KAYNAK : Haber Vitrini
Ne yapsaydı yani Münevver Arınç, başını kumlara mı gömseydi? Kırkından sonra peruk takıp mı gelseydi havaalanına? Eşine “Sen git, kendi başına uğurla cumhurbaşkanını” mı deseydi? Kendisi olmaktan vazgeçti diye devlet fedakarlık madalyası verilecek miydi?
O, hiçbir suçu olmadığı halde kendini savunmak, hiçbir kötü niyet taşımadığına herkesi inandırmak, alaylara, ithamlara katlanmak, bu sırada gülümsemeyi unutmamak zorunda. Yine de maruz kaldığı “şiddetin” altını çizmiyor. Oğlunu kaybettiğinde nasıl kadere teslim olduysa, şimdi de öyle. İç bağımsızlığına sığınabildiği için dayanabiliyor başına gelen her şeye…
Başörtünüz yüzünden çıkan protokol tartışmalarından sonra yabancı konukları karşılamaktan, resmi davetlerden mümkün olduğunca kaçınacak mısınız?
Öyle bir kararımız yok. Bundan sonra ne gerekiyorsa, Bülent Bey ile araştırırız, üzerimize düşen protokol görevini yine yaparız. Biz o gün oraya görevimizi eksiksiz yerine getirmek için gittik. Asla gerginlik yaratmak gibi bir niyetimiz yoktu.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın sizinle karşılaşmamak için, eşini Almanya’ya götürmediği haberlerini nasıl değerlendirdiniz?
Sezerler’in böyle düşünmüş olacağını düşünemiyorum. Sayın Sezer’in her gezisinde mutlak Semra Hanım olmayabilir, bazen ayrı gidiyor olabilirler. Bu defakinin tamamen bana tavır olarak yapıldığını düşünmek istemiyorum.
Ben kadınların, erkeklerinin görevi yüzünden yanlarında çanta gibi taşınmasına, törenlerde konu mankeni gibi durmasına karşıyım. Siz?
Yani sizin düşündüğünüz gibi düşünüp gitmesek de kabahat olur. Eşimiz sıkıntıya düşer diye bu fedakarlığı yapıyoruz. Zamanla bütün bu sıkıntıları aşacağımıza inanıyorum. Bizim gibi örtülü olmayan, bizim gibi yaşamayan insanlar da bizi destekliyorlar, bu bana ümit veriyor.
Tayyip Bey’in eşi Emine Hanım, Abdullah Gül’ün eşi Hayrunnisa Hanım, ve siz. Hanginizin durumu daha zor bu sistem içinde?
İlk kabağın benim başıma patladığını söylüyorlar. (Kahkahalar) Abdullah Gül’ün eşine böyle bir protokol görevi olmadan, bunu ben yaşamak durumunda kaldım. Ama bu bizim hazırladığımız bir durum değildi.
Sizin bu deneyiminiz, Hayrunnisa Hanım’ı nasıl etkileyecek? Şimdi bir frene basma ihtiyacı olacak mı?
Bilmiyorum. Onlar da katılmaları gereken yerde cesaretle katılırlar diye düşünüyorum.
Başınız Bülent Bey’le evleninceye kadar açıktı. Ne dönüşümler geçirdiniz?
Benim ailem de çok dindardı. Ama babam eğitimime karşı çıkmadı. Elimden tuttu Manisa Kız Meslek Lisesi’ne yazdırdı. Başım açıktı, çünkü şartlar bugünkü gibi çok zordu. Okulumuzda iki başörtülü arkadaşımız vardı. Onların öğretmenlerimiz tarafından hırpalandıklarına şahit oldum. O nedenle göze alamadım kapatmayı. Üniversite için Ankara’ya geldiğimde daha bir arzu ettim örtünmüş olmayı. Ama ihtilalden hemen önceki yıllardı. Çok fazla baskı vardı. Yine kapanamadım.
Bu yüzden bir suçluluk duygusu oluyor muydu içinizde?
Suçluluk değil de, belki yetişme tarzımın etkisiyle, örtünürsem daha huzurlu olabileceğimi düşünüyordum. Ortam müsait olmadığı için bir süre daha ertelemiş oldum. Okul bitince Kırşehir Kaman’a tayin oldum. Ama birinci döneme kadar kararnamelerimiz gelmedi. Olayların çok yoğun olduğu bir dönemde, ben bir genç kız olarak, orada bir evde yalnız kalacağım, okulda baskılarla karşılaşacağım. Örtünmek istiyorum, tek başıma buna göğüs geremiyorum. Bu arada, Bülent Bey talip oldu. Benim örtüye böyle çok sıcak olduğumu bildikleri için, Bülent Bey’e beni tavsiye etmişler.
