Gündem
  • 29.3.2022 21:02

Bahçeli : Yolumuz İ'lâ-yi Kelimetullah, mücadelemiz Kuytul gibi münafık soytarılarladır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin TBMM'deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli, şeker fiyatlarındaki artış tartışmalarına ilişkin "Türkiye’nin şeker eksiği yoktur, fazlası mevcuttur. Dini imanı para olan çıkarcılara mutlaka hesap sorulmalı, bunların yırtık yakalarından tutulmalıdır" dedi. Bahçeli, İstanbul'daki Rusya-Ukrayna görüşmesiyle ilgili "Türkiye, iki ülke arasında barışın savunucusu, anlaşmanın ve uzlaşmanın arabulucusu olarak tarihi bir rol üstlenmiştir" ifadelerini kullandı.

"2023'ÜN HAZİRAN AYINA KADAR DURMAYACAĞIZ"

Kuyumcu titizliğiyle planladığımız siyasi çalışmalarımızı sırasıyla hayata geçiriyoruz.
Yine bu kapsamda, geçtiğimiz hafta sonu Milliyetçi Hareket Partili belediye başkanlarımızla Antalya’da bir araya gelerek verimli, faydalı ve ufuk açıcı iki günlük bir toplantı sürecini elbirliğiyle, güç birliğiyle, inanç birliğiyle gerçekleştirdik. Belediye başkanlarımızın duruşları, tutumları, illerine, ilçelerine ve beldelerine şuurla hizmet etmeleri hem sevindirici bir gelişme hem de gelecek için umut verici demokratik bir fırsat olarak bir kez daha teyit edilmiştir. Huzurlarınızda bütün belediye başkanlarımıza teşekkür ediyor, görevlerinde üstün başarılar diliyor, hayırlı ve güzel haberlerini beklediğimi özellikle dile getirmek istiyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı Türkiye’nin istikbal aydınlığı, istiklalinin güvenlik kilididir.

Biz 2023 yılının Haziran ayına kadar durmayacağız, durgunluk emaresi dahi göstermeyeceğiz.
Sürekli bir adım önde olmanın gayesi ve gayreti içinde olacağız. Bir günümüzü boş geçirmeyeceğiz. Bir günümüzün diğeriyle eşit olmasına göz yummayacağız. Fitnecilerin tuzaklarına takılmayacağız.

Şairin dediği gibi:
Mehmed’im sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir.
Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir.

Geçmişin temelleri üzerinde yükselen kutlu bir gelecek ancak ve ancak onu hak edenlerin, ona layık olanların mükâfatıdır. Bunu bilir, bunu söyler, buna inanırız. Biz muazzam bir tarihi özümseyerek muhteşem bir geleceğin fecri olmaya, Türkiye’yi ve Türk milletini muasır medeniyetlerin üstüne çıkarmaya Cumhur İttifakı olarak sonuna kadar varız ve buna da kararlıyız.

Zillet ittifakı partileri gündemin gerisinde kalmanın zannediyorum telaşına kapılmış olacaklardır ki, yeni bir toplantıyla günü kurtarmanın peşine düşmüşlerdir. İkinci 28 Şubat bildirisinin toz bulutu içinde zillet ittifakı Türk polisine işkenceci diyen devasız ve edepsiz zihniyetin ev sahipliğinde, ama bu defa Atatürk posterinin duvara asıldığı bir odada, yine yuvarlak masa etrafında bir araya gelmişledir.

6 PARTİNİN GÖRÜŞMESİ

Daha önceki toplantılarını 6+1 formatında yapan bu partiler, şimdi Kuytulcuları da alarak sayıyı 6+2’ye çıkarmışlardır. Masa altına saklanan sabıkalı ve suçlu sayısı böylelikle ikiye ulaşmıştır.

Bu ittifakın adı zillet olduğu kadar aynı zamanda Kuytul ittifakı olarak hafızalara kazınmıştır.
Gönül ister ki, dürüst olsunlar, mert olsunlar, HDP ile Kuytul’u da yanlarına alarak yuvarlak masanın çapını genişletsinler. Ne var ki yapamazlar, yapmaya yürekleri yetmez. Altı siyasi partinin ortak imzasıyla yayımlanan bildiride yine hiçbir şey yoktur.

