Gündem
  • 9.1.2005 16:05

ŞİMDİ DE BAZI SAKAL MODELLERİ 'AKREDİTE' DEĞİL

Biliyorsunuz, Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde Özel Kuvvetler Tesisleri'nin inşaatına ilişkin iddialar çerçevesinde görülmeye başlanan dava habercilik açısından bayağı bereketli çıktı... Bu çerçevedeki en son "bomba" haber, eski MGK Genel Sekteteri'nin söz konusu tesislerin müteahhitine "güzel bir ev" sahibi olabilmek amacıyla 150 bin dolar borçlanmasıyla ilgiliydi. Eski MGK Genel Sekreteri'nin müteahhitin verdiği bu bilgiyi vakit geçirmeden doğruladığını da biliyorsunuz. Eski Genel Sekreter'in bu borçlanma işinden hiç mi hiç rahatsız olmadığına da şahit oluyoruz. Ne olmuş yani; çok daha "ilgisiz" bir borç meselesi bir zamanlar Fransa'da bir başbakanı intihara götürmüş olsa da, bu işin büyütülecek bir yanı var mı? Borcunu inkar eden mi var, elbet bir gün ödeyecek! Çayyolu'ndaki ev satılır satılmaz borç kapatılacak...

Yani demek istediğimiz, Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde görülmekte olan davalar habercilik açısından gerçekten çok bereketli çıktı.... Gerçi basın bu mahkemede görülmekte olan bir başka davada kürsüde iki askeri hâkim ve bir askeri savcının yanında üstlerinde cübbe olmayan bir orgeneral ve bir korgenerali gördüğünde hiç irkilmedi ama bakalım belli olmaz, belki bir gün bu olay da "haber" olur...

Şimdi de gelelim medyanın Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde görülmekte olan davaları izleme-izleyememe meselesine....

Belki bin kere yazılıp çizildiği için uzatmaya gerek yok: Bu mahkemede görülmekte olan davalar, kapalı duruşma talebi mahkeme heyeti tarafından baştan reddedildiği için, prensip olarak medyanın izleyebilmesi gerekiyor. Zaten "genel olarak" uygulama da bu yönde. Ancak dikkat ediyorsanız "genel olarak" diyoruz, çünkü söz konusu mahkeme Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde olduğu için işin içine "özel şartlar" giriyor. Yani şu ünlü "akreditasyon" meselesi....

NİZAMİYEYİ AŞAMAYANLAR

Tamam yalan değil; bir dönem ülkedeki bazı gazete ve televizyon kanallarının (ve tabii onların varlık nedeni olan okuyucu ve izleyicilerin) önüne çıkarılan "akreditasyon" engeli bir müddettir epeyce gevşetilmiş durumda. Hatırlayın, daha çok yakınlarda Yeni Şafak'ın bile önünde bu engel yok muydu? Ama söylediğimiz gibi bu engel tamamen değil "kısmen" kaldırılmış durumda. Yani yine bazı medya kuruluşları "nizamiye"yi aşamıyor.

İşte Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde görülmekte olan "Özel Kuvvetler" davasının ikinci duruşmasında da bazı gazeteler yine bu engelle karşılaştı. İki gazete, Tercüman (Ilıcaklar) ve Birgün muhabirlerinin duruşmayı izlemelerine izin verilmedi. Tercüman gazetesinin bu uygulamaya tepkisi (Nazlı Ilıcak'ın kaleminden) haklı olarak sert oldu. Ilıcak, Genelkurmay nizamiyesinde kendilerine konan bu yasağın iptali için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvuracaklarını, oradan da olumlu bir yanıt almadıkları takdirde konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götüreceklerini ilan etti. (Tercüman'ın bu haklı isyanında önemli bir hususun unutulmuş olduğunu da hatırlatalım: Tercüman, kendisiyle birlikte kapıdan çevrilen Birgün'ün adını bile ağzına almamaktadır!)

