Ve işte Özsoy''un kaleminden tarihten bugüne maaşlı gazetecilik serüveni:
Kamuoyu bir süredir, dışarıdan para aldığı iddia edilen gazeteciler konusunu tartışıyor. Bu yeni bir tartışma olmadığı gibi, sadece ülkemize özgü bir tartışma da değildir. Hemen her ülkede bunun örneklerini görmek mümkündür.
Mustafa Kemal, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Anadolu’ya geçtiğinde, bilindiği gibi peşi sıra kongreler toplamıştı. 20 Ekim 1919 da İstanbul Hükümeti ile Amasya’da ilk kez resmi temas sağlandığında, gündeme getirilen en önemli konu, işgalcilerin lehinde yayınlar yapan İstanbul basınının Anadolu’ya girişinin yasaklanması olmuştu. Çünkü bu gazeteler, Anadolu insanının maneviyatını sarsmakta ve bağımsızlık ümidine büyük darbe vurmaktaydılar.
Fransa’daki Osmanlı elçisi, devrin Padişahı Sultan Abdülmecid’e; “Avrupa’daki bazı gazetelerin Osmanlı Devleti aleyhinde ağır yayınlar yaptığını, bu tür gazetelerin taltifinin iyi olacağını” teklif etmişti. Gazetelerin kamuoyu üzerindeki etkinliğini fark eden Sultan Abdülhamit, İngilizlerin bir kısım gazeteleri el altından desteklediğini tespit edince, kendisi de benzer bir yönteme başvurmuştu.
OSMANLI''NIN MAAŞLI GAZETECİLERİ
Osmanlı Devleti lehinde haber ve yorumların yer alması için Avrupa’daki bazı gazeteci ve tanınmış köşe yazarlarını maaşa bağlamıştı. Hükümet, 1895 yılında Avrupa Gazeteleri vasıtasıyla neşrolunmakta olan bir takım çirkin haberlerin ret ve tekzibi için, Ajans Havas, Ajans Reuters telgraf şirketleriyle diğer muhbirlere (gazetecilere) tahsisat ayırdı.
Nitekim bu amaçla 1899 yılında Agence Furmeir’in İstanbul temsilcisi Mösyö Alberti, 1900 yılında Agence Nationale müdürü Hariciye Nezareti tarafından maaşa bağlandı.
Bununla yetinilmedi. Dönemin en güçlü devleti olan İngiltere’de, karar verici makamlara yakınlığıyla bilinen bir kısım önemli siyasî gözlemcilere Prof. Arminius Vambery gibi aynı yöntemle yaklaşmıştı. Türkiye aleyhinde çıkan haberleri engellemek için de benzer girişimde bulundu.
AVRUPA BASININA ÖDENEK
Avrupa ve Türk kamuoyunda basının giderek etkinliğini artırması üzerine, eski haşmet ve gücünde olmayan Osmanlı Devleti, basında aleyhine çıkan yayınları etkisiz hale getirme veya durdurma çareleri aramaya başlamıştır. Bunu için gerektiğinde sansür uygulanmış, kimi zaman da gazetelerin şantajlarına boyun eğerek basına maddi menfaatler sağlanmıştır. Daha doğrusu para ile susturma yoluna gidilmiştir.
Örneğin, Times Gazetesi’nin Devlet-i Aliyye aleyhine yayınını önlemek amacıyla bahsedilen gazete müdürüyle görüşmeler yapıldığına dair ilginç bir belge Osmanlı Arşivi Yıldız evrakı arasında mevcuttur. Yine aynı şekilde, New York’ta basılan ve neşr olunan Kevkeb-i Amerika gazetesi müdürlerine bu amaçla aylık on lira tahsis edilmesi Dahiliye Nezaretinin tezkiresi üzerine irade buyurulmuştur. Yine Paris’te bulunan Halil Ganem isimli gazetecinin Osmanlı aleyhinde yayında bulunmasını önlemek amacıyla Halil Ganem’e İstanbul’a dönmesi halinde kendisine görev verileceği vaadinde bulunulmuştur.
II. Abdülhamit döneminde yerli basını susturmak ve gazetelerin muhalefetini bertaraf etmek için gazetelere çeşitli ödenekler sağlanmış ve gazeteciLere nişanlar verilmesi yoluna gidilmiştir. Örneğin, Tercüman-ı Hakikat, Saadet, Levand Herald, Moniteur Oriental, Byzantis La Turquie, İstanbul ve Tarik gazetelerine padişahın iradesiyle hazineden 30.000 -100.000 kuruş arasında yardım yapılmıştır. Buna rağmen yine de bahsedilen bu gazeteler hükümetten daha fazla para koparmak için şantajlarına devam etmişlerdir.
