RÜYASINDA ANELKA'YI GÖREN MERKEZ HAKEM KOMİTESİ BAŞKANI, ANELKA NE YAPINCA KORKUYLA UYANDI?
Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ufuk Özerten, hem açık sözlü, hem de teşhisleri isabetli... Mesela "Türk hakeminin beyni ile kalbi arasında arızalı bölge var. Bunu düzeltmek uzun süreç alacaktır" diyor. Ya da "Bir gün başkanlığı bıraktığımda, isteyenle istediği şartlarda, istediği şekilde hesaplaşmaya hazırım"...
EG -(Kısa bir ısınma sohbeti ardından teybin düğmesine basıyorum) Anneniz, Bilgin'e bile kızmışsa, evdeki televizyonlardan ATV kanalını iptal etseydiniz. Ahmet Çakar'ı seyrederse, yüreğine iner kadıncağızın.
UÖ-Valla onu da seyretmiş maalesef. Yaşlı ,ama aklı başında ve zeki bir insandır. Ahmet vurulduğunda benim koşuşturmalarımı hatırlıyor. "Bu kadar seviyordun arkadaşını ne oldu" dedi tabi. Çok üzülüyor.
BG-Medya için bir malzemesiniz artık. MHK gibi müthiş bir yerin başkanlığı ne demek? (Ben pişiriyorum, Bilgin kaşıklıyor)
UÖ-Valla ben daha sıkıntısından başka hiçbir şeyini görmedim. (Google öyle demiyor. Ufuk Özerten yazarsanız 13.700 sonuç veriyor) Ailemle ilişkilerim zayıfladı. Gece yarılarına kadar maç, kaset, cd seyrediyorum. Onlarca insana yanlışını, doğrusunu anlatmaya çalışıyorum. Özel hayatım kalmadı. Devamlı belden aşağı vuruluyor. Bu kadar olacağını tahmin etmiyordum doğrusu. (Daha röportaj bitmeden istifa ettirecek bu Bilgin)
BG-Siz de çok sert başladınız. Biraz politik olmanız gerekmiyor mu?
UÖ-Beceremiyorum politik olmayı. Politikaya da girdim , bıraktım. (Eyvah son aşama... Kendine acımaya başladı)
EG-Hakemliği bilmiyor diyorlar. (Kızdıralım ki, toparlansın)
UÖ-Evet hakemlik yapmadım, ama dünyanın en ünlü doğum uzmanları doğum yapmadıkları halde erkeklerdir. (Ha şöyle. Bıçkın hazırcevaplığı yakışıyor başkana)
EG-Başarısız diyorlar.
UÖ-Başarısızlık göreceli bir kavram. (İzafiyet teorisini da sorsam mı acaba) Ama benim istediğim anlamda başarılı olamadığımı söyleyebilirim. Yeteri kadar başarılı olamadığımı biliyorum. (Yeteneklerimle orantılandığında!.. Megolo-tevazu)
BG-Hakemler de maçta rüya görüyor galiba. Nasıl görmüyorlar eli falan?
UÖ-Türk futbol hakemliğinde, hatta Türkiye'nin birçok sahasında çözülmesi gereken arıza bu. Örneğin hakem niye gördüğünü çalamıyor. Beyin ve kalp arasında arızalı bölge var. Bunu düzeltmek uzun süreç alacaktır. Her yerde var.
EG-Nerelerde yani? (Kabul, bu soru iyi niyetli değil)
UÖ-Her yerde. Ekonomide, siyasette, sanayide, her yerde... Zenginin, güçlünün, imtiyazlı olduğu bir ortam yok mu Türkiye'de? (İşte anahtar cümle)Yani her yerde adalet var Türkiye'de... Her yerde eşitlik var. Bir tek kul hakkına tecavüz eden yok; sadece futbol hakemleri dışında öyle mi?
