Gündem
  • 13.3.2003 01:38

PAŞA'DAN TEZKERE YORUMU : HAMİLELİĞİN AZI ÇOĞU OLMAZ

Emekli Org. Başer, Türkiye’nin İncirlik Üssü’nü kullandırdığını, ‘Kuzeyden Keşif’i bugüne kadar getirdiğini belirterek, “Bir ayağımızla bu işin içinde, diğer ayağımızla dışında olamayız.” dedi. Başer, Türkiye’nin bölgesel güç haline gelmek için adım atması gerektiğini belirtti. Emekli Orgeneral Edip Başer, Irak’taki gelişmelerin, dünyaya verilmek istenen yeni düzenin ilk adımı olduğunu söyledi. Irak’ta yaşanacak olaylara bir ‘detay’ gözüyle bakılması gerektiğini ifade eden Başer, Türkiye’nin bu yeni şekillenmeye göre pozisyon almasının şart olduğunu vurguladı. 2. Ordu Komutanlığı’ndan sonra Kara Kuvvetleri komutanı olması beklenirken geçtiğimiz yaz yapılan terfilerde emekli edilen Orgeneral Edip Başer, Zaman’a çarpıcı açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin tezkere konusunda nasıl bir tavır takınması gerektiğine değinen Edip Başer, “Bugün ABD’nin Irak’ta yapmaya çalıştığı şey Türkiye’nin gücünün dahilinde mi, değil mi bakmak gerekir. Türkiye zaten 1. Körfez Harekatı’ndan sonra Kuzeyden Keşif Harekatı denilen uygulamayı bugüne kadar getirmiştir. İngiltere ve ABD’ye İncirlik’i kullanma yetkisi vermiştir. Irak’la ilgili bir harekat sürekli devam ediyor. Bir ayağımızla bu işin içinde olalım, diğer ayağımızla dışında olalım. Öyle olmaz.” şeklinde konuştu. Olaya “hamileliğin azı çoğu olmaz” gibi baktığını ifade eden Başer Paşa, Türkiye’nin bugünden bölgesel bir güç haline gelmenin adımlarını atmaya başlaması gerektiğine işaret etti; ancak bunu tek başına yapmasının mümkün olmadığını vurguladı. Emekli Orgeneral Başer, Türkiye ile ABD’nin stratejik müttefik olduklarına işaret ederek, Kuzey Irak’taki oluşumun ABD’nin menfaatine olmadığını söyledi. K. Irak’la ilgili kaygılarınız neler? Bağımsız bir Kürt devletinin veya federe bir oluşumun ortaya çıkması, Türkiye için daha ileriye yönelik sıkıntılar oluşturabilecek bir durumdur. Eğer Irak’ın toprak bütünlüğünü yok edip veya gevşek bir merkezi yönetim altında federal tipte parçalı bir yapılanmaya gidecek olursanız bunun arkasını tutmanız mümkün olmayacaktır. Bu başka oluşumları da tetikleyebilir mi? Dünyanın başka yerlerinde de bu şekilde, çeşitli etnik oluşumların bir arada yaşadığı birçok ülke bulunuyor. Bu ülkelerin hepsinde bu tür ümitleri alevlendirmiş olacaksınız. Bu ülkelerin çoğunda insanlar iyi eğitilmiş, refah seviyesi yüksek değil. Dolayısıyla buralarda bu tür arzular kavga–dövüş şeklinde olacaktır. Buna çanak tutacak girişimleri de uygun görmek doğru değil kanaatimce. ABD, Türkiye’yi feda edemez Türkiye, Kuzey Irak’ta bir devleti savaş sebebi saymıştı. Türkiye bu sözün arkasında durabilir mi? Türkiye bu sözünün arkasında durur. Fakat şu anda bu konuda kesin bir şey söylemek zor. Türkiye ile ABD arasında bu konularda varılmış olan mutabakatların tam detayını bilemiyoruz. Türkiye’nin hangi koşulları kabul ettiği bilinmiyor. Tezkerenin geçmesine, Türkiye’nin taraf olmasına baktığımızda herhalde bu konuda mutabık kalındı. Herhalde ABD gibi bir dünya devleti altına imza attığı bir konuyu kalkıp da, ‘Ben öyle dedim ama çöp sepetine atayım’ demez diye düşünüyorum. Türkiye’nin istemediği bir oluşum ABD ile nasıl bir sorun doğurabilir? Türkiye ve ABD hakikaten stratejik müttefiktir. Her ikisi birbiri için bugünkü ortamda vazgeçilmez konumdadır. Kuzey Irak’taki oluşum ABD’nin de menfaatine değil. Menfaatine olduğu değerlendirmeleri yanlış. ABD, bağımsız devlet olumuşunun kendi yararına olacağını