NAZİ ALMANYASINI YARATAN DA YÜKSEK İŞSİZLİK ORANIYDI!
* Hocam bütün bir hafta büyüme aşağı, büyüme yukarı konuşuldu. Büyüme ne demek, önce bir onu tarif eder misiniz?
Milli gelirin büyümesi demek. Türkiye'de bir yıl içinde üretilen toplam mal ve hizmetlerin büyümesidir. 9.9 büyüyen bu. AKP'nin iktidara geldiği iki yılda Türkiye yüzde 16.5 büyüdü.
* Ekonominin büyümesinin bana ne faydası var hocam?
Eğer bir ekonomi gerçekten daha çok ürettiği için büyüyorsa bu istihdam demektir. Eğer işsiz biriyseniz bu daha kolay iş bulacağınız anlamına gelir. Çalışıyorsanız da ücretinizin artması gerekir. Alım gücünüz artar. Daha sık sinemaya gidersiniz, daha çok kitap alabilirsiniz. Yani direkt olarak hayatınıza etki eder.
* Ama etmedi... Herkes bundan şikayet ediyor... Acaba insanlar daha refahta yaşadığını mı fark etmiyor yoksa bu büyümenin gerçekten ters bir tarafı mı var?
Var. Terslik bizim büyümenin niteliğinde. Bu büyüme dışarıdan borçlanarak sağlandı. Çünkü Türkiye'de faizler çok yüksek. O faizi ödeyebilmek için sürekli dışarıdan borç alıyor.
* O faizi kime veriyor, niye o kadar yüksek veriyor?
Çünkü Polonya, Meksika, Arjantin, Rusya ve kimi Asya ülkeleriyle ancak böyle rekabet edebiliyor. Bu "Yeni yükselen piyasalar" arasında şu anda kıyasıya bir yabancı sermaye çekme yarışı var.
* Türkiye yabancı sermaye çekmeyi başanyorsa yüksek faiz vermenin ne zararı var?
Gelen yabancı sermaye doğrudan yatırım yapmaya, rekabeti artıracak yeni fabrikalar, yeni iş sahaları açmaya gelmiyor ki... İstanbul Borsası'na, Hazine kağıtlarına, portföy yatırımlarına geliyor. Hiçbir risk almadan faizden kazanıyor.
Sıcak para hızlı koşuyor ve ürkek
* Yabancılara bu faizi Türkiye hangi cebinden veriyor?
Devlet! Ama devletin topladığ vergiler zaten mevcut kamu harcamaları için yeterli değil. Bu nedenle birikmiş bir borç stokumuz, o borcun faiz yükü var. Bunları ödeyebilmek için devlet yeniden borçlanıyor. Türkiye büyüme rekoru kırdı ama borçlanma rekoru da kırdı. Son iki yılda dış borçlarımız 35 milyar doların üzerinde arttı.
* Bu arada Hocam paranın soğuğu-sıcağı nasıl oluyor?
"Sıcak para" lafı kişisel olarak benim de çok hoşlanmadığım bir tabirdir. Diyelim ki İMKB'ye gelecek, birkaç gün bir kağıttan diğerine geçecek, daha sonra yurtdışına çıkacak, birkaç gün Brezilya'da dolaşacak, Polonya'da en yüksek faiz oranı neyse onun hesabını yapacak. Bu şekilde her gün 1.7 trilyon dolar sıcak para bir piyasadan başka bir piyasaya dolaşıyor. Bütün ülkelerin bir yılda ürettiği milli gelirlerinin toplamı 30 küsur trilyon dolar.
Neden IMF'in kızması bizi ürkütüyor?
* Ayakları olan para yani...
Ayakları var, hızlı koşuyor hem de çok ürkek. O söylediğim 1.7 trilyon dolarlık para, bir hafta içinde girdiği ülkeyi terk ediyor. Bu nedenle de sıcak para ürkmesin, gitmesin diye "Aman Avrupa kızmasın", "Sakın yanlış yapmayın", "Bakın IMF kızacak", diye baskı alfanda tutuluyoruz.
* Peki bu geliş-gidişler bana yarıyor mu?
