Gündem
  • 21.8.2009 09:03

AÇILIMIN ANA ÇİZGİSİ DEMOKRATİKLEŞME

Türkiye Ağustos sıcağında daha önce görmediği bir siyasi hareketlilik yaşıyor ve “demokratik açılım”ı konuşuyor. Bu kez hem Kürt sorununu çözme hem de PKK terörünü bitirme konusunda olumlu gelişmeler oluyor. Bodrum'un mavi
denizine bakan terasta Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ile demokratik açılımı, Öcalan'ın basına yansıyan açıklamalarını konuştuk. Cevat Öneş, toplumun çözüm istediğini AK Parti'nin buna uygun siyaset yaptığını ve çözüm konusunda dönüşü olmayan yola girildiğini söyledi.

Kürt sorunun uzun bir tarihi, PKK terörünün ise 25 yıllık bir geçmişi var. Terör meselesinden başlayalım. Öcalan'ın 1999'da yakalanmasına rağmen bugüne kadar bu konuda neden somut bir adım atılamadı?

Kürt meselesi Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye'nin en önemli ve öncelikli meselesi olmuştur. Bu sorunun çözülmesi her zaman tartışılmıştır, sayısız rapor hazırlanmıştır. Ancak hiçbir adım atılamadığı için bugüne kadar sorun da, terör de şiddetini arttırarak, kapsamını genişleterek devam etmiştir.

Neden?

Devletin güvenlik konsepti ve algılamalarının yanlış olduğu için. Devletin sorunların çözümünde güvenlik ağırlıklı bakışı, insanı ön plana çıkaran bir bakış sahip olmaması bu sorunun çözülmesine engel oldu. Oysa bugün Türkiye'nin iç dinamikleri, bölgesel ve küresel gelişmeler, bugün bu sorunun çözümünü zorunlu kılmaktadır.

TOPLUM ARTIK ÇÖZÜM İSTİYOR

Çözüm sürecinin başlamasında hangi güç daha ağırlıklı?

Bugün Kürt sorununun çözülmesinde en baskın güç Türkiye'nin toplumsal talepleridir. Toplum, demokratik standartlarımızın yükselmesini, ekonomik refahın artmasını ve barış istiyor. PKK terörü, Kürt sorununun sonucudur. Ama Kürt sorunu da Türkiye'nin demokratik standartlarının yetersiz olmasının bir sonucudur. Bu açıdan çözüm, demokratik standartların yükseltilmesindedir.

PKK'nın bu kadar uzun süre etkili olmasında dış güçlerin etkisi nedir?

PKK terörü Kürt sorununun sonucudur. PKK bir şiddet hareketidir. PKK'nın bunca yıl varlığını sürdürmesi Türkiye'nin Kürt sorunun çözememesine bağlanabilir ama bir başka ve önemli etkende PKK'nın yabancı güçlerden sağlayabildiği barınma şartları ve aldığı desteklerdir.

Bugün hangi noktayız, çözüm süreci başladı mı?

Kürt meselesi ve PKK'nın tasfiyesi ve Türkiye'nin temel meselelerinin çözülebileceği gelişmeler oluyor. Toplumun barış talebi, hükümetin kararlılık gösteren demokratik açılımı iradesi Türkiye için birer şanstır. Bu konuda devletin tüm kurumları arasında mutabakat tamdır.

Şu anda süren çalışmalar çözüm için umut veriyor mu size?

Bazı unsurlar önem kazanıyor. Mesela; Siyasi irade, kararlılık ve vizyon şart.

Açalım mı biraz bunu...

Siyasi irade, kararlılık ve vizyon derken; siyasi iradenin meseleye ve gelişmelere stratejik bakmasının zorunluluğunu ifade ediyorum. Meselenin iç politikanın kısır tartışmalarından arındırılarak, demokratik gelişim vizyonunun hedefleri ile uyumlu olarak çözüm geliştirilmesini anlatmak istiyorum. Bu noktada siyasi iradenin öngörülebilir, karşılaşılabilecek engeller karşısındaki tutumu ve kararlılığı da önem kazanmaktadır. Sonra kapsamlı bir proje ve uygulanabilir yol haritası.

ÇÖZÜM KÜRT AÇILIMINDA DEĞİL DEMOKRATİK AÇILIMDA

Kapsamlı proje ve yol haritası neyi kapsıyor?