EG- Geçenlerde bir özel sohbetinizde Fenerbahçe için "Zenginin ve güçlünün korunmadığı hangi dal var" demişsiniz. Sonra da yazılmaması için rica etmişsiniz. (Sadede geldim işte)
UÖ- Bir dost sohbetiydi. Şimdi Fenerbahçe korunuyor mu, Galatasaray'a tersi mi yapılıyor. Hayır... Hakemlerime de asla Robin Hood'luk yapmayın diyorum. Küçük takımı da korumaya kalkmayın. Sadece adil olun. Hakemi seçilmiş yapan da bu çizgi. (Neyse çok hasar yok. Aksi halde vicdan azabı çekecektim)
BG- Mesela hakem yorumcularının hepsi arkadaşımız, tanıdığımız... Normal hayatlarında gayet hoşsohbet, espritüel insanlar . Ama programlarda farklı oluyorlar hepsi. O zaman diyoruz ki, acaba bu bir oyun mu? Siz de hoşsohbet birisiniz. Siz de medyada farklı oluyorsunuz.(Asıl "gel gel" burada ama "eli kuvvetli" olunca giriveriyor lafa)
UÖ-Ahmet Çakar'a olan gönül kırgınlığımın tamiri mümkün değil. (Kesinti falan yok. Özerten lafa bodoslama yapıyor) Yazdıkları da yalan!.. (Bodoslama ve tam yol)Bakın Ahmet Güvener canlı şahit. Güvener beni aradı. "Yahu Ufuk ben sana şahitlik ederim" dedi. "Ben seni aramadım ve benim yanımda Ahmet Çakar ile konuşmadın". (Okuyanlar bilir. Çakar "Güvener benim yanımdan aradı, sonra ben konuştum" diye yazmıştı)
EG-Peki hakemlerimize, futbolumuza zararlı mı eski hakem yorumcular.
UÖ-Kişilik haklarına saldırdıklarında zararlı oluyorlar. Türkiye coğrafyasında onlardan da istifade etmek zorundayım. (Ben bu coğrafyayı anlamadım. Her halde manayı güçlendirmek için söyledi)
BG-Yani iyi geçinmek zorundayım diyorsunuz.(Yardıma koştu ekürim. Belli ki o da anlamamış)
UÖ-Kimseyle iyi geçinmek zorunda değilim. Bunun için ilkelerimden taviz de vermem. (Resmen oynuyor bizimle. Hem şikayet, hem iyi geçinmek, hem de tavizsizlik) İşi yalakalık seviyesine getirmek falan da benim tarzım değil. Herkesle önce iyi geçinmeye çalışırım. Böyle de enteresan bir karakterim vardır. Ama sigortanın teli bende biraz ince
EG-Aziz Yıldırım, Özhan Canaydın veya Yıldırım Demirören'le bir sürtüşmeniz olursa bu kadar sertlikte davranabilir misiniz?(Buyurun rest diyorum. Görüyor musunuz)
UÖ-Kulüp başkanı falan fark etmez. Karşıdaki kişinin hitap tarzına göre ayarlarım dozu. Beni küçümseyici, alçaltıcı veya kurumuma zarar verici hitap edene cevabını veririm.(Gördü, ama beş benzemezle eminim)
BG-Biraz şovu seviyorsunuz ama ...
UÖ-Hiç sevmiyorum. Bakın şov yapacak o kadar fırsat geçti ki elime... Bir tanesine bile tenezzül etmedim. Mardinspor Başkanı'nın hakeme saldırmasında mesela. Niye çıkıp bağırmadım? Türk futboluna zararlı olur diye. Elimde her türlü belge var. Çıksam bir hafta bir numaralı adam olurdum. Ne yaptım? Bakana gittim, Meclis Başkanına gittim. Onlar söylediler gerekeni.(Süleyman Bölünmez, sadece Mardinspor başkanı değil, Güneydoğu'nun önde gelen petrolcüsü ve milletvekilidir. Acaba çekinmiş olabilir mi)
EG-TBMM raporu, futbolda mafya olduğunu tespit etti. Reddedilemez yani. Futbolda mafya varsa hakemlerimiz hangi konumda. Korkuyorlar mı mafyadan, boyun mu eğiyorlar? İplemiyorlar mı?(Nasıl soracaktık yani)
UÖ- Diyorlar ya derin devlet, sığ devlet mafya şu bu... Hiç kimseden bir taciz, bir tehdit, istek duymadım. Çok samimi olarak söylüyorum. Bakın şu dönemde yanlış yapan hakem hiç saptadınız mı siz. Hata demiyorum. Planlı programlı bir yanlış saptamanız var mı? Kimin varsa, gelsin söylesin. Böyle bir insan varsa benim bulunduğum camiada barınamaz. Hata yok mu var. Ama hakeme gördüğünü çaldırmayan bir baskı var. Siz mesela patronunuz için bir duyum alsanız yazabilir misiniz?(Demek saldırı yapılıyor. Buyrun o zaman)
EG- Futboldaki patron Aziz Yıldırım mı oluyor şimdi?
UÖ-Öyle demek istemedim.
EG-Ben de espri olsun diye söyledim. (Anlaştık) Hiç pişman oldunuz mu MHK başkanı olduğunuz için?