düşünüyorsa, fevkalade yanılgı içinde demektir. Çünkü ABD’nin Türkiye gibi bir dostu, siyasi ve askeri hiçbir etkinliği olması mümkün görülmeyen sözde bir devlet veya federal yapı için feda etmesi bence fevkalade akılsız bir davranış, ABD’nin çıkarlarına çok çok zıt bir hareket olur. Devlet kurmak Kürtlerin aleyhine Böyle bir oluşumdan kim yarar, kim zarar görür? Durumu şöyle genelleştirebiliriz. Sadece bir ülke değil bu. Türkiye’ye dost olmayan, olaylara gerçekçi bakma imkanına sahip olmayan yönetimlerle idare edilen ülkelerin elbette böyle bir oluşumdan yana olmaları beklenir. Türkiye’ye zararı dokunacağını umarlar. Aslında açıkça söyleyebilirim ki böyle bir devlet, içinde yaşayan insanların kesinlikle işine yaramaz, aleyhlerine olur. Hangi noktalarda? Devlet olmak kolay iş değil. İnsanların karnını doyuracaksınız, iş bulacaksınız, her türlü ihtiyacı karşılamak zorundasınız. Halbuki bütünün içinde diğer her türlü desteğe muhatap olabilir bu insanlar. Dolayısıyla o dağlık, doğal zenginliği olmayan bölgede tamamen her yönüyle yaşaması dışarıdan gelecek yardımlara bağlı bir insan kitlesini idare etmek ve onlarla bir devlet oluşturmak fevkalade yanlıştır. Kesinlikle halkın yararına olmayacaktır. Bundan kim yarar sağlayacaktır? O halkın sırtından bugüne kadar geçinmeye alışmış, refah içindeki birkaç aşiretin önde geleni bundan yararlanabilir. Geç kaldık Bu coğrafyada istemediğimiz gelişmeler oluyor. Türkiye bölgeyle ilgili bu kadar titiz bir tutum takınmasına rağmen nerede hata yaptı? Kırılma noktası neresiydi? Kırılma noktamız esas itibariyle 10 Kasım 1938’dir. Ondan sonraki sürece baktığımızda maalesef ortaya konmuş, kitaplara, notlara yazılmış Meclis’in oturumlarına, yasaya, anayasaya girmiş birçok konuda bu tarihten sonra devlet ciddiyetine yakışmayan ihmallerimiz oldu. Özellikle dış ilişkiler konusunda çok sıkıntı yaşadık. Ülke ve ulus olarak hepimizin payına bir şeylerin düştüğü bir sorun. Geçtiğimiz yolda ayakkabımız taşa takılıyor, düşüyoruz. Geçtikten sonra yürüyüşe devam ederken bir yandan da düşünmemiz gerek diyorum. Az evvel taşa takıldık düştük, bundan sonra taşa takılıp düşmememiz için ne yapmamız gerekiyor? Yapmamakta ısrarlıyız. Irak krizi 2002 senesinin sonuna doğru ‘güm’ diye önümüze düşüyor. Sanki Irak krizi sabahleyin açtık kapıyı, karşınızda Irak krizi, ‘Aaa bu nereden çıktı şimdi?’ dedik. Elimizde hazırlığımız yok. Irak krizi davul zurna çalarak kapımızın önünde duruyor yıllardır. Biz ne yaptık? Ne yaptık bilemiyorum açıkçası. Halbuki Türkiye’nin bu konularda daha birçok alternatife göre hazırlıklarının elinde olması gerekirdi. Sıkıntı devlet politikası konusunda. Burada suçlanacak olan Dışişleri mensupları, büyükelçiler, ataşeler değil, sitemin bütünü. Eğer mutlaka bir yerlere sorumluluk yüklenecekse bunun en ağır bölümünü siyasetin yüklenmesi mecburiyeti vardır. Çünkü bu ülke demokratik bir ülke, bu ülkede sonuç olarak kararları siyasi otorite verir. Nasıl bir adım atılmalıydı? Körfez’in hemen sonrasında geçen safhada yapılması gereken bazı şeylerin yapılmaması sıkıntı vermiştir. Siyasi otorite ve bağlı kurulları bu gelişmelerin nereye varacağını, Saddam’ın geleceğinin ne olacağını hesaplamadı. Amerika’nın tutumu belli, ‘bu rejimi değiştireceğim’ diyor. Tüm bu olgular oturulup sağlıklı bir şekilde değerlendirilirse, o zaman bütün bunlar zaten ortaya konabilecek. Aslında savaşın sadece küçük bir detay olduğu, onun arkasında çok daha büyük şeylerin olduğu ortaya çıkacak. Hatta Irak’ın, hatta Ortadoğu’daki bu gelişmelerin de