Ekonomi
  • 5.8.2007 12:53

'MORTGAGE PİYASASINDA HİÇBİR PROBLEM YOK'

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı (SPK) Turan Erol, Türkiye'de tutsat (mortgage) piyasasında hiçbir problem bulunmadığını belirterek, ''Ancak yurt dışında yaşanan gelişmeler hem kredi kurumları hem de düzenleyici otoriteler tarafından yakından takip edilerek, bu gelişmelerden gerekli dersler çıkarılmalı'' dedi.

Turan Erol, global finansal piyasalardaki son gelişmeler ve tutsat konusunda değerlendirmelerde bulundu.

SPK Başkanı, dünyanın en büyük ve sofistike ipotekli konut kredisi (tutsat-mortgage) piyasasına sahip ABD'de yüksek riskli (subprime) tutsat'ların geri ödemelerinde yaşanan sorunun, global ölçekte herhangi bir krize dönüşmeden bir düzeltme hareketi düzeyinde kalma olasılığının daha yüksek olduğunu belirtti.

Yüksek riskli tutsat hacminin nasıl bir gelişme gösterdiği konusunda bilgi veren Erol, şöyle konuştu:

''Subprime mortgage kredisi veren kurumlar, kredi verme standartlarını gevşek tutmuş, dar gelirli, kredi skoru bulunmayan veya düşük olan tüketicilere bu tür mortgage kredilerini kullandırmışlardır.

ABD'de subprime mortgage hacmi, 2001 yılından 2007 yılının başına kadar hızlı bir büyüme kaydederek, yaklaşık 1,4 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmıştır ve 10 trilyon dolar büyüklüğündeki ABD toplam mortgage hacminin yüzde 14'ünü oluşturmaktadır. Sorun yaşanan subprime mortgage'ların oranı yaklaşık yüzde 20'dir. Tüm mortgage büyüklüğü içindeki oranı ise yüzde 2,8'dir. Söz konusu büyümede, ABD ekonomisinin düşük faiz iklimi, konut fiyatlarının artması, tüm dünyada likiditenin artmasıyla kredi ve sermaye piyasalarındaki büyük yükseliş ve bu tür kredilerin menkul kıymetleştirilerek düşük faiz oranları ile yatırımcılara satılabilmesi, bu sebeple bu tür kredileri veren kurumların verdikleri kredilerin riskini taşımayarak sermaye piyasalarına aktarabilmesi etkili olmuştur.''

-ABD'DEKİ KRİZİN NEDENLERİ VE BOYUTU-

SPK Başkanı, yüksek riskli tutsat kredileri alan ABD'li tüketicilerin, 2007 yılının başından itibaren kredi geri ödemelerinde sorunlar yaşamaya başladığını ve bu sorunların sadece bu tüketicilerin veya onlara kredi veren kurumların değil, tüm kredi ve sermaye piyasalarının sorunu haline geldiğini söyledi.

Yüksek riskli tutsat'ların zamanında ödenmeme oranının yüzde 20'lere çıktığını ve 40'ın üzerinde yüksek riskli tutsat sektöründe uzmanlaşmış tutsat şirketinin battığını anlatan Erol, ''Geri ödemelerde yaşanan söz konusu problemin temel nedenleri, 2006'nın ikinci yarısından itibaren ABD konut sektöründe durgunluk yaşanması, konut fiyatlarının ve elde edilen kira gelirlerinin düşmesi, ABD merkez bankası FED'in kısa vadeli faiz oranlarını yüzde 5,25'e kadar çıkarması ile değişken faizli kredi kullananların (subprime mortgage kredilerinin üçte ikisi) aylık ödeme tutarlarının artmasıdır'' diye konuştu.

Yüksek riskli tutsat'ların hacminin aslında ABD ölçeğinde çok düşük olduğu görüşünü dile getiren Erol, her ne kadar ABD sosyal yaşamında olumsuz etkileri görülse de, zamanında ödenmeyen tutsat kredilerinin, toplam tutsat kredilerine oranının yüzde 6, hukuki takibe uğrayan tutsat kredilerinin toplam tutsat kredilerine oranının ise yüzde 2 gibi yüksek olmayan oranlar olduğunu söyledi.