Kılıçdaroğlu, “altımız da birbirimize benziyoruz”, derken, Allah var ya doğru bir noktaya temas etmiştir. Bizim de dediğimiz aynısıdır. Ancak yedekte bekleyen, masa altında sıkışıp kalan siyasi bölücülerle münafık soytarı Kuytulu da ihmal etmemesi tavsiye ve temennimizdir. Zillet ittifakı partilerinin ortak açıklaması evlere şenlik, trajikomiktir.

Altına imza attıkları metnin bir akıl tutulmasına, vahim bir çarpıklığa ve baştan ayağa tutarsızlığa çanak tuttuğu hakikaten belgelenmiştir. Dünya, Türkiye’nin dış politikadaki stratejik ve mukayeseli yükselişini konuşuyorken, bu zillet ittifakı anlaşılan gelişmeleri tribünden izlemekten, gerçekleri itiraf ve ifadeden aciz ve mahrum kalmıştır.

Rusya ile Ukrayna arasındaki krizin, akılcı, tutarlı ve ülkemizin orta ve uzun vadeli stratejik menfaatlerini dikkate alan bir dış politikanın önemini bir kere daha gösterdiğini iddia etmişler ve yüz kızartıcı bir yanlışın faili olmuşlardır. Bunlar hacıyatmaz gibi, düşüp düşüp kalkıyorlar. Ne dediklerini kendileri de bilmiyorlar. Derslerine çalışmıyorlar, densizliklerine aldırmıyorlar.
Altı partinin ortak açıklamasında yer bulan bu saçma sapan değerlendirmeye karşı biz de diyoruz ki, hepinize geçmiş olsun, bu yakalandığınız illet hastalık gözünüzü perdelediği gibi, vicdanınızı da pençelemiştir. Yazık size, ayıp size, Türkiye’ye bu kadar mı yabancısınız? Bu zilletin kendine hayrı yoktur, ülkemize hayrı nasıl dokunacaktır? Bunların cüretleri cehaletlerinin eseridir. Kemal Kılçdaroğlu, sözde darbe davalarının sanıklarını tekrar yargılamaktan bahseden selamsız Babacan’ın yüzüne nasıl bakabilmiştir? Buna karşılık cevabı ne olmuştur?

Sayın Kılıçdaroğlu, “burunlarından fitil fitil getireceğiz” haykırışını, bu selamsızın gözünün içine baka baka söyle de sözünün arkasında mısın değil misin öğrenelim. Haydi yap da görelim. Yüreğin varsa konuş da gerçek düşünceni bilelim. Birbirlerinin kuyusunu kazan bu ittifakın Türkiye’nin geleceğinde bırakınız söz sahibi olmasını, bunun konuşulması dahi akla ve mantığa bühtandır. Türk milleti bunlara müsaade etmeyecek, 2023 yılının Haziran ayında sandığa gömecektir.

RUSYA-UKRAYNA GÖRÜŞMELERİ

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın neden olduğu yıkım ve yüksek tansiyon sadece mahut bir bölgeyle sınırlı kalmamış, tesirini pek çok ülkede az ya da çok hissettirmiştir. Türkiye, iki ülke arasında barışın savunucusu, anlaşmanın ve uzlaşmanın arabulucusu olarak tarihi bir rol üstlenmiştir.

Bir yanda Putin, diğer yanda Zelenski’nin ülkemizin tutumuna, sürdürdüğü diplomatik performansa güven duyduğu anlaşılmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Rusya Devlet Başkanı Putin ile en son telefon görüşmesinde, iki ülke müzakere heyetlerinin bir sonraki toplantısının İstanbul’da yapılması hususunda görüş birliğine varılmıştır. Ukrayna da bu gelişmeye sıcak yaklaşmıştır.

Kremlin Sözcüsü ise, Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerinin bugünden itibaren başlayabileceğini açıklamıştır. Bu tarihi nitelikli görüşmenin şu sıralar Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde başlayacağı anlaşılmaktadır.

10 Mart Antalya zirvesinden sonra, ateşkes ve barış arayışlarının İstanbul’da yeni başta ele alınacak olması bizleri ihtiyatlı bir yaklaşım içinde umutlandırmış, Türkiye’nin dengeli, tutarlı ve tarafsız politikalarıyla güvenilir bir ülke olduğunu tescillemiştir. Dileğimiz ve temennimiz Putin ile Zelenski’nin yüz yüze görüşmelerini en kısa zamanda İstanbul’da yapması, savaşı barışla düğümlemeleridir. İnanıyorum ki, dünyanın beklediği çözüme bir adım daha yaklaşılmıştır.

