Asayiş
  • 11.7.2008 08:26

KONSOLOSLUK SALDIRISININ ALTINDA BİR İŞ VAR!..

Sorular ve din /AHMET ALTAN /TARAF
Gördüğümüz en tuhaf saldırılardan biri bu.
Her şeyi bir acayip.
Önce zamanlamasını anlamak pek kolay değil.
Türkiye, tam Ergenekon ve darbeler konusuna odaklanmışken bütün gündemi değiştirecek bir eylem.
Eylemi yapanların kimlikleri ve geçmişleri bunun bir “El Kaide” operasyonu olduğunu gösteriyor. Polis yetkilileri de öyle olduğunu söylüyor.
El Kaide’nin tam da Ergenekon iddianamesi açıklanmadan iki gün önce dikkatleri dağıtmaktan nasıl bir çıkarı var, anlayabilmek pek kolay değil.
Biri, El Kaide’nin Türkiye’deki dağınık militanlarını kullanıyor mu, bunu da bilemiyoruz.
Saldırının yapılış biçim de kuşku uyandıracak kadar acemice.
Militanlar “pompalı tüfeklerle” geliyor.
Bu tüfekler, ağır ve çok sert geri tepen silahlardır.
Böyle bir baskın için, uzmanlar daha iyi bilir ama en uygun silahlar değillerdir.
Ancak başka bir silah bulmayanlar kullanır bunu.
Gerekli silahı bulmayan bir El Kaide grubu bu anlayacağınız.
Amerikan Konsolosluğu’na saldırıyorlar ama içeri girmeleri imkânsız.
Ya bunun imkânsız olduğunu bilemeyecek kadar hazırlıksızlar...
Ya da amaçları sadece kapıdaki zavallı polisleri öldürmek.
Eğer amaçları buysa, bunun için üç adamlarını feda etmeleri de garip.
Teröristleri getiren arabanın, onları bırakıp kaçması da bir başka anlaşılmaz nokta.
Saldırı noktasına kadar gelip arabanın plakasının, tipinin açıkça görüntülenip, kayıtlara geçirilmesini sağlamanın amacı ne?
Yok, arabanın şoförü korkup kaçtıysa, bu da pek rastlanılmamış bir “intihar gerillası.”
Kaçmaya böyle hazır birinin aralarında bulunduğu bir grup bunu yaptıysa, onlar polisleri vurup gidebileceklerine inanmışlar ya da inandırılmışlar demektir.
Acaba gerçekten polisleri vurup gideceklerini mi düşündüler?
Bu, bir intihar saldırısı değil miydi?
Onları koruyacağını, yardıma geleceğini söyleyen başka birileri mi vardı?
Acaba saldırganları oraya gönderenler aslında onları “ölüme” gönderdiklerini söylemediler mi?
Bunların cevaplarını da bilmiyoruz.
Bu dört saldırgan, saldırı emrini “dışardan” mı aldılar?
Yoksa emir “içerdeki” bir odaktan mı geldi?
Ya da kendi başlarına mı karar verdiler?
Bunlar da şimdilik cevapsız sorular.
Bu kanlı saldırının “bir mesaj” olma ihtimali de kuvvetli.
Mesaj kimeydi?
Amerikalılara mı?
Türk polisine mi?
Yoksa, Antep ve Maraş baskınlarını ortaklaşa gerçekleştiren Türklerle Amerikalılara duyulan öfkenin sonucu muydu?
Polis yetkilileri, bunun “Antep” baskınına bir cevap olma ihtimalinin çok kuvvetli olduğunu söylüyor.
Çünkü o baskınlarla El Kaide’nin Türkiye bacağı çökertilmiş.
Belki de bu saldırıyla “çökmediklerini” göstermek istediler.
Sorularla dolu bir eylem bu.
Çok iyi korunan Amerikalılara pek bir zarar veremedi ama Türkiye’ye her açıdan çok büyük zararlar verdi.
Üç tane gencecik polis memuru öldü.
İstanbul bir anda “terör” merkezi bir kent görüntüsü edindi.
Ve, Ergenekon soruşturması aniden ikinci plana düştü.
El Kaide’nin amaçları bunlar mıydı?
Bunlarsa, neden dikkatleri Ergenekon’un üstünden kendi üstlerine çekmek istediler?
Buna kim karar verdi?
Niye karar verdi?
Yeraltı dünyası karanlık ve karışık bir dünya.
Orada, oraya inen herkes birbirine bir şekilde “değiyor”, ilişki kuruyor.
Kimin kim olduğunu, kimin kimin hesabına çalıştığını, görünenin ardında neyin saklandığını bir türlü bilemiyorsunuz.
Bu saldırı da soru işaretleriyle ve kuşkularla dolu.
Konsolosluğa saldıran dört militanı harekete geçiren, onlara emir veren bir El Kaide yöneticisi olabilir ama o “yönetici” sadece El Kaide hesabına çalışmıyor da olabilir.
Bu saldırı, Türkiye çok kritik bir noktadayken gerçekleştirildi.
Onun için her şeyi kuşkuyla karşılamak gerekiyor.
Polisleri öldüren bu kanlı ve ahlaksız saldırı belki bir gün aydınlanır.
Ama bizim cevap bekleyen daha büyük bir sorumuz ve sorunumuz var.
Bu dört kişi “Müslümanlık” adına cinayet işlediler, onları oraya gönderenlerin amacı ne olursa olsun, o dört kişi oraya “din” adına gittiler.
Peki, Müslümanlık böyle bir şey mi?
Din bu mu?
İnsanları öldürmek mi?
Cinayet işlemek büyük bir günahken, cinayeti işleyenler Müslüman olunca, bu günah “sevaba” mı dönüşüyor?
Eğer biz bu ülkede hep birlikte demokrat ve özgür bir sistem kuracaksak, dindarlarımızın bu sorulara gür bir sesle cevap vermesi gerekiyor bence.
Ben bu ülkede demokrasiye doğru giden yolda “dindarlara” büyük görevler düştüğüne inanıyorum. 
Bize gerçek demokrasiyi getirecek olan en önemli güçlerden biri dindarların içtenliği, masumiyeti ve merhameti.
Bu içtenliği, masumiyeti ve merhameti dile getirmek de, benim gibilere değil, gerçek dindarlara düşüyor kaçınılmaz olarak.