İlk görüşmenizde başınız açık mıydı?
Evet. Daha sonra Bülent Bey beni beğendiği ama çalıştırmak istemediği, örtünmemi istediği haberini gönderdi. Babam da MSP’de görevliydi. Bülent Bey il başkanıydı. Babam ısrarla beni vermek istediğini söyledi. Ben de Bülent Bey’i çok beğendim; fakat bir süre çalışmak istedim doğrusu. Ama ailem de Bülent Bey de göndermek istemedi.
23 yıl başınız açıktı. Kapatır kapatmaz uyum sağlayabildiniz mi?
Ben sağlayabildim Nuriye hanım. Çünkü bunu çok samimi bir şekilde arzu ettim. Onun için bana zor gelmedi. Bülent Bey’in ısrarıyla olmadı. Tabii çalışmak isterdim. Öğretmenlik çok ideal bir meslek. Ailenizi ihmal etmeden, görevlerinizi yapabiliyorsunuz.
Çok isteseydiniz, çalışma hayatını tercih edebilirdiniz.
Ama içim huzursuz oluyor, rahat hissetmiyorum kendimi. Ben örtülü yaşamak istiyorum. İkisinden birini tercih etmem gerektiğinde örtüyü seçtim tabii.
Çalışmamak da bir huzursuzluğa sebebiyet vermedi mi?
Vermedi. Çocuklarım peş peşe oldu. Kayınvalidem ile birlikte oturdum. Büyüğümüz yanımızda olduğu için ve Bülent Bey’in siyasi yaşamı nedeniyle çok hareketli bir yaşamımız oldu; hiç sıkılmadım.
ARINÇ'IN EŞİ OLMAKTAN MEMNUNUM
Bugün Bülent Arınç’ın eşi olmanın dışında kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Ben rahatsız değilim Bülent Bey’in eşi olarak anılmaktan. Çalışma ortamı olsaydı mesleğimle, yaptıklarımla anılıyor olabilirdim; ama kendimi şimdi ikinci sınıf gibi asla hissetmiyorum. Biz aile içinde, birbirimize çok destek oluyoruz, değer verip, sayıyoruz.
Kızınızın başını siz mi kapattınız?
Hayır. İmam Hatip’e göndermiştik. Okulda herkes örtünüyordu. Orta birde kendiliğinden örtündü Ayşenur. Hiç karışmadık. Üniversite birinci sınıfı Celal Bayar Üniversitesi Edebiyat bölümünde okudu. Hiç başörtüsü sıkıntısı yoktu o zaman. Ama ertesi yıl asla okula alınmadılar. Ayşenur “Gitmek istemiyorum.” dedi. “Tercih senin.” dedik. 15 gün evde oturdu, sıkıldı. “Peruk alıp gideceğim.” dedi. Yine bir şey demedik. “Bu senin hayatın, kararı sen ver.” dedik.
Kızınız “Sıkıldım açıyorum” derse ne düşünürsünüz?
Hiç karışmayız. Ee üzülürüm tabii ama açılacağını da düşünmüyorum. Bugün kızım da çalışamıyor. Tabii ki kadın öncelikle kendi ayakları üstünde durabilmeli. Hanımlar hem çalışabilmeli, hem başını örtmeli. Okuyan kardeşlerimizin içinde ihtiyacı olanlar var, çalışmak zorunda olanlar var, ailesi çok bilinçli olmayanlar var, mutlaka başını açmalısın, çalışmalısın diyenler var. Hepsinin saçlarından tutulup yolunuyor, hakarete maruz kalıyorlar. Biz okumak ve çalışmak istiyoruz diyorlar. Siz açık hanımlar da destek olun, başörtüsüne engel olunmasın, bütün kadınlar çalışabilsin o zaman.
Başını örtenlerin ne kadarı bir iç hesaplaşma sonucu tamamen kendi istekleriyle, ne kadarı baba, koca baskısından kapanıyorlar?
Bilemiyorum. Ben böyle bir anket yapmadım. Yani köylerde, belki eğitimsiz kesimlerde olabilir baskı ama eğitimli insanların baba veya eş baskısıyla örtündüklerini hiç zannetmiyorum.