Türkiye'yi 21 yy. değerleri ile yeniden şekillendiren bir projenin gerçekleştirilebilmesi. Bununla kısa, orta, uzun vadeli yapılacakların yol haritasının çıkarılmasını ifade ediyorum. Ki bu tartışmada 'Kürt Açılımı' ile başlayan sürecin 'Demokratik Açılım' olarak ifade edilmeye başlanması önemli ve olumlu bir değişimdir. Daha da önemli olan bunun seslendirenler tarafından içselleştirilmiş olmasıdır. Projenin, siyasi, hukuki, ekonomik, sosyal, psikolojik, güvenlik, askeri, diplomatik ayakları arasında uyum şarttır. Uygulamalarda da süreklik de sonuç alabilmenin önemli unsurlarıdır. Tabi önemli bir konuda ortak akıl, ortak vicdan ve psikolojik ortamdır.

Bu yakalanabildi mi şu anda?

Türkiye'nin en önemli sorununun çözülmesi konusu, partilerin üretimsiz günlük çıkar hesaplarına feda edilmeden en geniş mutabakatla ele alınmalıdır. Geniş siyasal ve toplumsal mutabakatı sağlayıcı ve ortak vicdanı yakalayıcı yaklaşımlar önem kazandırmaktadır. Bu sorunun çözülmesinde psikolojik vasatın sağlanabilmesi yüzde 50'nin üzerinde etkisi olacaktır. Keza ortak dilin kullanılabilmesinde sağlanabilecek başarı yol haritasının uygulanabilirliği yönünden önem kazanmaktadır.

İç ve dış konjoktürel gelişmelerde Türkiye'nin lehine...

Şu anda Türkiye dünyanın en önemli stratejik aktörlerinden biri olabilme potansiyeline sahiptir. Enerji güveliği bakımında kazanmakta olduğu önem, jeopolitk ve jeostratejik konumu ve potansiyeli, Türkiye'nin istikrarlı bir ülke olmasını zorunlu kılmaktadır. Toplumsal talepler de temel sorunlarımızın istikametinde iradesini ortaya çıkarıyor. Ancak demokratik standartları yükselten, ekonomik büyümesine devamlılık kazandıran, toplumsal refahını arttıran, toplumsal çatışmaları asgariye indirerek bütünlüğünü sağlayabilen demokratik bir Türkiye ifade edilen potansiyel gücünü kullanabilir, geliştirebilir. Bu gelişime ayak uyduramayan, bu gelişimi engelleyen siyasi hareketler süreç içerisinde tasfiye olmaktan kurtulamazlar. Şu anda toplumsal talepler ile AK Parti'nin çıkarları ve kitlesel yapısı karşılıklı olarak birbirini etkilemektedir. Bu da AK Parti için bir şanstır.


AK Parti artık geri adım atamaz


AK Parti geri adım atabilir mi?

Dönemez. Çünkü Başbakan yaptığı iki konuşma ile kendini bağlamıştır. Ortaya konan hedefler de dar çerçeveli bir Kürt meselesinin çözülmesi, dar çerçeveli PKK'nın silahsızlandırılması ile sınırlı değildir. Türkiye'nin demokrasi standartlarını yükseltmeyi hedefleyen konuşmalardır. Böylesine hedefler ortaya koyduktan sonra adım atamamak AK Parti içinde güven kaybı olur.

Handikapları yok mu AK Parti'nin?

Bu hedefler kapsamlı bir proje ve uygulanabilir yol hartasının ortaya konmasına bağlıdır. Sayın Başbakan yeni yıldan öne böyle bir projeyi ortaya koyacağını açıkladı. Siyasette önüne engeller çıkabilir. Ama toplum böylesi bir gelişmeyi ve değişimi destekliyor ve talep ediyor. AK Parti'nin varlığının devamı bu toplumsal taleplere cevap verebilmesine bağlıdır.

Yol haritasının en azından ana parametreleri açıklanmaması bir handikap değil mi?

Öncelikle demokratik açılımın çok geç gündeme girişini şahsen eleştirenlerdenim. Ancak görebildiğimiz kadarıyla ortaya çıkarılmaya çalışılan açılım, Türkiye'nin temel sorunlarını çözmeyi hedefleyen kapsamlı bir projeyi ve uygulama haritasının şekillendirilmesini hedef almıştır. Ve AK Parti böylesine zor bir konuda siyasi iktidar hesabı yapmadan adım atma cesaretini gösteriyor ki, bu taktir edilecek bir gelişmedir. Başbakanın, “bedeli ne olursa olsun bu işi çözeceğiz” diye yola çıkışını, gecikmişte olsa çok önemli ve tarihi bir olay olarak görmek gerekir. Ben, kamuoyuna açıklanmamış olsa da, arka planda bir hazırlığın var olduğuna inanıyorum. Kurumsal bazda, en azından makro düzeyde bir planlamaya göre hareket edilmekte olduğunu düşünüyorum.

Bu planın ana hatları neler olabilir?

