SERDAR TURGUT ERTUĞRUL ÖZKÖK''ÜN KALBİNE NEDEN KAZIK SAPLAMAYI DÜŞÜNDÜ?
Adamımız Ertuğrul Özkök
Sevgili okurlar, şimdi durup dururken bu başlık da nereden çıktı diye soracaksınız biliyorum ama bunu hemen açıklayacağım; çünkü başlık yanlış anlamalara yolaçabilir, sanki ben Ertuğrul bey hakkında bir imada bulunuyormuşum gibi gelebilir insanlara. Yani yanlış anlamayın, ben öyle imalarda katiyen bulunmam filan demiyorum kendim hakkında, gayet tabii ki ben de her gazeteci gibi dedikoducu ve kötüyüm, yani kapasitem gayet iyidir; bilmem anlatabiliyor muyum?
Ama durum böyle değil, bilmem hatırlar mısınız; bir önceki yazımda yıllar sonra Özköklerin evine yemeğe gittiğimizi yazmıştım ve de yemeğin sonunda bizim acele kalktığımızı anlatmıştım. O gece boyunca bizden beklendiği üzere gazete dedikodusu filan yapılmadı. Ertuğrul bey ve ben karşılıklı check-up raporlarımızı karşılaştırdık ve ileride kimin, ne hastalıklar olabileceğini neşeyle tartıştık. Sonunda ben onun gece saatlerinde tansiyon ve nabzının sıfıra yakın düzeye düzenli olarak indiğini öğrendim. Bunu duyunca ilk önce şaka yaptığını zannettim ama o hiç gülmüyordu.
Şaşırdım gayet tabii ki hakkındaki bu yeni gerçeği öğrenince, ne yalan söyleyeyim biraz da korktum. Çünkü benim bilebildiğim kadarıyla gece vakitlerinde nabız ve tansiyonu sıfıra yakın düzeye inen ve hatta sıfırlanabilen dünyada bir tek vampirler vardı. Ben o gece bir ara Ertuğrul beyin dişlerini kontrol etmeye çalıştım, ama o galiba bu davranışımdan pek hoşlanmamış olmalı ki bana tavır koydu. Bunun üzerine ben bir ara bir sivri uçlu kazığı alıp kalbine saplamayı bile düşündüm, filmlerden bildiğim kadarıyla vampirleri ortadan yok edebilmenin tek yolu buydu. Bundan da üzerinde biraz düşündükten sonra vazgeçtim; çünkü bu yöntem bir misafirlik gecesine hiç de yakışmayacak kadar bence fazla dramatik bir final olacaktı. Bir ara hiç de hoşlanmadığım köpeğini kessem, kan akıtsam da Ertuğrul beyin bu işe tepkisine bakarak sonuçlara varsam diye de düşündüm ama buna da Tansu kızardı mutlaka.
Sonunda Ertuğrul beyin bir ihtimal vampir olmayabileceğine de karar verdim. Bilmem hatırlıyor musunuz; bir ara ADAMIMIZ FLINT adında bir film karakteri vardı. OUR MAN FLINT uyumak istediği zaman nabzını durdururdu ve uyanma zamanı geldiğinde de özel saati onun nabzını tekrar çalıştırırdı. Henüz daha vampir olmadığı için ajan FLINT''e benzediğine emin olduğum ADAMIMIZ ÖZKÖK de galiba gece uyku vakti yaklaştığında hem nabzını, hem de tansiyonunu sıfırlıyor olmalıydı. Bana göre bu uyku değil, geçici ölüm demekti ama işin ilginç tarafı Özkök''ün her geçici ölümden uyanışında bile yine de önüne ilk çıkan insana nasıl da hiç uyuyamadığını anlatmasıydı. Eğer onun bu uykusuna da derin uyku demeyeceksek başka neye uyku diyeceğiz ki bilemiyorum. Ben size birşey söyleyeyim mi istediği zaman ölüp, istediği zaman hayata dönebilen bir insandan ben korkarım arkadaş. Bir de ben uzun zamandır düşünüyordum, Özkök genel yayın yönetmeni olarak kalmaya bunca yıl nasıl dayandı diye. Cevabı sonunda buldum: Canı çok sıkılınca kendini geçici öldürüyor olmalı. Mesela, ben eminim ki eskiden ben ona konuşurken kendisini çoktan öldürmüş, öyle dinliyormuş gibi bakıyor olmalıydı. Bu aralarda ben de özellikle yazarlarla konuşurken ''Keşke bende de geçici ölme yeteneği olsaydı'' diye düşünüyorum. Ancak ben beceriksiz insanımdır, yeteneğim olsaydı bile kendimi geçici öldüreceğim diye kalıcı öldürüverirdim, öyle bir kazada bana en çok koyacak şey olaydan sonra Ertuğrul beyin başıma gelene çok güleceğini bilmemdi. Sırf kendime güldürmemek için hayatta kalıyorum, bundan da haberiniz olsun. Bir ifşaat; son hastalığımda Ertuğrul bey geldiği hastane odamda bana güldü, ben de o bana gülüyor diye güldüm. Bir de geçici ölüm durumu olsaydı kimbilir daha ne eğlenirdik düşünebiliyor musunuz?
Serdar Turgut
Akşam
Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 11:04