Gündem
  • 14.4.2004 13:39

SAYGI ÖZTÜRK'TEN ''ATATÜRK-TSK DÜŞMANI GAZETECİLER'' LİSTESİ'NİN PERDE ARKASI...

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında ki ilişki hayli gergin. Başbakanın, Denktaş’ı eleştiren açıklamaları da buna adeta tuz-biber ekti. Denktaş’ın, Türkiye’de konuşmasına bile artık tahammül edemeyenler var. Rauf Denktaş, son olarak 6 Mart 2003’de TBMM’de konuştu. TBMM, Kıbrıs konusunda ''olmazsa olmaz''ları bir kez daha duyurdu. Ancak ''olmazsa olmaz'' denilenler konusunda hiçbir değişiklik yapılmamasına karşın, şimdi görmezden geliniyor. Denktaş’ın, TBMM’ne davet edilip konuşma yapması isteğini ilk Bağımsız Milletvekili Emin Şirin gündeme getirdi. Bu konuda TBMM Başkanı Bülent Arınç’a mektupla yazmakla yetinmeyip CHP, DYP Genel Başkanlarına da aynı konuda girişimde bulunmalarını istemişti. Arınç, Denktaş’ı 15 nisanda TBMM’de konuşma yapması için davet etti. Bakalım, AKP’li milletvekilleri Denktaş’ı dinleyecek mi, sözlerine tahammül edebilecekler mi göreceğiz... ORGENERAL ÖZKÖK’TEN UYARI Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün yaptığı açıklamalara hep ''asker evet-hayır demedi'' diye bakılıyor. Oysa, Orgeneral Özkök’ün konuşmasında önemli uyarılar yer alıyor. Adanın stratejik açıdan önemli olmadığını öne sürenlere Genelkurmay Başkanı ''İngiltere niçin Ada’daki egemen üslerini korumaya neden bu denli özen gösterdiğini hatırlatmak isterim'' diyor. Özkök, ''TSK’nin her konuda tavır koyan taraf olması veya her şeyi kamuouyuyla paylaşması da beklenmemelidir'' diyor. TSK yetkililerinin MGK’da söyledikleriyle, basına yapılan açıklamalar arasında büyük fark vardır. Özkök, planın uygulanmasında ciddi sorunlar çıkabilme olasılığını belirtiyor ve şu eleştirilerde bulunuyor: - Plana göre geçiş dönemi çok krısadır. Bu süre, uygulamanın en hassas safhasını oluşturan Geçiş Dönemi için yeterli değildir. Ayrıca, bu kısa dönemin büyük sorunları da beraberinde gfetirebileceğini ve Ada’da huzur ve sükunun sağlanmasında önemli problemlerle karşılaşabileceğini düşünmekteyiz. - Göçmen durumuna düşecek soydaşlarımızın konut ve isdihdamı için kaynak sağlanamazsa Kıbrıs’ta ciddi toplumsal olayların çıkacabileceğini değerlendiriyoruz. - Kıbrıs. Sadece Kıbrıslı soydaşlarımızın bir meselesi değildir. Türkiye’nin güvenliği de söz konusudur. Kıbrıs’ın, Türkiye’ninz güvenlmiğiyle ilişkisi; Türkiye’ye olan mesafesi ile açıklanacak kadar yüzeysel değil, daha çok Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizin korunmasıyla ilişkilidir. Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) son toplantısında asker üyelerin Kıbrıs’ta mevcut haliyle bir anlaşmaya sıcak bakmadığını belirtmiştim. Askerlerin ''olmazsa olmaz'' denilenlerin hiçbirisinin anlaşmada yer almadığından duyduğu rahatsızlığı da vurgulamıştım. Askerler, Kıbrıs konusundaki görüşlerini şubat ayında Başbakana yazılı olarak da bildirmişti. Askerlerin, mektupta belirtilen görüşlerinde bir gerileme olmadığı, MGK’nın son toplantısında da ortaya çıktı. Ancak, kuşkusuz bu konuda son karar hükümetin. Nitekim bu MGK bildirisinde de ifade edildi. Türk istihbarat birimleri Kıbrıs’la ilgili önemli bilgiler derliyor. Bu köşenin okurlarına, Alman vakıflarının, özellikle Friedrich Ebert Vakfı’nın referandumda ''evet'' a çıkması için kimlerle bağlantılar kurduğunu da vurgulamıştım. Alman Vakıfları hemen her yerde karşımıza çıkıyor. Bugün bir çok parti, sendika, dernek, hatta bazı gazeteciler cemiyetleri bile bu vakıflarla sıkı işbirliği içinde. İsimleri vakıflardan para alanlar arasında geçenlerin kimler olduğu da listede yer alıyor. Listede isimleri bulunanların bazıları vakıflardan yardım aldıklarını zaten gizlemiyorlar. GERGİNLİKTEN FAYDALANANLAR Son dönemlerde kendilerini bazı kuruluşlara ''yakın'' gösteren kişiler türedi. Aslında bu tür kişiler her dönemde bulunur. Ancak ''gerilimli günler''de bunların trafiği de artar. Bazen aslı-astarı olmayan