-PİYASALARDAKİ DALGALANMALARIN NEDENLERİ-

Son dönemde piyasalarda yaşanan dalgalanmaların daha başka sebepleri bulunduğunu bildiren Erol, bunları şöyle sıraladı:

''Derecelendirme şirketlerinin yüksek riskli kredilere dayalı menkul kıymetlerin bazılarının derecelendirme notunu düşürmesi, bu menkul kıymetlere yatırım yapan kurumsal yatırımcıların (çoğunlukla hedge fonların) portföylerinde tuttukları bu menkul kıymetler için yeniden değerleme yapmalarını gerekli kılmış ve bu durum piyasalarda az işlem gördüğü için likiditesi de az olan bu tür menkul kıymetlerin defter değerlerinden çok daha düşük değerlerle değerlendirilmelerine sebep olarak, hedge fonların bazılarında büyük kayıplar yaşanmasına neden olmuştur.

Yatırım bankaları, riskli kredilerin ve aracılık yaptıkları şirket satın alımlarına finansman sağlayacak borçlanmaların teminat olduğu menkul kıymetlere yatırım yapan yatırımcıların risk iştahının azalması sebebiyle bu tür kredileri menkul kıymetleştirememiş ve bilançolarında tutmak zorunda kalmışlardır. Bu sebeple kredi ve borçların geri ödenmesinde yaşanan problemler dünya sermaye piyasalarının lokomotifi olan yatırım bankalarını direkt etkiler hale gelmiştir.

ABD'de subprime mortgage piyasasındaki çöküşün önce daha güvenli mortgage türlerinde sonra diğer tüm bireysel kredilerde daha sonra da ticari kredilerin geri ödemesinde bu çapta olmasa da problemler çıkarabileceği ancak daha önemlisi bir kredi darlığı (credit crunch) yaşanmasına sebep olarak ABD ekonomisini sert bir inişle (hard landing) ciddi bir resesyona sürükleyeceği endişeleri finansal piyasalarda ciddi bir kabul görmeye başlamıştır.

Olası bir kredi darlığı, son 5 yıldır tüm dünyada hisse senedi piyasasında yaşanan büyük yükselişin bitebileceği yorumlarına da yol açmaktadır. Ucuz borçlanmalar yoluyla şirket satın alımları ve şirketlerin kendi hisselerini satın alması sayesinde yükselen dünya borsalarının, bunun tam aksi yönde koşulların oluşması durumunda tüm temel ekonomik göstergelerdeki iyi gidişe rağmen düşebileceği yorumları da daha fazla gündeme gelmeye başlamıştır.''

-''İSPANYA ÖRNEK MODEL''-

Yüksek riskli tutsat sektörünün diğer ülkelerde gelişmediğine dikkati çeken Erol, yüksek riskli tutsat kredilerinin ABD dışında sadece İngiltere'de verildiğini kaydetti.

Yüksek riskli tutsat'ların Avrupa'nın son 10 yılda en fazla yükselen konut ve tutsat piyasasına sahip ülkesi olan İspanya'da dahi verilmediğine işaret eden Erol, ''Son 10 yılda toplam mortgage hacmi 6 kat artarak 475 milyar avroya (GSYİH'nın yüzde 52'si) ulaşan İspanya'nın ülkemiz için iyi bir model olduğu düşünülmektedir'' dedi.

İspanya'da geri ödenmeyen tutsat kredilerinin tüm tutsat kredilerine oranının sadece yüzde 0,4 olduğunu bildiren Erol, ''Ancak İspanya'da bu yılın başından itibaren konut fiyatlarındaki müthiş yükselişin durması hatta düşmesi ile birlikte konut kredilerinin teminat olduğu menkul kıymetlerin faiz oranlarında önemli yükselişler gözlenmektedir'' diye konuştu.

-''TÜRKİYE'DE PROBLEM YOK''-

Başkan Erol, Türkiye'de subprime tutsat piyasası bulunmadığını ve Türkiye'de tutsat piyasasında hiçbir problem olmadığını söyledi.

Erol, yurt dışı gelişmelerin hem kredi kurumları hem de düzenleyici otoriteler tarafından yakından takip edilerek, bu gelişmelerden gerekli derslerin çıkarılmasının önemine de işaret etti.

Türkiye'de konut kredisi faiz oranlarının mevcut durumdaki seviyesi düşünüldüğünde, konut kredisi alan tüketicilerin dar gelirli tüketiciler olmadığı sonucuna ulaşıldığını belirten Erol, ayrıca, bankaların müşteriler için ayrı faiz oranları belirlemediklerini söyledi.