Demokratik açılım olarak ortaya konan hedeflerin genel çerçevesini; evrensel-çağdaş değerler, insan hakları, özgürlükler, hukukun üstünlüğü, eşitlik, adalet, bağımsız yargı, sosyal güvenlik gibi kavramların şekillendirmesini, içinde bulunduğumuz Avrupa Birliği süreci de zorunlu kılmaktadır. Demokratik açılımın somut ayrıntılarını bu çerçevende olması kaçınılmazdır. Aksi taktirde toplumsal talebin değişim ve gelişim ihtiyaçlarına cevap vermek mümkün değildir. Siyasi iktidarın da bu hedeflerden sapabilme riskini göze alabileceğini sanmıyorum.


Lider kadronun tasfiyesi sorun olmaz


Siz nasıl bir yol izlerdiniz?

Demokratik açılım projesi ve yol haritasının, en katılımcı süreçle hazırlanıp toplumla paylaşılmasını sağlardım.

Peki demokratik açılım projesinin öncelikli çalışmaları neler olmalıdır?

Bu çalışmanın kısa, orta ve uzun vadeli hedeflere göre planlanabilir. Kısa vadede silahların şartsız ve süresiz şekilde susturulması öncelik almaktadır. Bu aşamada silahların terk edilmesi, teslimi, af meselesi, militanların Türkiye'ye dönmesi, lider kadronun durumu, sosyal-ekonomik entegrasyonu vs. bunlar teknik konulardır. Ki silahlar sustuktan sonra PKK'nın lider kadrosu için ülkeler arasında diplomatik süreçle çözüm bulunabilir. Sanırım bu konuda çalışmalar yapılıyordur. Önemli olan genel ilkeler konusunda ortak mutabakat sağlanması. Bundan sonrası teknik konular olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel çerçeve dışında teknik konuların öncelikle tartışmaya açılması süreçte engeller ortaya çıkaran bir yaklaşımdır.


Anayasada etnisite olmasın


Yeni Anayasa da zorunlu galiba...

Kısa ve orta vadede ise yeni bir anayasanın yapılması, temel sorunların ve Kürt sorunu ile birlikte PKK terörünün tamamıyla ortadan kaldırılabilmesinin önemli şartlarından biridir. 12 Eylül Anayasası'nın zihniyeti ortadan kalkmadıkça, böylesine büyük bir barış projesinin hayata geçirilebilmesi önemli güçlükleri ortaya çıkarabilir.

Anayasanın 66. maddesindeki vatandaşlık tanımının değişmesi sorun yaratabilir mi?

Anayasamızda, 66. maddede yapılacak değişikliklerle, hiçbir etnisite ismi kullanılmadan, Türkiye'nin tüm farklı kimlikleri ve renklerinin hak talebi ve kullanımında eşit olduklarının güvence altına alınması, sosyal bütünlüğü sağlamasında önemli katkılar sunabilir. Yeni Anayasanın dibacesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinde bulunan ve devleti yaratan bütünlüğü ifade eden “Türk milleti” kavramına yer verilmesi yararlı olacaktır.


Abdullah Öcalan muhatap değil ama aktördür


Öcalan, DTP ve muhataplık konusuna nasıl yaklaşabiliriz? Muhataplık konusu medyada ve siyasi vasatlarda kavram kargaşası yaratır şekilde tartışılmaktadır. Bu konu iç politika malzemesi olarak kullanabildiği gibi demokrasi kriterleri ve hukuk devletinin normları dikkate alınmada da kullanılabilmektedir. Demokratik açılım projesi Türkiye'nin temel sorunlarının çözümünü hedeflediği için muhatap Türkiye halkıdır ve Meclis'tir. Kürt meselesi, PKK'nın tasfiyesi ve silahların bıraktırılması konusunda ise Öcalan önemli bir aktördür. DTP'de önemli ve öncelikli aktörlerden biridir. Siyasi iktidarın söz konusu aktörlerle hukuk normları içerisinde kurabileceği ilişkiler öncelikli olarak önem kazanmaktadır.

Öcalan'ın basına yansıyan açıklamaları konusunda ne düşünüyorsunuz?

Öcalan'ın 25 yılı aşan kaotik ve unutmak istediğimiz bir süreçteki sorumluluğunu bilerek, ancak toplumsal mutabakatın sağlanmasında yapabileceği katkıları dikkate alarak açıklamaları değerlendirmemiz gerekiyor.

Olumlu yanları var mı bu açıklamaların?