Türkiye hakem ülke olarak kalıcı barışın hadimi olduğunu bir kez daha ispat etmiştir.
Biz çatışmaların son bulmasını, statükonun yeni baştan ele alınmasını, ateşkes rejiminin acilen tesisini arzuluyoruz. Ne ibret verici bir çelişkidir ki, geçmişte orak çekiç flamasını sallayan, Rusya yanlısı olarak mangalda kül bırakmayan gedikli Marksist-Leninist ve Sosyalistlerin bugün bir numaralı Amerikancı kesilmişledir.

Rusya’nın karşısında Batı’nın sözcülüğünü yapanlar hastalıklı sömürge kalıntıları olduklarını acıklı şekilde göstermişlerdir. İstanbul Dolmabahçe rıhtımına demirleyen ABD’nin 6’ıncı filosuna 17 Temmuz 1968’de saldıranlar ve onların izinden yürüyenler, geldiğimiz bu aşamada utanmadan, sıkılmadan, hiçbir mahcubiyet duymadan o filonun tayfası, kurşun askeri haline gelmişlerdir. Bunların dünü mü doğruydu? Yoksa bugün yaptıkları mı doğrudur? Bu Komünist tertipçilerin kimin hesabına kiralandığı artık nettir. Bize göre bu namertlerin dünü de yanlıştı, bugünü de yanlıştır. Yeri gelir Rusya yanlısı, yeri gelir ABD taraftarı olurlar, ancak Türkiye’yi ve Türk milletini hayatta ağızlarına alamazlar, almaya da efendileri izin vermez.

Batının ve batılın içimize yuvalanmış misyonerleri küresel emperyalizmin gönüllü tetikçisi, küresel cinayet ve ihanet planlarının da görevli takipçileridir. Türkiye nerede duruyorsa, bunlar karşısında yer alır. Türkiye ne yapıyorsa, bunlar kara çalmak için hazır kıta bekler. Biden devşirmelerinin, emperyalizm kuklalarının, Sosyalist maskeli taşeron şarlatanların ülkemize yönelik kurulmuş tuzak, yönlendirilmiş beşinci kol faaliyeti olduğunu artık hiç kimse yok sayamaz, olmaz öyle şey diyemez. İşte CHP bunların topal siyaset ayağıdır. Zilletin diğer ortakları bunların motivasyon ve moral aşısıdır.

Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcutken, başka yerlerde, başka başkentlerde, zulüm projelerinin kanlı sayfalarında ikbal ve kudret arayanlar iki dünyalarını da kaybetmiş sefillerdir.

Zillet ittifakının Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta, ABD’nin başını çektiği batı bloğuna aleni yandaşlık ve kandaşlık yapması siyasi bir tercihten daha çok sırf göze girmek, ruhsat almak, taltif beklemek üzerine şekillenmiş küstah ve köhne bir sapmadır. Bunlara gelin Türkiye’nin hak ve çıkarlarını anlatın, savunun derseniz, önce çıkarlarına, öncelikle neyi kazanıp neyi kaybedeceklerine bakarlar, ona göre siyasi konumlarını belirlerler.

Sorarım sizlere, vatan ve millete yan bakanlara, surat asanlara, el kaldıranlara sessiz ve seyirci kalmak, onlarla işbirliği kurmak şerefli ve onurlu bir davranış mıdır? Asla unutmayınız ki, şerefimiz kadar insanız, onurumuz kadar da ülkemize ve milletimize hizmetle yükümlüyüz.
Biz, hiç kimsenin milletine ve milliyetine bakmadan, derisinin rengine ve anasının diline odaklanmadan, ilkelerimiz ne diyorsa, inancımız neyi buyuruyorsa, Türkiye’nin tarihi ve egemenlik hakları ne gerektiriyorsa düşünce ve siyasetimizi ona göre belirliyor, ona uygun hareket ediyoruz.

