Medya
  • 9.3.2004 01:36

VAKİT'TEN HASAN KARAKAYA MEHMET METİNER'İ YAZDI : PANTOLONUNU ÇIKARIP BEYAZ DONUYLA HAVUZA GİRİNCE DONUP KALDIM

Adına “Promosyon” diyorlar... Görmüşsünüzdür, “yeni kaset”i çıkan veya çıkacak olan bir şarkıcı, türkücü veya popçu, ekran ekran dolaşır, “kasedindeki parçalar” hakkında konuşur!.. Hatta, bu arada “kasetten birkaç parça” da söyler!.. Bunu, “kaset firmaları”nın tezgâhladığını herkes biliyor... Hani, “reklâm” olsun ki, “kaset”ler daha fazla satsın!.. Haa, bu arada “unutanlar” da, yeniden hatırlasın “sanatçı”(!)larımızın yüzlerini!.. Sektörün “tezgâhtar”ları; sanatçıları ekrana çıkarıp “promosyon” yaparken, bir yandan da, alttan alta “provokasyon” fiştaklarlar!.. Her ne hikmetse; Kaseti çıkacak şarkıcı, türkücü veya popçu, tam da o günlerde ya “karısını aldatmakta”dır, ya “yeni bir sevgili” bulmuştur, ya da geçmişte bir “taciz” veya “tecavüz” olayına karışmıştır!!! BANU ALKAN OLAYI İşte ben; Bu tür “pompalama”lara, “provokasyon” diyorum!.. Çünkü bunlar; Şarkıcının daha çok gündeme gelmesi ve daha çok tartışılması için uygulanan “kışkırtma taktikleri”dir!.. Tartışılsın ki, “gündem”de daha çok kalsın sanatçı!.. Tartışılsın ki, “merak” edilsin!. Öyle ya; “Kaset” deyip, geçmemek gerekir!.. Onun için de “yatırım” yapılıyor!.. Adamlar enayi değil elbet!.. Kaset satılacak, “para”ya dönecek ve “kâr” getirecek!.. “Köşe dönülecek” köşee!.. O halde, dayan “promosyon”a, gaz ver “provokasyon”a!.. Ser, bütün “çamaşır”ları gözler önüne!.. “Kirli”ymiş, “temiz”miş önemli değil!.. “Geçmiş”i dök ki ortaya, insanlar “tahrik” olsun!.. Olsun da, “reyting” artsın, “tiraj” patlasın!.. Birinci partide “voli” vuruldu vuruldu, eğer vurulmazsa, ikinci partide vur sırtına tekmeyi!.. Hele hatırlayın... Bir zamanlar “Banu Alkan fırtınası” esmişti ekranlarda!.. Sabah, öğle, akşam, gece... Günün her saatinde ekranlardaydı kadın ve “Neremi, neremi?” sözü, beyinlerimize kazınmıştı!.. Sonrası malûm; “Güzellik yarışması”nda Banu Alkan mı birinci olmuştu, yoksa Oya Aydoğan mı?.. Al sana promosyon!.. Al sana provokasyon!.. Kadında “müzik”ten eser yoktu!.. İşin garibi, “fizik” de yoktu... Ama, öyle bir pompalanıyordu ki, insanlar bu kadında bir “cevher” olduğunu düşünmeye başlamışlardı. O halde; Bir “kaset”ini almalı, “müzikten anladığını” etrafına göstermeliydi!.. Böyle satıldı Banu Alkan’ın kasetleri!.. “Saftorik” kadın pozlarında, “Kasetim çıktı aldın mı?” diye diye!.. “Neremi, neremi?” deyip, orasını-burasını göstere göstere ve tüm “eski çamaşır”larını ortaya döke döke!.. Ya şimdi?.. Adını anan yok!.. “Kullandı... Kullanıldı” ve atıldı... Ama bu arada epey de kaseti satıldı!.. KİTAP ÖNCESİ! Bilirsiniz... Bu metod, daha sonraları “bazı yazarlar” tarafından da tatbik edildi!.. Kendini “gündeme oturtmak” isteyen bazı yazarlar, tam da kitaplarının piyasaya çıkacağı günlerde, kamuoyunu “tahrik” edecek “söz” veya “tavırlar” içine girdiler!.. Ya da; Kitaplarındaki “tartışmalı” konuları kulaklara fısıldayıp, kendilerinin “konuşulmasını” sağladılar!.. Daha sonra da; Aynı ekranlara çıkıp, güya “savunma”ya geçtiler!.. “İşin aslı o değildi de, böyleydi!.. Yanlış anlamışlar!” falan, filan!.. Tabiî; “Yüreği yanan”ların üzerine, “benzin” sıkmayı da ihmal etmediler!.. “Onlar düzeysiz!” “Onlar din baronu!” “Onlar süfli!” “Onlar ne anlar?” Bu ve benzeri sözleri özellikle sarf ettiler ki, “galeyan” olsun!.. “Kışkırtılsın” insanlar!.. “Tahrik” olsunlar