Hiçbir istihdam yaratmıyor. Bu kadar büyüyüp hemen hemen hiç istihdam yaratamayan ülke olma rekorunu da biz kırdık.
* Başka kimlerin işine yarıyor sıcak para?
İthalatçılarla dışarıdan parça mal alarak ihracat yapan sanayicilerin işine yaradı. Sıcak para sayesinde meydana gelen döviz bolluğu dövizin fiyatını ucuzlatıyor. İthalatçının kâr oranı artıyor. Bir diğer sevinen de bankacılar. İkinci, üçüncü kredi
kartları veriliyor. Böylece bu sıcak para Türkiye'de tüketim olarak pazarlanmaya çalışılıyor. Türkiye üretmeden tüketmeye itilen borçlu bir toplum haline getiriliyor.
* Borçlu ve işsiz...
Türkiye'de bir hafta içinde çalışmaya hazır, üç aydır iş arayan insanların toplam işgücüne oranı yüzde 10.3. Genç işsiz oranı ise yüzde 20. Cesareti kırılmış, artık iş aramayanların oranı da yüzde 5. Türkiye'de artık eğitimli insan da iş bulamıyor.
* Buradan da insanın aklına kapkaç ve hırsızlık olaylarındaki artış geliyor. O kadar büyüyorsak bu olaylar niye oluyor?
Çok doğru. Çaresiz çünkü insanlar. Köyünde iş yok, şehre göç ediyor. Şehirde gecekondu mafyasıyla boğuşa dövüşe belki bir yer buluyor. Ve karşısına modern şehir gettoları çıkıyor. Muazzam bir gelir farklılığını yaşıyor. Yapacak bir iş bulamayınca da yasa dışı işlere yöneliyor. Bu çok ciddi bir toplumsal patlamaya giden bir durum.
* Zaten toplum patlıyor. Tabutlar gelirken bile böyle linç girişimlerinin yaşanmadığı Türkiye'de şimdi bir bildiri dağıtıldı diye kıyamet kopuyor. Sizce bu olaylar pür milliyetçilik duygularıyla mı alakalı?
Elbette hayır. İşsizliğin ve yoksulluğun arttığı ortamlarda insanlar kendileri ve aileleriyle birlikte bir yabancılaşmaya da itiliyor. Ama insan toplumsal bir varlık. Sonuçta kendisini güvende, bir yere ait hissetmeye ihtiyacı var. Böylece çeşitli örgütlere ve kavramlara aşırı duyarlı hale geliyor. O kavramlar etrafında bütünleşerek kendisini ifade edebiliyor. Milli semboller bunların içinde en önemlisi.
* Kitlesel TV seyretme, şiddete varan bir futbol bağımlılığı da bu yanlış ekonomi idaresinin sonuçlan arasında sayılabilir mi?
Çok güzel bir örnek; çünkü işsizliğin en büyük travması bireyin kendisini toplumda "lüzumsuz" hissetmesidir. Layık olmadığı bir işi yaptığını, layık olduğu maaşı almadığını düşünen insanlar da bu travmanın ortağıdır. Böyle toplu bir travma da insanları bir şeyin etrafında aşırı duyarlı olmaya, yedi saat kavga seyretmeye, maç çıkışında kavga etmeye, hatta komşusunun düşmanı olmaya iter. Nazi Almanyası böyle doğmuştur.
Bu kadar büyüyüp istihdam yaratamama rekorunu da kırdık
* "9.9 büyümüşüz, rekor kırmışız, Erinç Bey'e beğendiremiyoruz" diye sizi eleştirebilir, hatta sizi kötü niyetli bulabilirler?..
Bu bir rekordur doğru. Fakat başka rekorlar da kırıldı. Bu kadar büyüyüp hemen hemen hiç istihdam yaratamayan ülke olma rekorunu da biz kırdık. Dış borç rekorunu da biz kırdık. Dış ticaret açığı rekorunu da biz kırdık. İşsizlik halkımızın kırdığı bir rekor, yüksek büyüme de f inansal kesimin yarattığı sanal dünyanın rekoru oldu.
Neo liberal salatanın pul biberiyiz
* Rakamlar aynı rakamlar. Niye birçok iktisatçı, finans çevreleri ve siyasetçiler bunları çok iyi yorumluyor da siz tersini söylüyorsunuz?