UÖ-Birkaç kere... Genellikle belden aşağı saldırılarda. İçim içimi yiyor. Elbise sıkıyor, o zaman daralıyorum. (Yanıttan anladığım; saldırı olduğu için pişman değil. O saldırılara ağız tadıyla karşılık veremediği için canı sıkılıyor sadece)
EG-Peki sizi göreve getirenler pişman olmuş olabilir mi?
UÖ-Onlara sorun. Pek öyle olduğunu zannetmiyorum. Yalnız televizyonlara falan çok çıktığım için rahatsızlar. Ben de kaldırın haftalık basın toplantısını diyorum. Kucağımda buldum o haftalık basın toplantısını. (Biterse yazık olur. Ne güzel laflar çıkıyordu o toplantılardan: "Ben sapık mıyım", "Hakemler bir çiçektir", Vs)
BG- Sorun olmasa basın toplantısı da olmaz.(Yine ele geçirdi röportajı Bilgin)
UÖ-Hakem işi bugünden yarına düzelecek bir olay değil Türkiye'de. Zaten Dünya'nın hiçbir yerinde dört dörtlük hale gelmemiş ki. Önemli olan nereden nereye geldiğimiz. Türkiye'de küme düşen takımların hepsi son beş haftada on beşer puan aldılar. O zamanlar unutuldu. (Enkaz edebiyatının "light"ı)
BG-Nasıl seyrediyorsunuz maçları? (Vicdanen mi, fiziksel konum olarak mı?)
UÖ- Eskisi gibi değil. Mesela Rize-Fener maçı. Gol oluyor. Oh temiz... Nobre bir gol daha atıyor. Oh bu da temiz. Bir dakika geçti, geçmedi Nobre'nin eli kabus gibi çöktü. Allahım ya rabbim. Keşke bir imkan olsa da yayıncı kuruluş o eli, o anda tekrar etmeseydi. Akşam gösterseydi. Karşıda koca tribün. Kimse görmedi.
EG-Hakemim iyidir diyorsunuz ama... El sıkmayan hakeminiz var. Azarlayan hakeminiz. Dayak yiyen, duymayan, konuşmayan, görmeyen.
UÖ-Selçuk Dereli. Dedi ki "Başkanım üstüme o kadar manidar geldi ki, elimi uzattığım zaman ters bir şey olur diye çekindim". Ben de, yanlış yapmışsın dedim.
EG- Peki dayak yiyene ne diyorsunuz. Vuran suçlu; tamam..... Peki tokat yiyip sineye çekene ne demeli ? Tokat bu... Bütün hakemlerin imajında patlıyor. (Çok samimi soruyorum, ama bu sefer gazetecilik cinliği yaptığımı sanıyor)
UÖ- Bu tahrike kapılıp ben de 'kafayı çaksaydı' desem, manşete çıkacaktık değil mi? O hakemin orada dimdik ayakta durması, topluma ders verir niteliktedir. Kamil Biricik'i alkışlamak lazım. Herhangi bir kimsenin de Kamil'e yolda tokat atabilecek cesarete sahip olduğunu da zannetmiyorum. Diyorum ya elbise bazen beni de daraltıyor. İşte onunki de o.
EG- Hakeme her şey yasak yani
UÖ- Ben size daha ilgincini söyleyeyim. Hakemlere futbol oynamaları yasaktır. (Bilgin'le beraber kulaklarımıza inanamıyoruz) İşe bakın; hakeme futbol oynamak yasak. Ben bunu serbest bırakıyorum. 27 yaşına kadar amatör kümelerde futbol oynasınlar. Kendi kulüplerinin bulunduğu kategoride maç yönetmesin. Hakem futbol bilmeli yahu. Hakeme futbolu nasıl yasaklarsın. Bir faul nasıl yapılır. Ayağında krampon izi olmayan hakem futbolu ne kadar yönetecek arkadaş. Kimse bunu konuşmuyor benimle.Yok efendim, kulüplerle laubali olurmuş. Olan olsun; vurayım boynunu. (Bravo)
<ı>* Kendi teşhisiı>
'Avantası var mı MHK'nin?'
Bırakın bir MHK başkanını, ben bu yaşıma kadar böylesine açık sözlü bir insana tribünde bile rastlamadım.
Hem açık sözlü hem de teşhisleri isabetli:
Düşünebiliyor musunuz; Bilgin'in giyim tarzı için "hırpani" dedi. İtalyan modasından anlamayabilir benim gibi... Lakin bir gazeteci için mücevher kıymetinde bir MHK başkanı o.
