TAKSİM’E ÇIKSAYDIK ‘PARTİLERİN KAPATILMADIĞI GERÇEK BİR DEMOKRASİ İSTİYORUZ’ DİYECEKTİK!
Başbakan Erdoğan, işçilerin Taksim Meydanı’na girmesine engel olarak, AKP’nin kapatılmasına karşı çıkan bir bildirinin okunmasını engellediğinin farkında mı bilinmez, ama DİSK Başkanı Süleyman Çelebi çok net konuşuyor: “Biz, AKP gibi sadece kendimize demokrat değiliz. Partilerin kapatılmadığı gerçek bir demokrasi için mücadelemizi sürdüreceğiz...”
Neden illa Taksim Meydanı?
Problem 1 Mayıs 1977 katliamı ile başlıyor. O gün 34 arkadaşımız ölmüş, bizim onları öldükleri yerde anmamıza bile izin verilmiyor. Taksim restleşmesi, Taksim dayatması, Taksim inatlaşması denilen olay bu... Taksim olmasaydı, bir başka yerde insanlar ölmüş olsaydı orada kutlamak isteyecektik 1 Mayıs’ı. Bizim için birinci anlamı bu Taksim’in.
1 MAYIS’I ÇAYIRDA VE ÇUKURDA KUTLAMAYACAĞIZ
Peki ya ikinci anlamı?
Sanki 1977’de bu iş bitti gibi bir izlenim yaratıyorlar. Halbuki 1978’de kitlesel olarak o meydanda bayram kutlandı. Ne zaman bayram yasaklandı? 1979 dönemi sıkıyönetim koşullarında. Dönemin komutanlığı izin vermedi. Bütün yöneticiler gözetim altına aldı. 1980’de ise sokağa çıkma yasağı koydular. Bizim 1 Mayıs’ta 34 arkadaşımızı anmamızı, onlara saygımızı bile esirgiyorlarsa orada bir sorun var demektir. Bizim rövanş alma gibi bir derdimiz yok. Ama o olayın açığa çıkması konusunda taleplerimiz var. Bu katliam yaşanmış ama saklanmış, gizlenmiş, tozlanmış, raflarda duruyor. Kimin yaptığı hâlâ açığa çıkmadı. Kahramanmaraş katliamı da henüz açığa çıkmadı, Çorum katliamı da henüz tam açığa çıkmadı. ‘Üzerine bir bardak su için’ diyorlar. Biz üzerine bir bardak su içmiyoruz. Aslında 34 arkadaşımızın ölmesinin ötesinde başka anlamları da var Taksim Meydanı’nın. 1977’te o meydanda ölenlerin ve o gün orada olup da şu anda hayatta olanların çocukları, torunları da orada olmak istiyorlar. Bize sürekli şu söyleniyor; ‘Siz gidin yöneticiler olarak kutlayın. Bin kişi, 2 bin kişi. Ama diğerleri gelmesin.’ Oysa Artvin’den, Konya’dan geliyor insanlar, ‘Benim babam oradaymış, benim dedem oradaymış’ diye... O insanlar ‘Ben o alana çıkamadım’ dediği sürece içlerindeki yarayı onaramıyoruz. Bu çok önemli. Buna duygusal diye bakılabilir ama biz öyle bakmıyoruz. Bir başka anlamı da şu; bütün ülkelerde 1 Mayıs İşçi Bayramı en önemli merkezlerde kutlanır. Bana bir merkez söylesinler ki, Kazlıçeşme gibi ‘kendin çal kendin oyna’ bir yer olsun veya Çağlayan gibi hayattan uzak olsun. DİSK bu anlayışı 2004 1 Mayıs’ında ’Çayırda çukurda 1 Mayıs kutlamayacağız’ diyerek reddetti. Üstelik Taksim bizden başka herkese açık. Yılbaşı kutlamaları yapılıyor, travestiler toplanıyor... Polis günlerinde, çocuk bayramlarında, Bosna Hersek’le ilgili gösterilerde açılıyor. Bu da açıkça Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ediyor. Devletin bu gün gelinen noktada, Tandoğan ve Çağlayan’da güvenliği sağlarken Taksim’de, Kızılay’da sağlayamaması ise bir aczin ifadesinden başka bir şey değil. Devlet acz içinde olamayacağına göre, bu yasaklamaların, bu antidemokratik, baskıcı ve yasakçı anlayışların, bir provokasyon paranoyası olduğu açıktır.
