Sağlık
  • 11.3.2021 12:27

Aynı aileden 11 kişi koronavirüsden hayatını kaybetti!

Türkiye’de 11 Mart 2020 tarihinde açıklanan ilk koronavirüs vakasının üzerinden 1 yıl geçti. Prof. Dr. İbrahim İkizceli, pandemiyle geçen bir yılı değerlendirdi. Prof. Dr. İbrahim İkizceli, ilk vakaların olduğu dönemde her şeyin oldukça zor olduğunu belirtti. Koronavirüs endişesi nedeniyle çocuklarıyla evini ayıran İkizceli, en çok etkilendiği olayı anlatarak ‘O olay hayata ve mesleğime bakış açımı değiştirdi!’ dedi.

11 Mart öncesi neyle karşı karşıya olduğumuzun farkında değildik. Nasıl bir hastalık?, Neyle karşılaşacağız? Bu soruların yanıtını bilmiyorduk. Solunum sıkıntısı yaşayan ve ateşli gelen hastalar vardı ancak koronavirüs teşhisi koyabileceğimiz imkan ilk günlerde yoktu. Bu hastaların çoğunu grip olarak düşünüyorduk." diyen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi doktorlarından Acil Servis Ana bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim İkizceli, ilk vakanın nasıl tespit edildiğini anlattı.

İLK VAKAMIZ GRİP SEMPTOMLARIYLA GELDİ

"İlk vakamız grip semptomlarıyla gelmişti. Hastane çalışanı olduğunu belirtmediğinden dolayı şüphelenmedik, genel durumu iyiydi ve taburcu edilmişti. Aradan üç gün sonra koronavirüs olduğu ortaya çıktı. Çoğu hastanenin ilk vakaları maalesef bu şekilde oldu. Semptomları, durumları hangi hastalara şüpheyle yaklaşılacağı henüz belirlenmemişti. İlk günlerde özellikle yurtdışından gelen ve ateş şikayeti olan kişilere şüpheyle yaklaşılıyordu. Bu nedenle ilk zamanlarda tespit etmek çok zordu." dedi.

ALDIĞIMIZ İLK ÖNLEM…

Koronavirüsün ilk günlerini anlatan ve ilk vakanın tespit edilmesiyle tüm sağlık çalışanlarının ciddi tedbirler aldığını belirten Prof. Dr. İbrahim İkizceli "O dönemde daha önce hiç karşılaşmadığımız bulaşıcı bir hastalıkla karşılaştık. Bu hastalık nasıl oluştu? Nasıl bulaşır? Kimlerde var? Bu soruların yanıtını bilmiyorduk. Öncesinde kimlerin hasta olup olmadığını tespit edememek bizi çok yordu. Acil servisler koordine değildi. Covid-19 ilk vakası tespit edildiğinde hastanelerde ve acil servislerde ciddi önlemler alınmaya başlandı." dedi.

"HER GELEN HASTAYA KORONAVİRÜS GİBİ YAKLAŞTIK"

Prof. Dr. İbrahim İkizceli "Aldığımız ilk önlem şuydu; "Tüm hastalara koronavirüs şüphesiyle yaklaşmalıyız!" Covid-19 şüphesi olan hastalar ve olmayanları ayırdık. İki ayrı acil servis işletiyormuş gibi sistemli çalıştık. Hem pandemi acil servisi hem normal acil servis işletiyorduk. Covid-19 yanında normal hastalar da gelmeye devam ediyordu. Trafik kazaları, kalp krizleri gibi hastalara da bakmamız gerekiyordu. Bu nedenle acil servisi ikiye böldük. Koronavirüs vakalarını bir bölümde diğer hastaları bir bölümde yatırdık. Her iki bölüme bakan kişileri de birbirinden ayırdık. Gelen hastaya koronavirüslü gibi yaklaşıyorduk. Şu anda da tüm hastalara öyle yaklaşıyoruz." dedi.