Hatırlarsanız Biden başkan olmadan önce, Türkiye’deki muhalefet bloğuna destek verilmesinden, iktidarı da değiştirip Cumhurbaşkanı’nı devirmekten bahsetmişti.
Bu düşmanlık saçan ağzın demokrasiyi telaffuz etmesine, otokrat rejimlerden şikayet etmesine kim inanacak, kimler aldanacak? Aynı ton ve içerikteki bir konuşmayı Polonya’nın başkenti Varşova’da yapmadı mı? Bu defa da Putin’i hedef tahtasına koymadı mı?

Biden, Rusya’nın Ukrayna saldırısının demokrasiyi boğazladığını iddia etmekle kalmadı, Rusya’da bir rejim değişikliği olması gerektiğine vurgu yaparak, kendi dışişleri bakanı tekzip etse de Putin’in iktidardan bile uzaklaştırılmasını söyledi. Bizim için Putin’in iktidarda kalıp kalmaması evvelemirde Rus halkının bileceği bir konudur ve Rusya’nın kendi iç meselesidir.
Ancak Biden hem hukuktan, hem demokrasiden, hem özgürlükten söz açıp da, ülkelerin rejim ve siyasi yönetimlerinin değişmesini ne hakla, hangi yetkiyle isteyebilmektedir? Dün Türkiye’yi hedef alan Biden’ın bugünkü hedef ülkesi Rusya’dır. Bu şaibeli zihniyet, Ukrayna’da masum çocukların ve insanların ölümüne karşı çıkarken, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Bosna’da, Yemen’de milyonlarca kadın, yaşlı, yetişkin ve çocuğun ölmesine geçmişte niye itiraz edemedi, neden sesini yükseltemedi?

Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden ABD’nin eski dışişleri bakanının, üstelik bir kadın politikacının, Irak işgalinin bu ülkedeki 500 bin çocuğun ölümüne değdiğini itiraf etmesi nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir vandallık, nasıl bir günahkarlıktır? Okyanusun karşı kıyısından bakılınca, Türk ve Müslüman çocuklarının ölümü sıradan bir vaka olarak mı görülüyor? Bu körpe yavrular önemsiz, üzerinde durulması gereksiz bir ayrıntı halinde mi değerlendiriliyor?
Haksızlığa tepki vermezsek, ilk önce haysiyetimizi, sonra da hürriyetimizi kaybetmemiz mutlaktır.

Biz hiçbir ülkenin kategorik olarak yanında veya karşısında değiliz, olamayız, olmamalıyız.
Geçen hafta toplanan NATO Olağanüstü Liderler Zirvesi’nin sonuç bildirgesi, açıklanan görüş ve politikalar sadra şifa oldu mu? Gelecek için güvence verdi mi?

Yapılan yorumlara baktığımızda gözümüze çarpan ilk iddia, bu zirvenin ittifakın yakın tarihinde benzeri görülmemiş bir kararlılık ve dayanışma gösterisine sahne olduğudur.
Aslında sonuç bildirgesinde beyhude vaatlerden başka dişe dokunur hiçbir şey yoktur.
Rusya’yı mümkün olan en sert ifadelerle kınadığını açıklayan NATO, Ukrayna’ya yardımın süreceğini; Macaristan, Slovakya, Romanya ve Bulgaristan’a ilave muharip birliklerin yerleştirileceğini dünya kamuoyuna duyurmuştur.

"ABD BU SAVAŞTAN RAHATSIZ DEĞİL"

NATO zirve bildirisinde saldırganlıkla suçlanan Rusya tam üç kez ayrı ayrı kınanmıştır.
Bu ülke, önce "Ukrayna'yı işgali nedeniyle mümkün olan en kuvvetli şekilde", daha sonra "kadınlar, çocuklar ve korunmasız durumda olan insanlar da dahil olmak üzere sivilleri hedef alan yıkıcı saldırılardan" dolayı, son olarak da "nükleer santralları tehlikeye düşürecek şekilde sivil altyapıya dönük saldırılar" nedeniyle ayrı ayrı kınanmıştır. Bugüne kadar kınama mesajlarından başka ne yapılmıştır?

Rusya-Ukrayna savaşının devamını isteyen güç merkezleri bellidir, hepsi bilinmektedir.
ABD bu savaştan rahatsız değildir, bilakis uzamasından ve şiddet dozunun arttırılmasından yanadır. Zira stratejik çıkarlarına ve küresel hedeflerine uygun olan budur.