bütünün sadece bir parçası olduğu gerçeği ortaya çıkacak. Hedef, dünyaya verilecek yeni şekil Peki esas hedeflenen nedir? Esas olay dünyaya verilmek istenen yeni şekildir. Bunun parçaları içinde Afganistan ilk adım olabilirdi, Ortadoğu olabilir. Diğerleri muhtemelen şu veya bu şekilde gelecektir. Buna yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmaları sivil toplum kuruluşları, bu amaçla kurulmuş stratejik araştırma kuruluşları yapmalı. Amerika’da şu an en az 200 kuruluş George Bush’un düşünce üretimini desteklemekte. Amerika’da bir yıl kalmış olan biri olarak çok yakından biliyorum. Her gün önüme o kuruluşların sayfalar dolusu çalışmaları geliyordu. Okumaktan gözlerimiz bitap düşmüştü. Sırf bu merkezlerin hazırladığı Ortadoğu’yla ilgili çalışmalara bakıyordum. Sene 1981’den bahsediyorum ben. O tarihte bile buralarla ilgili planlardan bahsediliyor. Askerin bir hazırlığı oldu mu? Sadece Irak’la ilgili değil dünyanın dört bir köşesinde kendisine düşebilecek muhtemel görevlerle ilgili askerin planları vardır. Ve o plan bir tek plan değildir. Her bir görev için, o görevin muhtemel şartları farklı olabileceğinden A, B, C şartlarına göre ihtimaliyet planları denilen hareket planları vardır. Bunlar çok önceden yapıldığı gibi yeniden ele alınır güncel olmayanları güncelleştirilir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu çalışma düzeni, sistemin bütününe uygulanabilse zaten ortada problem kalmaz. Bunların ihaneti çok garip Türkiye, aleyhine sözler sarfeden muhalif gruplara daha önce sahip çıkmıştı. Kendi elimizle düşmanızı mı büyüttük? Bu anlamda stratejik bir hata görüyor musunuz? Belli şeyler yapılırken, yapılması gereken bazı şeyler yapılmamış olabilir, onlar tartışılabilir. Türkiye’nin belli bir politikası var. Ben bu insanlara sahip çıkacağım; burada dost bir insan kitlesi oluşturacağım. Gerçekten de öyle olması lazım. Ana fikir bu. Oradaki insanların çoğu güneydoğuda yaşayan insanlarımızın akrabası. Benim o insanlara düşman gözle bakmam mümkün değil. O insanların içinden çıkmış eli kanlı PKK bu tanımın dışında. Barzani ve Talabani’den sürekli ihanet gördü Türkiye. En son ihanet birkaç gün önceki beyanatlar. Küstahça beyanlar. Bilemiyorum, bana o kadar garip geliyor ki bu insanların bu ihaneti. Kürtleri değil, o garip insanları suçlamıyorum. Onları yöneten birkaç akıllı geçinen, birçok yere bağlantılı olan, birçok yerden menfaat sağlayan, tam anlamıyla insanlık dışı, ahlak dışı bir yaratık bunlar benim gözümde. Layık olduklarının çok daha yukarılarında, hiç haketmedikleri muamele saygı gördüler Türkmenleri ihmal ettik Türkmenlere yeterince ilgi gösterdi mi Türkiye? 1932’de ilk Irak cumhuriyetinin kurulmasında bazı esasları o dönemin Birleşmiş Milletler’ine bildirilen bir beyanname var. Irak Başbakan’ının imzasıyla. Beyannamede çok net olarak Türkmen nüfusunun bütün haklarının sağlanacağı, kendi dillerinde eğitimlerinin sağlanacağı belirtiliyordu. Hatta Türkmenlerin yaşadığı bölgede memurların dahi o bölgeden seçileceği gibi çok zor şeyler zikredilmişti. Beyannamenin bir başka maddesinde de, ‘Irak devletinin hiçbir kanunu, anayasası dahil bu beyannamede belirtilen hususları geri alamaz’. deniyordu. Bu kadar kesin garantilere alınmıştı Türkmen nüfusu. Fakat maalesef yine gerekli olmayan iyi niyetinden dolayı Türkiye, bu beyannamedeki şartların yerine getirilmesi konusunda hiçbir şekilde girişimde bulunmamış, belki bulunmuş cılız bir sesle. Peşini bırakmış anlaşıldığı kadarıyla. Türkiye’nin tezkere konusunda tercihi ne olmalıdır? Türkiye’nin yapması gereken, bu şekil içinde nerede olması gerektiğine karar vermesidir. Ona göre neler yapması gerektiğini bu gündemle karar vermektir. Hayır kardeşim, ‘bugünkü dünya düzenini değiştirtmeyiz’ diyorsanız tamam. ‘Dengeler oturmuştur yerine, bunun değişmesine gerek yoktur. Ben bunu değiştirtmiyorum kardeşim.’ diyecek gücünüz varsa tamam. O zaman çıkalım diyelim. Böyle bir gücünüz yoksa, ‘böyle bir değişim gerçekleştiğinde ben nerde olayım?’ diye sormanız ve bunun cevabını vermeniz gerekir. Hatta çoktan vermeniz gerekirdi. Sorunun çözümünü ararken önce değiştirmeye gücünüz yetmeyecek gerçekleri önünüze koymak zorundasınız. Bazı şeylerle oynayabilirsiniz, değiştiremeyecek gerçekleri kabullenmek durumundasınız. Çok ileriye yönelik, değiştiremeyeceğinz gerçeği değiştirmenin planlarını yapabilirsiniz. Bugün ABD’nin Irak’ta yapmaya çalıştığı şey Türkiye’nin gücünün dahilinde mi, değil mi bakmak gerekir. Türkiye zaten 1. Körfez Harekatı’ndan sonra kuzeyden keşif harekatı denilen uygulamayı bugüne kadar getirmiştir. Fenerbahçe ve Malatyaspor’u destekliyorum Teamüllere göre 2. Ordu Komutanlığı’ndan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilmeniz beklenirken emekli edildiniz. Sizin için sürpriz olmuş muydu? Sürpriz olmaması gerekirdi. Gelenek öyleydi, teamül öyleydi evet; ama o zamanın genelkurmay başkanı ve dönemin başbakanının kararlaştıracağı bir konuydu. O şekilde uygun görmüşler. Yasal yetkilerini kullanmışlar. Ona söyleyebileceğim bir şey yok. Aksini hiçbir zaman gündeme getirmek istemedim, getirmedim de, tartışılmasına da izin vermedim. Çünkü bir şekilde tartışma konusu olursa, TSK’ya zarar gelmesini kesinlikle istemem. Hiç ama hiç mi kendi içinizde bunun bir muhasebesini yapmadınız? Ona da hiç girmedim. ‘Neden olur?’ deyince spekülasyonlara girmek durumundasınız. Yapılabilecek bir spekülasyon da yok benim açımdan. Ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum. Ben ülkeme 41 yıl üniformayla yüzümün akıyla, arkamda kara bir iz bırakmadan hizmet verdim. Onun onurunu yaşıyorum. Bu onur bana da, çocuklarıma da yeter. Ben bununla çok mutluyum. Elbette o göreve getirilen arkadaşlar da en az benim kadar liyakatli arkadaşlardır. O rütbede olan herkes bunu liyakatle yapar. Hiçbir kırgınlığım yok. Gerek görmedim ‘Her şeyde bir hayır vardır.’ dedim. Eşinizin kırgın olduğu yazıldı. O lafların yüzde 98’i eşime ait değildi. Değiştirmişler sözlerini. Fenerbahçelisiniz; ama sizi tribünde görmüyoruz... Evet Fenerbahçeliyim; ama Fenerbahçe'nin maçlarına gitmeye çekiniyorum. Çünkü Fenerbahçe maalesef benim arzu ettiğim durumda değil. Tabi ben de görevini yapmayan futbolcuları hep eleştiriyorum maç esnasında. Etrafımdakilerden dayak yeme şansım artıyor. Onun için maçlara gitmiyorum. Geçenlerde Malatyaspor için gittim. Çünkü aynı zamanda Malatyasporluyum. Fevkalade azimli ve kararlı bir şekilde geldi bu noktaya. 3 yaşında hem yetim hem de öksüz kalmış Başer, zamanının büyük bölümünü Yeditepe Üniversitesi’nde Atatürk İlke ve İnkılapları Enstitüsü’nün oluşturulması için koordinasyonla geçiriyor. 2,5 yaşında babasını, 3 yaşında da annesini kaybeden Başer’e 13 yaşına kadar amcaları bakmış. Kuleli Askeri Lisesi’ne girmesiyle devletin kendisine kol kanat gerdiğini söyleyen Başer, kendini devlete karşı hâlâ borçlu görüyor. Hizmet düşüncesini şu cümleyle ifade ediyor Başer: “Son dakikaya kadar hizmet yapsam da öbür tarafa borçlu gideceğimi biliyorum.” zaman Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:32

İLGİLİ HABERLER