Yaşam
  • 21.3.2005 12:24

MÜTHİŞ BİR OLAY... GÜNEYDOĞU'DA ŞEHİT DÜŞEN ASKER, HAC'DA GÖRÜLDÜ...

ŞEMİL TAYYAR-YENİ ŞAFAK HACDA BİR ŞEHİT Orta yaşlı bir hacının Kabe''yi tavafı sırasında yanında biranda ihramlı bir genç beliriyor. Bir süre sonra iki hacı, sohbet etmeye başlıyor. Genç hacı, arkadaşına bir ara, ön saftaki iki kişiyi işaret ederek, ''''Ben buraya annem ve babamla birlikte geldim. İşte onlar da annemle babam'''' diyor. Arkadaşı şaşırıyor, ''''Öyleyse neden onların yanında değilsin?'''' diye sorunca, genç hacı, ''''Gidemem, çünkü yaralıyım'''' yanıtını veriyor. Arkadaşının şaşkınlığı iyice artıyor: ''''Yaralı görünmüyorsun. Neyin var?'''' Bu soru karşısında genç hacı, sağ elini sağ bacağının kasık ile dizi arasındaki bölüme götürerek, ''''İşte yaram burada'''' diyor. Arkadaşı, yara bölgesine iyice bakıyor ama hiç yara izi görmüyor: ''''Hani nerede? Yara izi yok?'''' O sırada bir izdiham yaşanıyor. Dikkati dağılan orta yaşlı hacı, sohbet ettiği bu genç hacıyı kaybediyor. Bunun üzerine, az önce genç hacının işaret ettiği orta yaşın üzerindeki hacı çiftinin yanına gidip başından geçenleri anlatıyor. Yaşlı hacı, anlatılanlara o an bir anlam veremiyor, ''''Benim oğlum yok ki...'''' dedikten sonra ''''Biraz tarif eder misin?'''' diye sormaktan kendini alamıyor. Muhatabı, konuştuğu genci göz rengine kadar tarif ederek yara bölgesini tekrar anlatıyor. Yaşlı hacı, dinledikçe kendisinden geçiyor: ''''Evet. Bir oğlum vardı ama ben onu 2 yıl önce Güneydoğu''da şehit verdim. Ama siz benim oğlumu anlattınız. Vurulduğu yer de anlattığınız gibi kasığına yakın bir yerdi.'''' Daha sonra yaşlı hacı, yere yıkılıp kalıyor, gözlerinden sicim gibi yaşlar süzülüyor. Eşi de perişan, başucunda onu teselli etmeye çalışıyor. Daha sonra dinlenmesi için odasına götürülen baba, şehit oğlunun hacda olduğu haberi karşısında geçirdiği şoku, bir türlü atlatamıyor, 10 gün odadan dışarıya çıkmıyor. Bu öyküyü, hacdan yeni dönen bir yakınımdan dinledim. Şehit babasıyla aynı binada kalmışlar. Nedendir bilmiyorum, bu öykü beni derinden etkiledi. Oysa, hayatımda hiç ''''Sır'''' dizisi izlemedim. Bu konulara yatkınlığım da yok. Belki de öykünün kahramanının bir ''''şehit'''', anlatanın da sağduyusuna inandığım birisi olması, bu öykünün zihnimde fırtınalar yaratmasına yol açmıştır. Öyküyü Ankara Bürosu''ndaki arkadaşlarımla da paylaştım. Hacdan yeni dönen editör arkadaşımız Kezban Bülbül, ''''Hacda duymadım ama böyle hikayeler hep anlatılır. Gerçekten yaşanmış mıdır, bir şey söylemek zor'''' dedi. Başbakanlık muhabiri Erhan Seven''in tepkisi, ''''Gerçek midir bilmem ama beni çok etkiledi, bu akşam uyuyamam'''' oldu. Çalışma muhabiri Behçet Güngör, ''''Baba, oğlunu kaybettiği için yoğun duygular yaşamıştır, bu bir psikolojik durumdur'''' derken, Meclis muhabiri Bilal Çetin ise tam tersini savundu: ''''Dinimizde bunun yeri vardır. Ben doğru olduğuna inanıyorum.'''' Benim olduğu kadar arkadaşlarımın da zihni karışmıştı. Öykünün üzerine gitmeye karar verdim. Biraz araştırınca gördüm ki, baba hacı, umre için 3 ay önceden gidip hac için kalanlardanmış. Diyanet kontenjanından gitmediği için kimliğine ulaşamadım. Kırıkkale Valisi Mustafa Bahrettin Demirer''i aradım bu kez. Son dönemde şehit sayısı azaldığı için 2 yıl önce Kırıkkale bölgesinde ''''kasık bölgesinden'''' vurularak kan kaybından ölen bir şehit olup olmadığını öğrenmenin kolay olabileceğini düşündüm. Vali Demirer, isim olmadan böyle bir araştırmanın zor olduğunu, daha somut ipuçları olursa her türlü yardımı yapmaya hazır olduklarını söyledi. Daha sonra Genelkurmay''ı aramak istedim. Ama muhtemel tepkilerini tahmin edemediğim için vazgeçtim. Konunun, yanıt bulunması gereken bir başka boyutu vardı. Dinen, böyle bir ihtimal sözkonusu olabilir miydi? Diyanet''in ''''fetva makamı'''' gibi bilinen Din İşleri Yüksek Kurulu uzmanı Zafer Koç ile görüştüm. Koç, ''''İnsanların öldükten sonra kondukları kabir ya cennetten bir bahçe gibi ya da cehennem gibi olur'''' şeklindeki Hadis-i Şerif ile başladı sözlerine. Koç, Allah''ın, kabri cennet bahçesi gibi olan güzel insanların ruhları için böyle ''''istisnai'''' bir özellik sağlayabileceğini söyledi. Yani, cennetlik bir ''''şehidin ruhu'''', hacca gidebilirdi? Koç, konuya şöyle açıklık getirdi: ''''İslam''a göre, ruhlar dolaşırlar. Ama bir insanın öldükten sonra tekrar dirilmesi mümkün değildir. Ancak ruhlar, bir gölge şeklinde zahiri olarak görünebilirler. Biz onların onlar da bizim hayatımıza doğrudan müdahalede bulunamazlar. Ben bunu, televizyon ile kendi hayatımız arasındaki ilişkiye benzetiyorum. Ruhlar alemini kendi hayatımıza, kendi hayatımızı da televizyonun yerine koyduğumuzda bunu daha iyi anlarız. Biz televizyondaki olup bitenleri izleriz ama televizyondakiler bizi göremez. Yani, ruhlar bizi görürler ama biz onları göremeyiz. Sizin anlattığınız öyküye gelince.. Bu alem, sırlar alemidir. Ne var diyebiliriz, ne de yok. Allah, şehit mertebesindeki güzel insana, böyle istisnai bir nimet verebilir. Allah''ın takdiridir.'''' Kuşkusuz, bu köşenin sınırlarına hapsedilemeyecek kadar önemli ve hassas bu konuda ''''sözü'''' olan çok uzman vardır. Benim de niyetim, ''''ahkam kesmek'''' değil, Çanakkale Zaferi''nin 90. yıldönümünde duygularımı anlatmaktı. Bu öykünün yaşanmışlık ihtimali ne olursa olsun, ben buna ''''yüzde yüz'''' inanmak, ''''şehitler ölmez'''' demek istiyorum. Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 11:19

İLGİLİ HABERLER