Erol, ''Dolayısıyla, ülkemizde bir subprime mortgage piyasası bulunmamaktadır'' dedi.

BDDK verilerinin de Türkiye'de konut kredilerinin geri ödemelerinde herhangi bir sorun yaşanmadığını, böyle bir sorun yaşansa bile bunun tüm bankacılık sektörü genelinde önemli olumsuz sonuçlar doğurmayacağı yargısına rahatlıkla varılmasını sağladığı görüşünü aktaran Erol, bu verileri şöyle özetledi:

''Bankacılık sektörünün Sermaye Yeterliliği Rasyosu yüzde 20,5'dur ve bu rasyo yasal limit olan yüzde 8 ve hedef rasyo olan yüzde 12'nin oldukça üzerinde gerçekleşmiştir.

Konut kredilerinin takibe dönüşüm oranı yüzde 0,2 olup (bu oran Avrupa'daki en düşük ikinci orandır), toplam takip sürecinde olan konut kredisi tutarı sadece 37 milyon YTL, karşılık ayrılan toplam konut kredisi tutarı ise 29 milyon YTL'dir.

BDDK'nın yaptığı çalışmaya göre 2005 yıl sonu itibariyle bankacılık sektöründe kullandırılan konut kredilerinin tamamının temerrüte düştüğü ve zarar olarak yazıldığı varsayılırsa bankacılık sektörümüzün toplam sermaye yeterliliği rasyosu o zamanki rasyo olan yüzde 23,4'ten yüzde 18,5 oranına gerilemektedir.''

-''İPOTEKLİ KONUT KREDİSİ HACMİNİN ARTMASI BEKLENİYOR''-

İpotekli konut finansman sisteminin artık işlemeye başladığı düşünüldüğünde, ekonomideki genel iyileşmeye bağlı olarak sağlanan yasal çerçeve içerisinde Türkiye'de ipotekli konut kredisi hacminin artması beklendiğini belirten Erol, şunları kaydetti:

''Bu sayede değişken faizli krediler de dahil olmak üzere birçok değişik kredi türü tüketicilere sunulabilecek, piyasa koşullarına ve rekabete bağlı olmak ile birlikte müşterilere göre farklı faizli konut kredileri verilebilecektir.

Ayrıca bankaların dışında, tüketici finansman şirketleri ve finansal kiralama şirketleri de konut kredisi verebilecektir. Söz konusu tüm konut finansmanı kuruluşlarının kredi vermelerine ilişkin düzenleme ve denetleme yetkisi BDDK'ya aittir. BDDK'nın ileriki dönemlerde de mevcut durumda olduğu gibi konut kredilerinin verilmesi ile ilgili her aşamada konut finansmanı kuruluşlarının basiretli bir şekilde davranmalarını ve risklerini yönetmelerini sağlayacağı düşünülmektedir.''

***

ABD'de, yüksek riskli tutsat (mortgage) işlemlerine dayalı bazı fonların iflası veya kapanması ile yaşanan çalkantıların, mali piyasaları etkilemekle birlikte, Türkiye'deki konut finansmanı uygulamalarını etkilemesinin beklenmediği belirtiliyor.

İş Bankası Bireysel Krediler Müdürü Ömer Çelebi, Anglosakson ülkelerde mortgage kredilerinin büyük bölümünün değişken faizli olduğunu ve konut bedelinin tamamının kredilendirildiğini hatırlatırken, bu nedenle bu tür kredilerin piyasadaki gelişmelerden daha kolay etkilendiğini söyledi.

Çelebi, yaptığı değerlendirmede, Türkiye'de ise konut finansmanı kredilerinni hemen hemen tamamının sabit faizli olduğunu ve konut bedelinin yüzde 75'ine kadar kredi kullandırıldığını belirterek, derin bir kriz olmadıkça kredi portföyünde bir etkilenme beklemediklerini kaydetti.

Çelebi, ABD'de çok gelişmiş bir tutsat uygulaması olduğuna işaret ederken, 10-15 yıl sürekli gelişen, genişleyen bu tür piyasalarda belli dönemlerde bu tür düzeltme hareketlerinin olabileceğini, bunu anormal karyılamadığını da vurguladı.