ki, “yahu ne yazıyor bu adam?” deyip, “kitaba hücum” olsun!.. İtiraf etmek gerekir ki; Başarılı da oldular!.. Kitapları, “iyi tiraj” yaptı!.. Epey para kazandılar!.. Döndüler köşeyi!.. “Din baronu” diye diye, kendileri “din tüccarı” oldular!.. Eh, onları ekrana çıkaran televizyonların “reyting”ini de yabana atmamak gerekir!.. Onlar da, “ortalık kızıştırıcı” ve “kışkırtıcı” yayınlarıyla epey “reyting” aldılar!.. Reyting deyip geçmeyin!.. Reytingte her puan, “reklâm pastasından daha fazla pay” demektir!.. Yani, “alan” memnun, “satan” memnun!.. Peki, ya; bu “kayıkçı kavgası”na aldanıp, “satışa gelen”lere ne demeli?.. Kusura bakmasınlar ama; Onlar da “enayilik”lerine doymasınlar!.. Çünkü; Merhum Nasreddin Hoca’nın, “Yorgan gitti, kavga bitti!” demesi gibi, “kitap”lar bitince, televizyonlardaki “hitap”lar da, bitti, “ateşli hatipler” de!.. Ceplerini doldurup, çekildiler ekranlardan!.. Ta ki; “Yeni bir kitap” hazırlayıp, “piyasa”ya çıkana kadar!.. MEHMET... DÜN-BUGÜN Doğrusunu söyleyeyim mi; Bugünlerde, “birisini” bekliyordum ekranlarda... Çünkü, epey zamandır ortalıkta yoktu!.. Hani, “yaşıyor mu, yaşamıyor mu?” diye, endişeye bile kapılmaya başladım!.. Epeydir “Nur”undan mahrumuz!.. Acaba işler mi kesat, yoksa “yeni bir kitap” mı yok hazırda?!? Derkeeen... Aniden, “Metin bir er”imiz arz-ı endam eyleyiverdi ekranlara!.. Önce “gazete manşetleri”ne, daha sonra da, gayet doğal olarak “televizyon ekranları”na!.. İnanın; İlk gördüğüm ve duyduğum anda, “Düğün değil, bayram değil; kartel, Mehmet’i niye öpüyor?” diye geçirdim içimden!.. Öyle ya; Mehmet Metiner denilen şahıs, 1980’li yıllarda MSP, daha sonra RP ve FP, ardından HADEP içerisinde bulunmuş, hiçbir zaman da “bulunduğu dar çevre”nin dışında konuşulmamış, itibar görmemiş ve hatta “dışlanmış” bir adam!.. Ve hatta; “Tokatlandığını” ve “kovulduğunu” söyleyenler bile var!.. Ama o; Bir “danışman” gibi, bir “teorisyen” gibi, bir “aydın” gibi, bir “alim” gibi, bir “kurmay” gibi pompalanıyor kartel tarafından!.. Hiçbir yerde “dikiş” tutturamamış, hiçbir “fikir”de oturamamış, hiçbir “yer”de duramamış, sürekli “git-gel” yaşayan; çıkardığı “Girişim” ve “Zemin” dergilerinde başarılı olamamış bir adam!.. Dün; “Tıpkı Taliban gibi düşünüyorduk!.. Devleti ele geçirip, toplumu Müslümanlaştırmak istiyorduk!.. Tüm heykelleri put olarak görüyorduk!” diyen, Bugün ise; “Yeni tarz İslâmcılığı benimsiyorum!.. Demokrat bir İslâmcıyım!.. Din devletine karşı bir İslâmcı!” diyen bir zat!.. “Gelişme”nin de ötesinde “değişim” gösteren ve hatta “sürekli dönüşüm” sergileyen bir kişilik!.. İyi de; Bunun sonu nereye gidecek?!? Dünden-bugüne değişen bir Mehmet Metiner’in, “yarın” değişmeyeceğinin garantisi ne?.. Bundan sonraki “rota”sı neresi?.. En önemlisi de; “özel sohbet”lerde söylenmiş sözleri bugün ortaya dökmenin esbab-ı mucibesi ne?.. EN SON, BEYAZ DON! Bana sorarsanız; “Mehmet Metiner’e dair” aklımda kalan tek “görüntü”, ekranlara yansıyan “beyaz don”uydu!.. Galiba, “FP’ye danışmanlık” yapıyordu o zamanlar... FP de, Kızılcahamam’da “kamp”a girmiş, “yeni stratejiler” geliştiriyordu!.. Mehmet Metiner de; “Teorisyen, taktisyen” ve de “entelektüel” bir aydın(!) sıfatıyla, onlara “yol” gösteriyordu!.. “Strateji”ler çizilmiş, “karar”lar alınmış, sıra “stres atmaya”, pardon “havuz sefası” sürmeye gelmişti!.. Aaa, o da ne?.. Metiner’in ayağında “beyaz bir don!” Herhalde günlük