Durun bitmedi; bu duruşmayla ilgili olarak yepyeni bir "yasak koyma" olayı daha yaşandı. Bu kez sorun gazetenin "akredite" olup olmamasıyla ilgili değildi. Bu kez yasak gazeteye, yani bugüne kadar "akreditasyon" sorununu yaşamamış olan Radikal gazetesinin muhabiri Adnan Keskin'e geldi. Mutlaka tanıyorsunuzdur, "Ankara haberciliği" söz konusu olduğunda Adnan Keskin gerçekten de Radikal'in "bel kemiği"dir; yani (gazetenin Ankara temsilcisi Murat Yetkin'in sözleriyle) "hukuk uzmanlarıyla yasaların yorumlanışı üzerine tartışmaya girecek kadar konusuna hâkim, deneyimli bir gazeteci"dir.

'ADNAN BEY'İN SORUNU...

Adnan Keskin'in şöyle bir özelliği daha vardır: "Yüzünün tamamı" sakalla kaplıdır! Olmadı işte; nitekim Keskin, duruşma salonunun kapısındaki görevli tarafından "Adnan bey, sizinle ilgili bir sorun var" denerek nazikçe geri çevrilir....

Gelişmeleri yakından izleyen Murat Yetkin, durumu şöyle özetliyordu: "Aynı dakikalarda Genelkurmay Genel Sektereterliği yetkilileri de beni arıyordu. Sorun Adnan Keskin'in sakalıydı. 28 Şubat sürecinde yayınlanan bir Genelkurmay yönergesi uyarınca TSK tesislerine sakallı birinin girmesine izin verilmiyordu."

Tahmin ettiğiniz gibi sonunda Adnan Keskin görevi bir başka muhabire teslim ederek ayrılır. Kime, nasıl birine mi? Bunun cevabını da Yetkin versin:

"Bunun üzerine duruşmayı izlemek üzere Tolga Akmer'i görevlendirdik. O da izledi. Adnan Keskin'in yüzünün tamamını kaplayan sakalı duruşmayı izlemek için uygun bulunmamış, ancak Tolga Akmer'in biçimli çene sakalı uygun bulunmuştu."

"Ama sonuç itibasiyle ikisi de 'sakal' değil mi?" diye sormuyorsunuzdur herhalde! Çünkü soruyorsanız cevabını alamayacaksınız....

OKUR MEKTUBU...

Şimdi de gelelim konuya ilişkin bir "okur mektubu"na:

Okurumuz Ahmet Akyol'dan geliyor bu mektup. Selam sabahtan sonra şöyle devam ediyor:

"Bugünkü Radikal'de Murat Yetkin'in 'Sakal davası' yazısı gözünüzden kaçmamıştır eminim. Sadece Radikal gazetesi muhabirini düşünen ve olay sadece kendi başlarına gelince kınayan bu yazı, doğrusu kanıma dokundu ve Radikal'in internet sayfasında yorum yazdım. Daha önce yorumlarımı hep yayımlamalarına rağmen bu sanırım işlerine gelmedi ve editör onayı almadı...."

Ahmet Akyol, mektubuna yayımlanmak üzere Radikal'e gönderdiği yazıyı da iliştirmiş. Yerimiz dar olduğu için bu yazıyı olduğu gibi aktaramıyoruz. Ancak "tadımlık" faslından yazının şu pek yerinde bir iki cümlesini yayımlayabiliriz herhalde:

"Yazınızda iki gazetecinin akreditasyon sorunu yaşadığını belirtmişsiniz ama ona bir itirazınız yok."

Evet, bugünlük de bu kadar...

Aslına bakacak olursanız, toplumsal hafızamızdan bir an önce defedilmesi gereken "Her koyun kendi bacağından asılır" şeklindeki şu ünlü atasözümüz belli ki "Türk medyası" nezdinde de çok itibar görüyor.... Öyle değil mi? "Akreditasyon sorunu"nu aşan her kuruluş refiklerini hemen o saat unutuveriyor! (K.B.)

Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 23:36

İLGİLİ HABERLER