ABD'de yaşanan dalgalanmaların iki ayaklı değerlendirmek gerektiğini belirten Çelebi, kapanan ya da iflas eden fonların ''subprime'', risk piyasalarına dayanan fonlar olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

''Dolayısıyla yaşanan olaylar, fonların, o piyasaların tanımına uygun. Olay sadece mortgage sisteminden kaynaklanmıyor. Öyle anlaşılıyor ki orada uzun süren bir genişleme dönemi yaşandı. Mortgage piyasalarında uzun dönemli genişleyen piyasalarda, rekabet nedeniyle emniyet tedbirleri biraz gevşer. Bu riskli piyasalarda gevşeme olursa, bu çalkantılar biraz derin yaşanır.

Bizim ülkemizde, konut değerinin yüzde 75'ine kredi veriliyor. Biz de 10-15 yıllık bir büyüme dönemine girsek, muhtemelen buralarda da gevşemeler olabilir. ABD'de bu yaşanıyor. Ama riskli piyasalarda bu daha fazla sıkıntı olarak yansıyor.

Müşteriye kredi kullandırırken de kullandırılan kredilen fonlandırılmasında da kriterler sağlam olmalı ve bu denetlenmeli. 10-20 yıl vadeli kredileri kısa vadeli fonlarsanız, faizler yükselince şirketler ciddi zararlar yazabilir. ABD'de ne olmuş bilemiyoruz. Görünenden hareketle yorum yapıyorum. Bizi ilgilendiren yönü, bunun gelişmekte olan piyasalara etkisi... Orada olan bitenler önce Güney Amerika'yı, ardından gelişmekte olan ülkelere yansıyor. (Biz de mortgage piyasasında bir genişleme olmadığı için sıkıntı olmaz) diye yorumlar var.''

Tutsat fonlarında sıkıntı yaşanan ülkelerde bile faizlerde büyük bir oynama olmadığına işaret eden Ömer Çelebi, Türkiye'denin geçen yıl Mayıs ayında yaşanan sıkıntılardan ciddi biçimde etkilendiğini hatırlattı.

-''TÜRKİYE RİSK KATEGORİSİNDE, AMA BÜYÜK RİSKLER GERİDE KALDI-

Çelebi, Türkiye'nin hala risk kategorisinde bulunduğunu unutmamak gerektiğini vurgularken, buna rağmen şimdi Türkiye'de faiz boyutunda stabilitenin korunabildiğini, dalgalanmanın boyunun kısa olduğunu kaydetti. Borsa ve dövizde yaşanan hareketlenmelerin o piyasalardaki fiyat seviyeleri ile de ilgili olduğuna işaret eden Ömer Çelebi, şöyle devam etti:

''Türkiye riskli ülke kateforisinde ama biz siyasi arenadaki riskleri çok büyük ölçüde giderdik. Tek belirsizlik cumhurbaşkanlığı seçimi. En büyük risk, genel seçimler, geride kaldı. Seçim yılı olmasına karşın bütçe performansında çok büyük taviz verilmedi, makro dengeler korundu. Çeverimizde halen petrol fiyatlarından dolayı petrodolar bolluğu var. Yatırımcıların ilgisi de hala devam ediyor. Bunlar Türkiye'nin artıları ve dış çalkantılardan etkilenmemezi sınırlayacak faktörler.''

Olumlu makro faktörler yanında, Türkiye'ye özgü olumlu mikro faktörler de bulunduğunu anlatan Çelebi, şu bilgiyi verdi:

''Anglosakson ülkelerde, konut kredilerinin çoğu değişken faizli. Subprime marketlerde, değişken faiz ve yüzde 100 fonlamaya giriliyor. Piyasalardaki faiz dalgalanmaları doğrudan tüketicilere etki ediyor. Bizim piyasalar daha yolun başında olduğundan, kredi kullandırma ve fonlama konularında henüz bir gevşeme yaşanmadı. Ama en önemli faktör sabit faiz. Türkiye'deki kredilerin hemen hemen tamamı sabit faizli. Faiz değişiklikleri, kısa vadede tüketicilerin ödemelerini etkilemiyor. Döviz kredilerinde bile değişken faizli kredilerin payı yüzde 1. Piyasada dengeler bozulup kredi kullanan işsiz kalana kadar, derin kriz olmadıkça, konut kredileri portföyleri etkilenmez kolay kolay.''