Var. Mesela Öcalan, “Yeni bir süreç başladı. Bu yeni, farklı bir dönemdir. Mustafa Kemal'in Cumhuriyeti kurması kadar önemlidir. O zaman kuruldu şimdi demokratikleşecek” diyor. Bu Türkiye'nin demokratikleşme hedefleri bakımından olumludur. Yine, “MHP ve CHP bu sürecin önünde engel olmamalıdır, engel olmaya devam ederlerse altı aya kalmaz biterler. AKP de yeni yılı bile bekleyemezler. Birkaç aya kadar hatta bir iki ay sonra gidebileceği yer belli olur.” açıklamaları, çözüm arzusunu göstermesi bakımından dikkat çekmektedir.

Başka…

Mesela, “Ben de eskiden devlet kurarsak her şey hallolunur diye düşünüyordum. Sonra devletin çözüm değil, sorunun kaynağı olduğu düşüncesine vardım.” diyor. Bunu, ayrılıkçı hareketten gelen uzaklaşma görüntüsü veren bir örgüt yöneticisi söyleyince olumlu okuyabiliriz. Yine açıklamalarında federasyon istemediğini açıkça ifade ediyor. Ancak kendi çözüm modeli olarak, “Kürtler devletin varlığını tanıyacak, kabul edecek. Devlet de Kürtlerin demokratik ulus olma hakkını kabul edecek.” derken yukarıdaki tespitleri ile çelişiyor. Ardından demokratik devlete vurgu yaparak, “devlet isterse yine her yerde bayrağı olacak, isterse her yere hizmet götürecek, isterse her yerde Türkçe öğretecek.” derken doğru tespitler yapıyor.

Bir olumlu, bir çelişkili açıklama gibi…

Evet, “Kürtler demokratik bir ulus olarak varlık kazanacak. Kendi sporunu, eğitimini, dini örgütlenmelerini, meclisini, belediyelerini yapabilirse kendisi yapacak, kuracak. Hatta kendi öz savunması bile olacak.” cümlelerine bakıldığında, soruna demokratik ve eşit vatandaşlık ilkelerinden uzaklaşan bir çelişki ortaya çıkıyor. Etnisiteye dayanmayan, belirli bir etnisiteye özel haklar tanınmamasını gerektiren anayasal vatandaşlıktan uzaklaşılarak, etnisiteyi güçlendiren bir anlayış ve uygulamaya işaret edilmesi yanlıştır.

Son olarak...

Kapsamlı demokratik açılım projesinin başarısını, sadece Öcalan, terör veya milliyetçiliği çağrıştıran kelimelere, kavramlara hapsederek; Türkiye'nin, Türkiye insanlarının geleceğini, çocuklarımızın refah ve mutluluk rüyalarını karartmayalım.


DTP siyasi sorumluluk almalıdır


DTP'nin bu süreçteki rolü ne olmalı?

DTP siyasi çözümün önemli ve öncelikli bir aktörüdür. DTP'nin demokratik ve hukuki koşullara uygun olarak siyaset yapması önem kazanmıştır. Bu süreçte ağır ve önemli sorumluluk yüklenmiştir, sorumlu davranmalıdır. Mesela medyaya yansıyan hatta Öcalan'a görüş olarak bildirilen açıklamalar bakarsak, Öcalan'ın muhatap alınması, PKK'nın demokratik sisteme entegrasyonu gibi kavramları bir siyasi parti olarak kullanabilmesi bilinçli olarak yapılmış değilse, hatadır. İçine girilen süreç, PKK'nın ve yasa dışı yapısının tasfiye edilerek, PKK'ya ideolojik sempatisi bulunan çevrelerin demokratik sisteme entegrasyonunu zorunlu kılmaktadır. Bu süreçte demokratik açılımın makro hedefleri üzerinde görüş birliği sağlanabilirse, PKK'nın kendisini fes ettiğini açıklaması Türkiye'nin geleceği yönünden olumlu bir adım ifade eder.

DTP'nin içinde süreci sekteye uğratacak sesler çıkıyor…

Yakalanan böyle bir barış şansı sürecinde DTP içindeki bu tür çıkışları, Türkiye iç siyasetinin kronik hastalıklarına bağlıyorum. Bu tür çıkışlar tabana mesaj veren, günlük çıkar hesaplarına dayanan ideolojik açıklamalardır. Bu tür çıkışlar hatalıdır ve sürece zarar verir. Güç dengeleri içerisinde varlığını koruyabilme imkân ve kabiliyetini kaybeden PKK'yı güçlü gösterme, elindeki silahları bir pazarlık konusu yapma ve yurt içinde yurt dışında terör örgütü olarak kabul edilen bir örgütü mevcut yapısı ile legal siyasete çekme arayışlarının imkânsızlığını her halde en doğru şekilde Öcalan'ın kendisi değerlendirecektir.

İLGİLİ HABERLER