Her değerli şey gibi tehlikede olduğunu da söyleyebilirim. Kötü niyetli bir meslektaşımızın eline geçse, ertesi gün bitebilir saltanatı. O kadar dobra yani...
MHK başkanlığının "dert" dışında bir getirisi olmadığını söylese de kendisi ile söyleşi yapmak için İstanbul'dan kalkıp Başkente giden iki farklı adamın ziyaretine çok önem verdiği belliydi.
Evet... Bilgin yine benimleydi Ufuk Özerten'le yaptığımız röportajda. Kaset çözme gibi bir sorumluluğu olmadığı için bol bol sordu. Sayesinde 3,5 saati buldu röportaj. O sordukça şehvetle yanıtlıyordu başkan. O kadar ki, "Avantası var mı bu MHK başkanlığının" diye sorabiliyor, kahkahalı yanıtlar alabiliyordu.
Bir ara kendimi fazla hissetim. "Keşke ben gelmeseydim" dedim. "Maşallah çok iyi anlaştınız Bilgin'le"...
Bu sözüm annesini hatırlattı sayın Ufuk Özerten'e... 75 yaşındaki anne Özerten, Bilgin'i televizyonda kaçırmazmış .(Böylece Bilgin'in çok güvendiği bayan seyircisinin profili de ortaya çıktı) Geçen hafta bizim Köyün Delisi, oğluna veryansın edince, aile defterinden kazınmış.
Bu hikaye ile dikkati bana dönebildi Ufuk beyin. Döndü de toparlayabildim röportajı. Yoksa iş nerelere gidecekti okuyun bakın.
Düelloya davet
EG- Eski MHK başkanı hakem yorumcularıyla mücadele etmek için onların hatalı yönettikleri maçların kasetlerini toplamaya bile başlamıştı. Sizin bir mücadele yönteminiz ve stratejiniz var mı?(Basalım biraz delikanlı damarına)
UÖ-Bu işte en büyük güvencem Allah ve sağduyulu Türk futbolseveri. Ben de mücadele etsem ne kazanırım? Tartışmayı büyütmekten hakemi strese sokmaktan başka ne kazanırım. Şunu da açıkça söylüyorum. Sırtımdaki MHK başkanlığı elbisesinin yükünün ve yüceliğinin farkındayım. İçime atıyorum her şeyi. Büyük puntolarla yazabilirsiniz. Bir gün MHK başkanlığını bıraktığımda, isteyenle, istediği şartlarda, istediği şekilde her türlü hesaplaşmaya varım. (Siz bu kadar mütevekkil başlayıp, bu kadar agresif biten bir cümle okudunuz mu)
BG-Hadiii... Şimdi bu ne demek?(Bilgin araya not düşüyor. Bak "Hadiii" dediğimi yazmayı unutma sakın... Bu röportaj bitsin kurban keseceğim)
EG-Düello dahil mi?(Sonuna kadar gidelim bari)
UÖ-Hepsi dahil. İster Kurtlar Vadisi koşullarında. İster başka koşulda. Sen vuracan, kaçacan. Benim efendiliğim, sorumluluğumun farkında olmam, susmamı gerektiriyor şimdi. Yoksa veremeyeceğim hesap yok.
Dul ve maço
BG- Evli misiniz?(Tipik bir marjinal romantik sorusu)
UÖ-Dulum.(Devamı var aslında. Bilgin, ısrar ısrar, Ufuk Bey'in bayan arkadaşı olduğunu da öğrendi ve bir kat daha sevdi MHK başkanını. Aşık insanlarda kendinden bir parça buluyor Köyün Delisi)
BG-Televizyonda ne izliyorsunuz? (Kurtlar Vadisi'ni umuyordu)
UÖ-Western filmlerini çok severim. Spor programlarını seyretmekten hiçbir şeye vakit kalmıyor. Pazar günleri bazen John Wayne filimlerini yakalıyorum bayılıyorum.
EG-İdolünüz maço yani. İlk delegeliğiniz de Emniyetspor'dan. Polisleri de iyi tanıyorsunuz galiba. (Dul ve statü sahibi, maço meyilli bir MHK başkanı. Ankara'nın orta sınıf bayan nüfusunda kesin bir hareketlenme olacak bu röportajdan sonra)
UÖ-Mithatpaşa caddesindeki marketimiz kaleci Yüksel'in kahvesinin yanıydı. Futbol adamları ve polisler oraya gelirdi. Emniyetten tanıdıklarım muhit gereği. (Yeşilçam'ın figüran kahvesi gibi, futbolun senaryosundaki rolünü bekleyenler arasından sıyrılmış Ufuk Bey)
EG- Arkanız sağlam yani.