"KARŞILAŞTIĞIMIZ EN İLGİNÇ OLAYLARDAN BİRİ…"

Prof. Dr. İbrahim İkizceli, ilk günlerde karşılaştıkları en ilginç olayı paylaşarak, "İlk günlerde en enterasan olaylardan biri intihara teşebbüs etmiş bir hasta geldi. Hiçbir şikayeti yoktu. Biz sadece alınan karar gereği yatışı yapılan tüm hastalara covid-19 testi yapıyorduk. O hastaya covid-19 testi yaptık ve sonucun pozitif olduğunu gördük. Hiç beklemediğimiz bir olaydı. Kimin pozitif kimin negatif olduğunu o zaman da bilmiyorduk şu anda bilmediğimiz için yatışı gereken tüm hastalara test yapıp o şekilde yatırıyoruz." diye konuştu

"EV VE HASTANE YAŞAMIMIZI TAMAMEN AYIRDIK"

"Pandemi herkesi olduğu gibi sağlık çalışanlarını da tabii ki korkuttu." Diyen Prof. Dr. İbrahim İkizceli, sözlerine şöyle devam etti; "Korktuk çünkü bugüne kadar sağlık çalışanlarının tamamını etkileyen başka bir hastalıkla karşılaşmamıştık. Hastaları hep uzakta arıyorduk. Hastalarla her zaman temastaydık ancak çok nadiren hastalanıyorduk. Koronavirüs bize şunu gösterdi; 'Biz de hastalanabiliriz!' 'Eğer dikkatli olmazsak sadece kendimize değil sevdiklerimize de bulaştırırız!' Bu durum sağlık çalışanlarını oldukça zorladı. Mental olarak yorulduk. Obsesif hale geldik. Eskiden rahattık bulaşıcı hastalıklar çok yoktu ama şimdi 'Ya bulaşırsa' düşüncesi var. Yürürken parmaklıklara tutunma, odanı havalandır, temas etme, elleri daha sık yıka… bu gibi birçok yeni alışkanlığa alışmak zorunda kaldık. Artık ev kıyafetlerimiz ve iş kıyafetlerimiz tamamen ayrı. Ev ve hastane yaşamımızı tamamen ayırdık. Sağlık çalışanları obsesif oldu. En önemli korkuları kendilerine daha da önemlisi çevrelerine bulaştırmak oldu."

KORKTUĞUMUZ İÇİN ÇOCUKLARIMIZLA EVİMİZİ AYIRMA KARARI ALDIK

Koronavirüs ile mücadelede yaşam tarzını değiştirmek durumunda kaldıklarını belirten Prof. Dr. İbrahim İkizceli, "Bu süreçte kaybettiğimiz çalışanlarımız da oldu. Hastanede çalışan hastane polisimiz vefat etti. Başhemşiremizin çocuğuna ve kendisine bulaştı. Maalesef bu örneklere çok rastlıyoruz. Eşim radyolojide ben acil serviste doktorum. Bu nedenle ilk başlarda kendimizi koruyamayacağımızı düşünerek çocuklarımızla evleri ayırma kararı aldık. Üç çocuğum var ikisine Beykoz'da ev tuttuk daha küçük olanı ise halasına gönderdik. 7/24 acil serviste çalıştığımız akut dönem geçtikten sonra okulların da faaliyete geçmesiyle küçük çocuğumu aldım ancak diğer iki oğlum hala ayrı yaşıyor. Eskiye dönemiz de oldukça zor." dedi.

"EVDE SAKAT ÇOCUĞU OLAN PERSONELİMİZ BİR YILDIR EVİNE GİTMİYOR"

Prof. Dr. İbrahim İkizceli, tüm sağlık çalışanlarının büyük bir özveriyle çalıştıklarını belirterek "Personelimizin bir tanesi hasta bakıcı ve evde sakat çocuğu var ilk günden beri burada pansiyonda kalıyor. Kendisi koronavirüste geçirdi ama en büyük korkusu risk grubundaki çocuğuna koronavirüs bulaştırmak bu nedenle evine gitmiyor." diye konuştu.

İLGİLİ HABERLER