Her şeye rağmen, denetim oteritesinin, hem kullandırılan kredilerde hem de kredilerin fonlanmasında etkin denetim yapması gerektiğni vurgulayan Ömer Çelebi, ''Uzun vadeli kredilerin kısa vadeli kaynaklarla fonlanmaması özellikle önemli. Aksi takdirde başımız ağrıyabilir. Biz banka olarak bu konuda çok titiz hareket ediyoruz'' dedi.

Mortgage kredilerinde ekspertiz yapacak insan kaynağı konusunda büyük açık olduğuna da işaret eden Çelebi, Türkiye'nin 2000 krizi sonrasında, ''varlık değerlerinin taban yaptığı'' noktada mortgage uygulamasına başladığını hatırlatarak, şu anda kredilerin teminatların yeterli marja sahip olduğunu, sorun çıksa bile bunu karşılayabilecek bir değer bulunduğunu vurguladı.

Ömer Çelebi, Türkiye'deki bankaların halen kredi fonlama açısından bir sıkıntı yaşamadığını, dışarıdan talep olmasına karşın, bankaların alacaklarını satıp kaynak sağlama peşinde olmadığını söyledi.

-TÜRKİYE'DE DAR GELİRLİ KESİMİN KONUT KREDİSİ KULLANIMI DÜŞÜK

Şekerbank Genel Müdür Yardımcısı Abdurrahman Özciğer de tutsat ikinci el piyasası Türkiye için yeni bir alan olduğu için, yurt dışındaki mortgage piyasasındaki olumsuz etkilerin Türkiye'ye hemen yansımayacağını söyledi.

Konut piyasası ve konut kredilerinin, piyasa koşullarındaki değişimlerden ve finansal krizlerden öncelikli olarak etkilendiğine işaret eden Özciğer, dolayısıyla uluslararası likiditedeki trend değişiminin faiz ve kurlar üzerinde yaratacağı baskı nedeniyle sektörel büyümenin yavaşlayabileceğini belirtti.

Konut kredilerinin bu şekilde bir finansal krize neden olması için kredi taksitlerinin yüksek oranda geri ödenmemeye başlanmasının ''kritik nokta''yı oluşturduğunu vurgulayan Özciğer, rekabet nedeniyle konut kredisi veren kuruluşların tahsis kriterlerini gevşettikçe, yani daha düşük gelirli kişilere, aylık gelirlerinin daha çok kısmını kullandırarak kredi tahsis edildikçe, geri ödenmeme oranlarının yükselebileceğine dikkati çekti.

Aynı anda konut kredisi kullanımı arttıkça piyasadaki potansiyel konut talebi ve buna bağlı olarak fiyatların arttığına da işaret eden Özciğer, bir noktadan sonra aşırı değerlenen konut fiyatlarının hızla gerçek değerlerine düşmeye başlayabileceğini anlattı.

Fonların oluşturulması ve yönetilmesi anlamında bu riskleri yönetebilecek mekanizmaların oluşturulması gerektiğini vurgulayan Özciğer, dar gelirli kesime konut kredisi ABD'de olduğu gibi bizde de önemli seviyelere ulaşmadığı için, sadece bu açıdan bakıldığında sorun olmadığını söyledi.

Bununla birlikte, ''konut kredilerinin satılabileceği bir fon havuzunun acilen oluşturulması'' gerektiğini ifade eden Özciğer, şöyle devam etti:

''Hızlı işlerlik kazanabilmesi için bu fonun sabit getirili tahvillerinin bireysel sigorta şirketlerince kısmen alımının zorunlu hale getirilmesi yararlı olur. Bu şekilde, büyük ölçüde uzun vadeden kaynaklanan faiz riskinin, bankalar üzerinden alınması önemlidir. Şu anda hacim olarak bu tür bir krizi yaşamaktan uzak olduğumuzu düşünüyorum. Türkiye'deki mortgage piyasasının gelişmesi, derinleşmesinin hızlandırılması gerekmektedir.''

Özciğer, tüketicilere, özellikle aşırı değerlenmiş fiyatlarla konut satın almaktan kaçınmaları uyarısında bulunurken, tüketicilerin kredi geri ödemelerini beklenmedik küçük aksilikler olsa bile (sağlık problemi, kaza vs.) yapabileceklerinden emin olmaları, aldıkları kredi ve muhtemel sonuçları hakkında yeterli derecede bilgilenmeleri gerektiğini söyledi.

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 16:56

İLGİLİ HABERLER