UÖ-Düşünüyorum da hiç polisten yardım isteyecek kadar başım derde girmedi
EG-Bundan sonra girer artık.(Röportajdan sonra yani)
Sigarayı ben mi yaktım?
BG- Sizin bu tarz konuşmamanız lazım ama. (Hiç vicdan yok bu Bilgin'de)
UÖ- Sen köyün delisi, ben de bu işin delisiyim. Ortada bir arıza olduğunu herkes görüyor. Bunu ben söylemeyeyim mi yani? Bazı şeyleri söylemek lazım arkadaş. (Buna "delikanlı boğuntusu" denir Ustura Kemal'in maceralarında... Söylediysem; "dürüstlük ve iyi niyetimden" anlamına gelir ki, özrü içindedir). Herkes görüyor sigara dumanını; bana diyorlar ki, "tut getir". Yahu arkadaş siz bana getirin. Getiren yok. Ama sigara dumanı var. Yahu arkadaş ben mi yaktım bu sigarayı? Bu sigara yıllardan beri yanıyor. Dumanı yıllardan beri tütüyor. Bu dumanı da herkes görüyor ve biliyor. (Evet... Boğuntu alakasız bir teşbihle biter ve ortada sigara dumanı gibi görünen ama tutulamayan bir şeyler kalır; o kadar)
BG- Peki bu işin içinde paylaşılamayan nedir.(Sigaranın dumanı. Yoktur Bilgin'in imanı)
UÖ-Şimdi "gel gel" yapma Bilgin. Siz de son derece zeki insanlarsınız. Paylaşılanı, paylaşılamayanı herkes biliyor da; hani "akıllı yapamadığını deliye yaptırırmış". Köyün delisi, Federasyon'un delisine soruyor şimdi. İyi niyetli bir soru değil bu.
Kâbusum Anelka
EG- Rüya görüyor musunuz? Ya da kabus?..
UÖ-Görmez miyim. (Başlıyor gülmeye. Soruyu yanlış anladı galiba)
EG- Neler var kabuslarınızda?( Ne olur ne olmaz; rüyayı devre dışı bıraktık)
UÖ- Bazen bööööyle Özgüç'ü görüyorum. (Ayakta gulyabani taklidi yaparak anlatıyor. Boylu boslu da. Ürkünç yani) Karabasan gibi üstüme basıyor. Fenerbahçe maçından sonra görüyorum. Anelka elini sallıyor böyle... Aklımda kalan Özgüç ve Anelka... (Transa girdi galiba)
EG-Yapmayın ya!..(Katılacağız gülmekten)
UÖ-Valla girdi rüyama. Çok kötü girdi yani. Eller... Elleri görüyorum. (Teybi düşürüyorum gülme krizinde)
Bedava kahraman
BG- Peki MHK başkanlığı bitti. Bunca ilgi popülerite... Boşlukta kalmayacak mısınız?
UÖ- Her halde en az bir sene kafamı dinlerim.
EG- Bir sene tatile çıkacak kadar iyi para kazanıyor musunuz MHK'den?(Çorbada tuzumuz olsun)
UÖ- MHK'de hiçbir gelirim yok. Onu da bilin yani. (Hadi bakalım. Ne çok bilmediğimiz şey varmış) Ne benim, ne kuruldakilerin. Resmisi de yok, gayrı resmisi de. Masraflarımız karşılanıyor tabi. Bir de toplantı başına 110 milyon lira alıyoruz. Bugüne kadar 30 defa toplanmışızdır. Yani 3,5 milyar almış olmalıyım. Şimdi ben bunu söylüyorum; istediği tarafa çekecek insanlar. Sordunuz, yanıtladım sadece. (Sonra tekrar rica ediyor, para işini yazmasanız olur mu diye. Delikanlı adamın ağırına gidiyor sızlanır duruma düşmek)
BG-Üstünüze alınmayın ama sormak zorundayız. Avantası mı var peki bu işin.(Sadece bu soru için bile bantları çözerim Bilgin)
UÖ-Bilemiyorum. Ben daha avantasını da görmedim. Kimse öyle bir teklifte de bulunmadı.(Kahkahalar... Biteviye)
EG-Belki Federasyon "git iddaa oyna, parayı oradan kazan" diyordur. (Madem gülüyoruz. Hem röportaj da bitti. Espri yani espri)
Röportaj: Ercan Güven-Bilgin Gökberk/Milliyet
Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 10:40