Semra Sezer ile arkadaş olmak ister miydiniz?
Çok isterim tabii. Çok da hoş sohbetle geçti o gün. Çok samimi bir şekilde, bizim kaçıncı dönemimiz olduğunu sordu. Ben üçüncü dönemimiz olduğunu söyledim. “Lojmanlarda mısınız? O zaman eşya taşıma derdiniz olmayacak, çok iyi.” dedi. Hiçbir rahatsızlık hissetmedim.
Arkasından gelen açıklamayı nasıl yorumladınız?
O onların tercihi, onlar istedikleri gibi açıklama yaparlar. Ben o konuda fikir yürütmek istemiyorum. Çok karşı durmazlarsa dost olarak yine görüşebiliriz diye ümit ediyorum. Misafirimiz olabilirler, kabul ederlerse gideriz, neden olmasın? Asla peşin fikirli değilim. Onların bizi dışladıklarını düşünmek istemiyorum.
Semra Sezer’le nasıl bir proje içinde yer almak, kadınlar için neler yapmak isterdiniz?
Kendileri benden daha tecrübeliler, bu protokollerin içinde oldukları için tavsiyelerini almak isterdim. Her konuda, yaşadıkları olaylardan çıkardıkları tecrübelerle ilgili fikirlerini paylaşsın isterdim. Ömer İzgi’nin eşi Aysel Hanım da görüşmek istemiş benimle. Evde olmadığım bir güne denk gelmiş. Ben şimdi kendisini arayıp tecrübelerinden istifade etmek istediğimi söyleyeceğim. Semra Hanım’la da kadın sorunları üzerine çözüm üretmeyi isterim.
Sizin için birinci problem nedir?
İşsizlik. Çalışmak isteyip de iş bulamayan kadın çok var. Çalışma ortamı doğuyor, bu sefer anne olunca, çocuklarını güvenle emanet edecek yer bulamıyorlar. Ayrıca kadına yönelik şiddet konusu var. Bu konuda kadınları bilinçlendirmek, erkekleri eğitmek gerekiyor. Bizim de hanımlara yönelik çok aktif çalışmalarımız oldu geçmişte.
Oğlunuzu kaybetmenin acısıyla nasıl baş ettiniz?
İnançlarımla. İnançlı olmak, insanı gerçekten güçlendiriyor. Tabii çok zor, büyük bir acı. Allah’ın takdiri diye düşündük. İlk çocuğunu kaybeden anne ben değilim. Benim de imtihanım böyleymiş. Çok sağlıklı, çok güzel, çok delikanlı yavrumu kaybettik işte.
Ne kadar zamanda hayata yeniden adapte oldunuz?
Normale dönmek, her şeye tekrar eski gözle bakabilmek insanın birkaç yılını alıyor. Fatih’in ölümünden önce umreye gitmeyi planlamıştık. Bütün işlemlerimizi o yaz Fatih yaptırdı. Bu kaza olduktan 15–20 gün sonra, Bülent Bey’e “Vazgeçmeyin umreden, sizin için iyi olur, Beytullah’ta teselli olursunuz.” demişler. Umre, kırkıncı gününe denk geldi ölümün. Umreden döndük. Evimiz bir süre kalabalık oldu. Sonra Bülent Bey Ankara’ya gitti. Bir sabah küçük oğlum abisini rüyada görmüş, ağlayarak anlattı. Onu teselli ettim, gönderdim. İlk defa evi o kadar tenha bulmuştum. Bir duygu yoğunluğu oldu. Ağlayarak aşağı indim, kapıda Milli Gazete, yerde sürünmesin dedim aldım elime, annemlere gittim. Annemler de umreden geldikleri için evleri çok kalabalık. Yeğenim açtı kapıyı. Onun eline gazeteyi verdim, doğru arka odaya gittim. Ağlayarak Kur’an okuyorum. Yeğenim gazeteyi açtı. “Halacığım bak, ne olur şu şiiri okur musun?” dedi. Şiir, mezardaki çocuktan anneye yazılmış:
Duy beni annem, beni anla/ Yavrumu kaybettim diye sakın ağlama/ Gözünde yaş, kalbinde hicranla/ Kavuşmamız kaldı bir başka bahara/ Canımı Rabbime sattım satalı/ Toprağın bağrına yattım yatalı/ Rahatı, huzuru buldum bulalı/ Sılamda dahi değildim böyle sefalı/ Kalbime gözyaşın değil nur yağmalı/ Sermayen ağıtlar değil, sabır olmalı/ Aşkım seni vuslat aşkı ile yakmalı/ Yas tutup beni makamımda utandırma anne.