bilgileri de ''gerçekmiş'' gibi sağa-sola taşır ve bunun karşılığını da alırlar. Bu tür kişiler iki tarafı da kendilerince kullanırlar. Bu yalnız bugün değil, her dönemde benzer olaylar yaşanır. Onlar duruma göre yerlerini, bulunmaları gereken yerleri belirler ve buna göre hareket ederler. Son dönemlerde ''İkinci Cumhuriyetçi Atatürk ve Türk Silahlı Kuvvetleri Düşmanı Manda Cephesi'' başlıklı listeden söz ediliyordu. Bu listeyi kimin hazırladığı konusunda değişik söylentiler var. Resmi olmayan, kim tarafından hazırlandığı bile bilinmeyen sözde belgenin, askerleri töhmet altında bırakmaya dönük bir çabanın ürünü olduğu anlaşılıyor. Mehmet Ali Birand, ''listenin Jandarma Genel Komutanlığı’ndan kaynaklandığının değerlendirildiğini'' yazısında belirtti. Yazının yayımlandığı gün Jandarma Genel Komutanlığı’nda böyle bir listenin olup olmadığı araştırılmaya başlandı. JANDARMA, TAHMİN EDİYOR Jandarma Genel Komutanlığı, başta irticai faaliyetler, küçük yaştaki çocukların izinsiz açılan Kur’an Kursları’na götürülmesi, organize suç örgütlerine dönük önemli operasyonlar yapıyor. Özellikle irticai faaliyetlere karşı tutumu, bu çevrelerin, onların bürokrasideki uzantılarını hayli rahatsız ediyor. Son dönemlerde, jandarmanın kaldırılması için bir kampanya yürütülüyor. Asayiş hizmetlerinin ''Kır Polisi'' tarafından yürütülmesi öngörülüyor. Bazı resmi kuruluşlarda öteden beri ifade edilen ve tarikatlarla yakın ilişkisi olduğu öne sürülen kişiler olduğu konuşuluyor. Bu konuda hazırlanan ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bulunan soruşturma dosyaları var. Dahası, haklarında irticai faaliyetler nedeniyle ''kırmızı dosya'' bulunanların, özel emirle ve yasadışı bir biçimde terfi ettirilmeleri var. Gazetecilerle ilgili liste konusu basında yer almaya başlayınca bu konuyu hiç üzerine alınmayan Jandarma yetkilileri, listenin ''jandarma kaynaklandığı'' olduğu yolundaki yazılar üzerine harekete geçti. Böyle bir liste bulamadılar. Ama, bazı gazetecilerde olduğu ifade edilen listenin TSK ile ilgisi olmayan başka bir kuruluşta kimler tarafından hazırlandığını ise tahmin ediyorlardı. Konuştuğum üst düzey askeri bir yetkili aynen şunları söyledi: ''Bir kuruluşumuz içinde, Jandarma aleyhine çalışanlar olduğunu biliyoruz. Bunların sayısı 3-5’i geçmez. Kim olduklarını da biliyoruz. Bunlar yanlış yoldalar. Jandarmayı yıpratmak için çaba gösteriyorlar.'' 8 BİN JANDARMA OPERASYONDA Söz, Jandarmadan açılmışken, yürütülen örnek çalışmalardan da söz edelim. Şu anda 230 bin Jandarma görev yapıyor. Konuştuğum komutan, ''yaklaşık 8 bin jandarma her gün operasyondadır. Kimisi dağlarda, taşlarda eşkıya arıyordur. Kimisi, başka bir operasyondadır'' diyor. Yasalarla Jandarma Genel Komutanlığı’na verilen görevlerden, emniyet, asayiş ve kamu düzeninin sağlanmasıyla ilgili görevlerin yanı sıra, bunlara yardımcı olacak çevre konusu da Jandarmanın öncelikleri arasına girmiş. Ağaçlandırma ve doğal hayatı koruma alanlarında önemli projeler yürürlüğe konuluyor. 230 bin Jandarma, ağaç dikmeye özendiriliyor, çevre bilincinin gelişmesine katkı sağlıyor. Bunun yaşam boyunca bir alışkanlık haline getirilmesi hedeflenerek başlanan, diğer kamu kuruluşlarıyla koordineli olarak yürütülen ağaçlandırma faaliyetlerinde önemli mesafeler alındığı da biliniyor. Tüm illerde, ilçelerde, köylerde jandarmanın fidanları büyüyor. Çölleşmenin yaygın olduğu Konya-Karapınar ilçesinde Meke gölü ve çevresi, ağaçlandırmada pilot bölge olarak seçilmiş. ''Konya-Karapınar Yeşeriyor'' çalışması jandarmanın gururu olmuş. Konuştuğum yetkililer, Aytaç Yalman’ın Jandarma Genel Komutanlığı döneminde başlatılan ağaçlandırma faaliyetleri, yerine atanan Orgeneral Şener Eruygur döneminde de üst noktaya çıktığını söylediler. Aslında, Jandarmanın başka neler yaptığını öğrenebilirsem bir gün sizlere duyuracağım. Saygı Öztürk Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 22:01

İLGİLİ HABERLER