Mesajların anlamı /EMRE AKÖZ / SABAH
Dört bir yandan malumat akıyor. Ancak gerçeğin ne olduğunu kavramak kolay değil. Çünkü: 1) Doğru haberlerle yalan/çarpıtılmış haberler iç içe geçiyor. 2) Büyük resmi kurmadan, olup biteni anlamak zor.
Bugün iki olayı anlamlandırmaya çalışacağım. "Yorumlarım doğrudur" iddiasında değilim elbette; sadece "Ben olup biteni böyle okuyorum" diyorum.
Başlayalım.
Konsolosluk saldırısı
ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu'na saldırıldı. Üç polisimiz şehit oldu. Çok üzüldük.
Herhangi bir ABD'liye zarar verilememesine ve şiddet yoğunluğunun 'düşük' seviyede olmasına bakarak şöyle diyorum: Bu saldırı, 'ABD konsolosluğunu koruyan polislere' yapılmıştır.
Yani "somut hedef" Emniyet, "mesajın adresi" ise öncelikle ABD'dir.
Evet, polislerimiz şehit oldu ama diğer El Kaide eylemleriyle kıyaslandığında aceleye getirilmiş hatta ABD Büyükelçisi Ross Wilson'ın tabiriyle "acemice" bir saldırı var karşımızda.
O halde, saldıranlar 'El Kaideci' olsalar dahi, tipik bir El Kaide eylemi değil bu. (Adamlar kafaya koydular mı kamyon, uçak filan kullanıyor.)
Peki, neler oluyor?
Hatırlarsanız ABD'nin eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke, Ağustos 2007'de, özetle, "Dünyada iki Ilımlı İslam ülkesi var, biri Türkiye, diğeri Malezya" demişti.
Adamın kastettiği basitçe, "Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, o ülkelerle ilişkimiz iyi; buralarda bize canlı bombalarla filan saldırılmıyor" diyordu.
Ancak koparılan yaygarayı hatırlarsınız: "Türkiye, Malezya mı oluyor" diye tartıştık durduk.
İşin aslı şuydu: Bir ABD diplomatı olarak Holbrook'un memnuniyeti, 'hükümete destek' demekti.
Ergenekon çizgisinde olup hükümeti devirmek istediği şimdilerde netleşen medya, 'Malezya' kelimesinin üstüne atlayarak, "AKP iktidarında laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor" yanılsamasını pompalamıştı o günlerde.
Bugüne bağlarsak:
* Konsolosluk saldırısı, Michael Rubin türü muhafazakar kılıklı faşistlerin ellerini ovuşturacağı bir eylem.
"Bakın" diyecekler, "biz Türkiye'de de rahat değiliz, çünkü iktidarda İslamcı bir parti var."
* Saldırıyı yaptıranlar ise şöyle diyor: "Ey ABD, hükümeti filan destekleme, bunlar seni koruyamaz, saldırıya uğrarsın."
* Son yıllarda eğitimini ve teknolojisini geliştirerek Ergenekon'u izleyen, ipuçlarını bulan Emniyet'in de bu saldırıyla adeta cezalandırıldığını söyleyebilirim.
Olayı 'siyasi' yorumu bence böyle.

Güncellenme Tarihi : 15.5.2016 07:57

İLGİLİ HABERLER