve bizlerin, 60'lı yıllardan başlayarak mücahitlik müessesemizin, Mutlu Barış Harekatı sonrasında, oluşturduğumuz; gözbebeğimiz, GKK feshedilecek ve bizler burada süper yetkilerle donatılacak barış gücünün, insafına kalmış olacağız. Aslında kalmış olmayacağız çünkü bu insanlar, bu Barış Gücü Kıbrıs Türkü'nün, güvenliğini sağlamak için burada bulunmayacak; bizim bölgemizde olduğu iddia edilen coğrafyada Rumlar'ın, haklarını korumak üzere görev yapacaklardır."
Bakan Ertuğruloğlu AB ile ilgili bir soruya şu yanıtı verdi:
"Her şeyden önce AB'ye devletler üye olur. Yani eğer Halkımız zannediyorsa ki; biz AB'ye, egemenliğimiz sıfatımız tanınmış bir devlet olarak gireceğiz. Biz bu belgede öngörülen, Rum'un hegemonyasına yol açacak bir göstermelik; üniter bir devlet esasında bir yapıyla gireceğiz ve AB'de kaybolup gideceğiz. Avrupa Birliği'nde her şeyin güllük gülistanlık olmadığını söylemek herhalde aşırı bir yorum değildir.
İnsanlarımızın zaten çoğu Avrupa Birliği ülkelerine özellikle de İngiltere'ye gidiyor. Avrupa Birliği'ne eğer her şey güllük-gülistanlı veya refah olsaydı, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde; işsizlik olmaması gerekirdi. Bizim insanlarımız, Londra'da, İngiliz'in çalışmak istemediği; işte çalışıyor. Bugün Avrupa Birliği'ne gireceğiz ve istihtam olacak? Nerden olacak, söz konusu değil. İşsizlik oranı Avrupa Birliği'nde ortalama 10-12 civarındadır. Avrupa Birliği'nin söz verdiği paraya bakın; bu program içerisinde 3 yıllığına 206 milyon euro diyor. Avrupa Birliği'nin kaymağını bugüne kadar 4 ülke yemiştir. Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İrlanda. Bundan sonra Avrupa Birliği'nde 'kaymak yemek' bitti. Avrupa Birliği'nin esas sıkıntıları şimdi başlıyor."
"HANGİ ÜLKEDE EKONOMİK SIKINTI YOK Kİ"
KKTC'nin ekonomik bir sıkıntı içerisinde olduğunun gerçek olduğunu belirten Ertuğruloğlu, ama bir ülkede ekonomik sıkıntı var diye o ülkenin; o devletin ortadan kaldırılmasına razı olmanın söz konusu olmadığını vurguladı. Ertuğruloğlu, "Öyle olsa 200 civarında olan ülke sayısı herhalde 5-10 taneye düşürülmesi lazımdı. Hangi ülkede ekonomik sıkıntı yoktur ki" diye konuştu.
Bakan Ertuğruloğlu, Kopenhag zirvesine kadarki sürede takvimlerinin ne olduğunun sorulması üzerine şu yanıtı verdi:
"Kamuoyunu bilinçlendirme kampanyamıza devam edeceğiz. Bu belge, çok kurnazca yazılmış, karmaşık bir belge. Önce bunun sağlıklı bir Türkçe çevirisini yapıp, halkın gündemine getirmek, tabii ki zaman alıyor. Ama arkadaşlarımız üzerinde çalışıyor. Bir kaç gün içerisinde en fazla gerçek anlamda bir Türkçe çeviriyi kitapçık halinde basıp halkımıza dağıtacağız. Bizlerin ne konuştuğunu; neler söylediğini; sadece bizlerden duymasın. Bizlerin üzerinde yorum yaptığımız konuları; maddeleri elindeki kitaba bakarak yorumlasın. Bizim arzumuz, Sayın Cumhurbaşkanı'nın burada Bakanlar Kurulu'nda bu belgeyi, kendi görüşlerini, bizlerin görüşlerini paylaşması olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın siyasi liderlerle oturup bunu değerlendirmesi yaşanacaktı. Belki sayın Cumhurbaşkanı Meclis'e gelip orada parlamentoyla, değerlendirmesinin yapılması gerekecekti ve tabii ki bütün bunlar burada yapıldıktan sonra Kıbrıs Türk tarafı olarak, Anavatan ile istişarelerimizi neticelendirme sürecini yaşayacaktık ve o zaman Türk pozisyonu olarak, resmi pozisyonu Sayın Cumhurbaşkanı tarafından; BM'ye aktarılacaktı. Fakat, bunu bu şekilde gerçekleştirmekte problemimiz oldu, ama bu istişare mekanizmanız sayın Cumhurbaşkanıyla yapılmıyor anlamında da algılanmamalı. Cumhurbaşkanı ve Ankara ile kendi düzeyimizde, temaslarımızı sürdürüyoruz. Biliyorsunuz, TBMM'nde Kıbrıs konusu ele alınacak ve Kopenhag'a gidilecektir. Kopenhag'a kadar bir imza olayının gerçekleşmesi mümkün görünmüyor."
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 18:45