Bu son mısra o kadar etkiledi ve toparladı ki beni. Artık kabrine gittiğim zaman ona eziyet etmeyim, onu utandırmayım, onu sıkıntıda koymayım diye asla ağlamıyorum. O gerçekten beni görüyor gibi düşünüyorum.
Ne vesileyle yazılmış bu şiir?
Anlayamadım. Yani evladınız öldüyse siz bir şiir yazabilirsiniz; ama mezardaki bir çocuğun dilinden anneyi teselli eden bir şiir çok ilginçti. O beni öyle güçlendirdi. Yas tutup beni makamımda utandırma anne, yas tutup beni makamımda utandırma anne. Bunu kendi kendime söyledim. Asla yas tutmamalıyım, gene ayakta durmalıyım, kalan iki çocuğuma, eşime hayatı zindan etmemeliyim dedim. Onlara güç vermek istedim. Birbirimize dayandık. Çok şükür, çok şükür.
BÜLENT BEY KONUŞMAKTAN KAÇIYOR
Bülent Bey de zaman zaman bir kenara çekilip gizlice ağlıyor sanıyorum.
Bizim yanımızda hiç belli etmiyor, fakat ismi geçtiği zaman hemen gözleri doluyor. Hemen sesinin tonu değişiyor.
Aslında Bülent Bey Beşiktaşlıymış. Fatih Galatasaraylı diye, o da GS’li olmuş değil mi?
Bülent Bey çok ifade etmese de farkındayım, Fatih’e daha çok zaman ayırabilseydim diyor. Şimdi gayretle eve geliyor maç olduğu günler. Mücahit’le birlikte mısır patlatıyoruz. Onunla birlikte o heyecanı yaşamak istiyor. Fatih çok aktif Galatasaraylıydı. Ama onunla birlikte paylaşamadılar. Herhalde onu telafi etmek istiyor. Kusura bakmayın ben sizi de ağlattım.
Siz kusura bakmayın, acınızı deşeliyorum.
Estağfirullah. Ben konuşmak istiyorum, Bülent Bey de, çocuklar da konuşamıyorlar. Yaradılış farklılığı herhalde. Ölüm yıldönümü gelirken, yaş günü gelirken, hepimizin aklında Fatih oluyor. Bunu birlikte konuşalım diyorum. Bülent Bey o konuya girdiğimizde boynunu büküyor, o şekilde kalıyor. Ayşenur ile Mücahit ağlayarak yukarı çıkıyorlar. Ama ben konuşmak istiyorum. Sizler de aynı şeyi düşünüyorsunuz, sizin de aklınızda Fatih. Gelin şunu yüksek sesle birlikte konuşalım diyorum. Demek ki, farklı oluyor herkesin acısı.
O olaydan sonra değiştiniz mi?
Çocuklara karşı daha bir hassas olduk. Bülent Bey bir erkekten beklenmeyecek incelikler yapıyor. Geçende Ayşenur evlenirken, “illa Mücahit’e genç odası alalım” dedi. Mobilya, kıyafet, her şey Ayşenur’a alınıyor tabi o günlerde. O arada Mücahit’in de canı çekiyor mudur diye düşündü sanıyorum. Ben şu düğün geçsin, masrafımız bitsin, rahatladığımız zaman alalım dediysem de ısrar etti ve onu aldık biz.
Okumaya vakit ayırabiliyor musunuz?
Okumayı seviyorum. Yıllığımda “Kütüphanemizin asil üyelerinden” diye yazmışlar benim için. Her fırsatta kütüphaneye giderdim. Son zamanlarda daha çok dergileri, gazeteleri, Tv haberlerini takip ediyorum. O kadar da çok kitap bitiremiyorum artık. En son okuduğum Engin Noyan’ın Oma’sı ve Gary Capman’ın Beş Sevgi Dili.
Türkiye’nin en güzel kadını kim sizce?
Türkan Şoray. Şu anda hem Tatlı Hayat’ı, hem onun güzelliğini, zevk alarak izliyorum.
Türkiye’nin en yakışıklı adamı kim?
Yani benim gözümde Bülent Arınç tabii.
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 18:48