giydiği don!.. Hayır; “Şort” değil, “mayo” değil, “Haşema” hiç değil!.. Basbayağı don!.. Dondum kaldım o an!.. Utandım!.. “Aydın”lık adına utandım, “entelektüel”lik adına utandım!.. Be adam; Madem girecektin o havuza, bari “pantolon”la girseydin!.. Ya da hiç girmeseydin!.. Tamam, “şeffaf” olalım!.. Ama birader, “don”umuzu da göstermek zorunda değiliz ki!.. Hele “içimizi teşhir” etmenin âlemi ne?.. Keşke o kadarla kalsaydı!.. Dün “don”uyla ortaya çıkan adam; bugün, “ispiyon”larıyla her şeyi “teşhir” ediyor!.. Dilerim; O günlerde “ak” donla ortaya çıkmış olması, bugün “AK Parti”ye bir mesaj değildir!.. Çünkü; Girdiği yerlerden “donunun akıyla” çıkan adamların, bir başka havuzdan “yüzünün akıyla” çıkacağından kuşkuluyum!.. AAA, KİTAP YAZIYORMUŞ! Her neyse... Gelelim, “ekran muhabbeti”ne... Dedim ya; Bugünlerde, ekranlarda, beklediğim şahsı değil de, Mehmet Metiner’i görünce, hele de “tartışmalar”ın giderek tırmandığını görünce, merak etmiştim; “esbab-ı mucibesi” nedir?.. Neyse ki, önceki gece, “uykusuz kalma” pahasına öğrendim!.. Bahri Zengin beyle birlikte katıldığı Fatih Altaylı’nın “Teke Tek”inde söylediklerinden anladığım şu ki; Zat-ı muhterem “yeni bir kitap” yazıyormuş!.. İkide bir; “Onu da yazdım!.. Kitabımda var!.. Tamamını söylemiyorum, ama o konunun detaylarını yazdım!” demesinden anladım ki; sanatçılar gibi, “şarkı”larından küçük küçük bir “kuple”ler okuyor!.. Gerisi?.. “Kaset”te!.. Pardon, “kitap”ta!.. Sizin anlayacağınız; Hep aynı taktik!.. Ya da; Hep aynı promosyon!.. Veya provokasyon!.. Maksat; Kitleler “tahrik” olsun ve kitap alsın!.. Ortalık “bulansın” ki, daha fazla “balık” avlansın!.. Bildik “taktik”ler!.. Bildik “numara”lar!.. HANGİ FİKİR? Aslına bakarsanız; benim şu yazıyı yazmam da, bu “numara”lara alet olmaktan başka bir şey değil!.. Çünkü; Bir insan ne kadar “gündem”de kalır, ne kadar tartışılırsa, “reyting”i o kadar artar!.. Eh; yüksek reyting de, “daha çok kitap” demektir!.. Evet; resmen ve alenen söylüyorum: Bu “mandepsi”ye bastım!.. Bile bile katıldım “tartışma”ya!.. Ama, “haz” aldığımdan değil!.. “Gına” geldiğinden!.. “Kabak tadı” verdiğinden!.. Biliyorum ki; Kendinin “entelektüel ve aydın” olduğunu söyleyen Metiner, diğer meslektaşlarımın yazılarına söylediği gibi, bu yazıyı da “düzeysiz ve süfli” bulacaktır!.. Diyecektir ki; “Fikirlerime cevap verin!” Hangi fikir?.. “Dünkü” fikirlerini mi konuşacağım seninle, yoksa “bugünkü”leri mi?.. Bırak “yarın”ı, biraz sonra hangi “Zemin”de olacağını nereden bilebilirim?.. O kadar “kaygan zemin”desin ki, yarın “Kızıl Çinli lider Jiong Zemin”i savunmayacağının garantisi yok!.. Öyle ya; Jiong Zemin’in Çin’i de, son yıllarda hayli yükselişte!.. Sahi be Mehmet; Senin “teorisyen”lik, “taktisyen”lik ve “kılavuz”luk yaptığın hangi parti, hangi görüş, hangi fikir “iktidar” oldu bugüne kadar?.. Yoksa, tam “batacakları” sırada, terk mi ettin o “gemi”leri?.. “Fikir”miş!.. Hangi fikir?.. Banu Alkan’da fikir mi var dı ki, çıkardılar “ekran”lara?!? Maksat, promosyon!.. Biraz da provokasyon!.. “Neremi?.. Neremi?..” “Kasetim çıktı, aldın mı?” Ya da; “Kitabım çıkıyor, duydun mu?” “İyi satışlar” Mehmet!.. Doğrusu; “Çok iyi bir satıcı”sın!.. Merak ediyorum; “Birileri”ne, yine Bağdat Caddesi’nde “60 milyarlık daire” alabilmek için mi satıyorsun “geçmiş”ini? Bu kaçıncı alış, bu kaçıncı satış? Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:47

İLGİLİ HABERLER