ŞANTAJLA ABONELİK
O dönemde Avrupa''nın iki büyük güç odağı olan Reuters ve Ajans Havas da Osmanlı aleyhinde yazı yazma ve haber servis etme işinden geri durmuyorlardı. Günümüzde bile “güvenilir haber kaynakları” olarak nitelendirilen bu haber ajansları, Osmanlı Hükümeti’ni gayet açık bir şekilde tehdit etmişler ve şantaja başvurmuşlardı. Ajans Havas’ın bundan bir asır önce böyle bir şantajı oldukça ilginç bir durum arz etmektedir. “Ajans Havas Telgraf Şirketi’nin İstanbul’da bulunan temsilcisi ve muhabiri Hükümet yetkililerine gerek şifahenü gerekse de yazılı olarak mükerreren başvurmuş ve Osmanlı aleyhindeki tutumun, Osmanlı Nezareti ve Paris Elçiliği’nin Ajans Havas’a abone olmamalarından kaynaklandığını, bahsedilen ajansa abonman olunmasının sorunun aşılmasına yeteceğini söylemiştir. Bunun üzerine, Matbuat-ı Hariciye Müdürü, Avrupa ve Amerika’nın en büyük telgraf şirketlerinden biri olan bu ajansa abone olunmasının faydalı olacağını ve bu ajansın Osmanlı lehine çevrileceğini belirtmiş, eğer abone olunmazsa bu ajansın zararlı yayını yüzünden Osmanlı''nın çok muzdarip olacağını belirterek yazısını bitirmektedir. (Ayrıntılı bilgi için: ‘Türkiye’nin İmaj Sorunu’ adlı kitabımıza bakılabilir. Alfa Yayınları, İstanbul 1998.)
AMERİKA''DA ...
Gazetecilere menfaat temini yoluyla kalemlerinin kiralanması yaygın bir yöntemdir. Nitekim geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı George Bush, bakanlarından, bundan böyle politikalarını desteklemeleri için köşe yazarı satın almaktan vazgeçmelerini istemiştir. Bu kararın alınmasında, yönetim tarafından satın alınan bazı gazetecilerin deşifre olması etkili olmuştu.
Ayrıca, ABD Savunma Bakanlığı tarafından finanse edilen ve Amerikan politikalarını destekler nitelikte yayınlarıyla dikkat çeken Southeast European Times adlı haber sitesi büyük tartışmalara yol açmıştı. 1''i Amerikalı 50 gazetecinin Pentagon''dan maaş aldıkları ortaya çıkmıştı.
Küba’da ...
Küba Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Felipe Pérez Roque, 9 Nisan 2003 de Başkent Havana’da yaptığı basın toplantısında, ‘Küba’yı yıkmaya çalışan işbirlikçilerin gazeteci maskesi kullanmaları bizi rahatsız ediyor’ dedikten sonra, ‘Burada yabancı gazetecileri kastetmiyoruz. Onlar kendi çıkarlarına uygun olanı yapıyorlar. Ancak biz biliyoruz ki, Kübalı görünen kimi gazeteciler parayla tutulmuştur ve kendilerinden istenenleri yazmaktadırlar’ demişti.
Atina’da ...
Yunanistan’da, aralarında ünlü isimlerin de bulunduğu 1043 medya mensubunun yıllardır devletten maaş aldığının açıklanması ortalığı karıştırmıştı. Hükümet sözcüsü Teodoros Rusopulos, devletten maaş alan gazetecilerin listesini Şubat ayı başında Atina Gazeteciler Cemiyeti’ne gönderince, hükümetle cemiyet arasında kavga çıkmıştı.
‘Gazeteciler devletten maaş alıyor’ tartışması, devlet ihalelerine katılan iş adamlarının gazete ve televizyon sahibi olmasını engelleyen yasa tasarısının parlamentoda görüşülmesi sırasında patlak vermişti. Sözcü, devlet kadrolarında görülen 1043 gazeteciye ilişkin listeyi Gazeteciler Cemiyeti’ne gönderip, bunlardan hangilerinin basın ahlak kurallarını çiğneyerek gazete, radyo ve televizyonlarda da çalıştığının saptamasını istemişti.
TUZ KOKTU
Bu konu çok su götürür ve her ülkeden örnekler sıralanabilir. Dünyanın şu an yaşadığı sıkıntıların temelinde, kamuoyu adına denetim görevini yerine getirmesi gereken medya kuruluşlarının kirlenmenin tam ortasında yer almasının büyük rolü vardır. Irak Savaşı öncesi Amerikan yönetiminin tüm açıklamalarına sanki doğruymuş gibi yer veren Amerikan ve dünya medyasının bugün günah çıkartması sonucu değiştirmiyor.
Türkiye’de basınının kirlenmesi ülkenin en önemli handikaplarından biridir. Bu tartışmalar bu açıdan yararlı olmaktadır.
Haber7
Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 11:05