Peki Taksim Meydanı’na çıksaydınız ne diyecektiniz?
‘Biz, çifte standartlara karşı; gerçek bir demokrasi için buradayız. Grevlerin yasaklanmadığı, sendikalı işçilerin işten atılmadığı, sendikaların ve partilerin kapatılmadığı gerçek bir demokrasi istiyoruz’ diyecektik. Biz, demokrasiye AKP Hükümeti’nin baktığı gibi bakmıyoruz çünkü. Demokrasiyi yalnız kendine isteyen bir bakış açımız yok bizim. Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla çalıştırılmasını istiyoruz. Ayrıca, ‘Demokratik ve sosyal bir anayasa istiyoruz’ diyecektik. Tabii yalnız kendilerini kurtarmaya yönelik, partilerinin kapatılmaması için bir paragraf koyarak değil. Bakın, 28 Şubat sürecinde mağdur rolünü çok iyi kullandılar, çok daha etkin geldiler. Şimdi yine kapatma davasıyla mağdur yaratılmaya çalışılıyor. Esas mağdur olanlar iktidara gelmiyor, mağdur rolüne soyunanlar iktidar oluyor.
Bugün ‘partiler kapatılmasın’ diyorsunuz ama DİSK 28 Şubat sürecini desteklemişti...
O bir süreçti. Ben DİSK’in yönetim kurulunda değildim. O zaman Başkan Rıdvan Budak’tı. Ama biz asla reddi mirasçılık yapmayız. O gün bizim Sultanahmet’te, başka yerlerde yaptığımız mitingler var. Hep ‘Ne şeriat ne darbe!’ dedik. Sorunlar demokrasi içinde çözülsün istedik. Bu şimdiki iktidar için de geçerli. Askeri diktatörlüğün yerleşeceği bir sistem yerine elbette biz demokrasinin yürüdüğü bir sistemi içimize sindiririz. Eğer o zamanki bazı kişilerin ifadelerinde 28 Şubat’a bir destek vurgusu görülüyorsa bu DİSK’in temel yaklaşımı değildir. Biz DİSK olarak demokrasi dışında çözümleri onaylayan bir örgüt değiliz. Eğer yanlış anlamalara neden olan ilişkiler varsa da bu ilişkileri DİSK’ten ayrı tutmak lazım.
Türkiye, şu anda darbe ve şeriata ne kadar uzaklıkta sizce?
İkisi açısından da riskli bir süreç yaşıyoruz. Bunu söylemek istemiyorum aslında, kimseyi korkutmak da istemiyorum. Elbette Türkiye de bu kadar boş bir ülke değil. Türkiye’nin dinamikleri bunu aşacak güçte. Yeter ki toplumsal ve siyasal mücadele doğru verilsin. Toplum askeri çözümleri de, şeriatı da istemiyor. Ama şeriatın altyapı hazırlıkları var mı derseniz, bu konuda da kaygılarım var... Kadrolaşmadan doğan kaygılarım var.
Sizce AKP kapatılacak mı?
Bu yargı sürecindeki bir olay. Kapatılacak ya da kapatılmayacak diyemeyiz. Hukuka güveneceğiz. Eğer bu devlet, sosyal hukuk devletiyse sonuca inanacağız.
SEZER ARADI, ’BİR GÜN MUTLAKA 1 MAYIS’I TAKSİM’DE ÖZGÜRCE KUTLAYACAĞINIZA İNANIYORUM’ DEDİ
“Önümüzdeki yıl 1 Mayıs’ı nerede kutlayacaksınız?” diye sordum Çelebi’ye, şöyle yanıtladı: “Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer aradı. Geçmiş olsun diye... ‘Bir gün mutlaka 1 Mayıs’ın özgürce kutlanacağına inanıyorum’ dedi. Biz de Taksim’de olmak için mücadele edeceğiz. Türkiye’nin o günkü koşulları ne olur bilmiyorum, ama biz bu sevdadan, bu inancımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.”
(MİNE ŞENOCAKLI-VATAN)
Güncellenme Tarihi : 15.5.2016 09:02