Bir özeleştiri, bir de eleştiri de bulunayım: Bunları sadece ben söylemiyorum. Ama benim gibi düşünen insanlar bir siyasi çatı altında bir araya gelemiyor. O yüzden de sesimiz gür çıkmıyor, halkla buluşamıyoruz. Eleştirim de medyaya; ne zaman ki değişik bir sese ihtiyaç olursa, ancak o zaman, neo liberal salataya bir kırmızı pul biber gibi çağrılıyoruz.
Balon ya patlayacak ya da havası alınacak
* 2001 krizini önceden gördünüz. Arjantin de önce rekor büyümüş sonra krize girmişti. Korkarak da olsa sorayım. Kriz belirtisi var mı?
Şu anda bu yüzde 9.9 büyümenin sürdürülebilir olmadığım, bunun çok ciddi kırılganlıklar, stres noktaları ve dengesizlikler içerdiğini görüyoruz. Bu dengesizliğin en büyüğü cari işlemler açığımız. Dövizin çok ucuzlaması ciddi bir sorun. Kısa vadeli dış borçlarımız şu anda 30 milyar dolar düzeyinde. 2001 krizi öncesinde 26 milyar dolardı. Bunun MB'nin elindeki rezervlere oranı 2001 krizi öncesi yüzde 100'den yüzde 120'ye çıkmıştı. AKP iktidarı yüzde 60'la başladı şimdi yüzde 80. Bu oranın artması, MB rezervlerinin kısa dönemli borçlarımızı ödemeye yeterli olmadığı anlamına geliyor. Uluslararası piyasada bu önemli bir tehlike noktasıdır. Türkiye'nin 1993 veya 2000-2001 yılına benzer tipik tehlike işaretlerim görüyorum. Bu şişirilmiş balon ya patlayacak ya da yavaş yavaş havası alınacak.
3N 1K: Dünyanın en iyi 131'inci ekonomisti
Kim: Erinç Yeldan 45 yaşında. İzmitli. Kadıköy Anadolu Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesinden mezun. Doktorasını Minnesota Üniversitesi'nde yaptı. 38 yaşında profesör oldu. 2001'de dünyanın en iyi 500 ekonomistinden 131'incisi seçildi. Türkiye'nin de sayılı 'growth'cularından (büyüme uzmanı) biri. Marksist! Onun için "borsa-döviz-faiz" değerlerinin hiçbir önemi yok. O, "Bu yıl ne kadar bölüşülmüş", ona bakıyor. 1998'den bu yana Bilkent Üniversitesi İktisadi Bilimleri Fakültesi'nde ders veriyor. 2001 krizini önceden görmesi nedeniyle yabancıların da yakından takip ettiği Yeldan'ın çok sayıda akademik yayını, makalesi ve kitabı bulunuyor. Yeldan evli, iki kız babası ve fanatik Fenerli.
Neden: Bir hükümet döneminde ekonominin iyi gitmesi muhalif kanatta bile "rakip takımın şampiyon olması" türü duygular yaratmaz. Ekonomi iyi gidiyorsa buna herkes sevinir. Ancak Türkiye'nin OECD rekorlarını kırıp, dünya devi Çin'i geride bırakarak 9.9 oranında büyüdüğü haberi 1 Nisan'da manşetlerden bile verilse sevinç yerine ihtiyat hissi uyandırdı. Şimdi sokaktan en entelektüel masalara kadar "Ekonomi büyüdü de bana mı büyüdü kardeşim" konusu tartışılıyor. Her ne kadar Başbakan Erdoğan, "Bu büyümeyi hazmedecekler" dese de biz önce anlamayı tercih ettik ve "piyasa" dışı yetkin bir isme. Erinç Yeldan'a sorduk. Ve bir şart koştuk: Anlattıklarınız lütfen anlaşılır ve az rakamlı olsun!
Ne zaman: Nisan Cuma günü, 16.30-18.30 saatleri arasında.
Nerde: Hocanın, Bilkent Üniversitesi'ndeki odasında.
(DEVRİM SEVİMAY-VATAN) Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 11:51