Kıyılarımıza kadar yüzen serseri mayınların kimlerin tezgahı olduğu, İğne Ada’ya kadar nasıl geldiği, Türkiye’nin başına nasıl bir çorap örülmek istendiği işin özünde muamma değildir.
Geçmişin tecrübeleri göz önüne alınarak çok dikkatli, temkinli ve uyanık olmak hayati derecede mühimdir.

Yine bu savaş çerçevesinde, zayıflayan NATO ve Transatlantik bağlar yeniden güç toplamıştır.
Kanlı savaş NATO’ya yeni bir ruh katmış, kurumsal işleyişini güçlendirmiş, öldüğü söylenen beyin yeniden çalışmaya başlamıştır.

Yani ABD’nin başını çektiği NATO Rusya ile Ukrayna arasındaki şiddet ve dehşet rekabetinden kazançlı çıkmıştır.

"NE RUSYA'DAN NE UKRAYNA'DAN TAVİZ VEREMEYİZ"

Zaman zaman NATO’nun genel tutumuyla ters düşen Almanya hükümeti ise Rusya ile enerji ticaretinin tamamen durdurulmasının mümkün olmadığını ileri sürerek uygulanan yaptırımları kırmıştır. Sevsek de sevmesek de, beğensek de beğenmesek de, Türkiye NATO üyesi bir ülkedir. Aynı zamanda ve ne yazık ki, bizzat ittifak ortaklarının yaptırımına muhatap kalan da bir NATO ülkesidir. Buna rağmen takip edilen politikalar milletimizin arzu ve beklentilerine uygun olup, Türkiye hiçbir ittifakın, hiçbir ülkenin kule nöbetçisi, sınır devriyesi, cephe ülkesi, gözü kapalı silahşoru değildir, olmayacaktır. Biz ne Rusya’dan ne de Ukrayna’dan taviz veremeyiz. Birisini diğerine tercih edemeyiz.

Başkent Ankara’nın tarihi vizyonuyla hareket eder, barışın, huzurun, kalıcı çözümün müdafaasını ahlak ve akıl dolu bir siyasetle, egemenlik haklarımıza halel gelmeden yaparız, bunun da hayırlı sonuçlarını Allah’ın izniyle alırız.

RAMAZAN, ÜÇ AYLARIN SONUNCUSU, ONBİR AYIN SULTANIDIR

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan, üç ayların sonuncusu, onbir ayın sultanıdır. Bu hafta sonu müşerref olacağımız bu kutlu ay inananlar için bereket ve bolluk vahası; sabır, merhamet, hoşgörü ve paylaşma mevsimidir.

Aynı zamanda ve daha önemlisi, doğru yolun, hak ile batılı birbirinden ayırmanın açık ve parlak bir delili olan yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’in indirildiği aydır. Bu ay içinde muhtaç ve yoksul kardeşlerimiz hatırlanmalı, geliri ve imkanı yerinde olan insanlarımız gösterişe düşmeden bu kardeşlerimize yardım ellerini uzatmalıdır.

Bilhassa ekonomik durumu elverişli vatandaşlarımızın, temel gıda ürünlerine erişme zorluğu çeken kardeşlerimize, marketlerden alışverişlerini yapabilmeleri için belirli bir parasal tutarı ihtiva eden “Dayanışma ve Kardeşlik Kartı”nı ulaştırmaları Ramazan ayının mana ve ruhuna müzahir bir davranış olacaktır. Nitekim bu kutlu ay yardımlaşma ve paylaşma ayıdır. Bu manevi sorumluluğu yerine getirmek de hepimizin görevidir. İnsanlığın maruz kaldığı belaların dallanıp budaklandığı bir dönemde, nefis terbiyesine, kalp temizliğine, vicdan tefekkürüne, huzur tecellisine çok ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyaç hali her geçen gün daha da önem kazanmaktadır.

Maalesef insanlık tehlikeli bir girdabın ortasında, çözümü gittikçe karmaşıklaşan girift bir bulmacanın odak noktasındadır. Açlık, yokluk, yoksulluk, yolsuzluk, terör kıtalara ambargo koyarken; ilkel dürtüler, ilkesiz yönetimler, iradesiz yöneticiler, itibarsız zihniyetler ne yazık ki beşeriyetin susadığı barış, refah ve huzur ufkunu da kapatmaktadır.

Ramazan ayında sabır ve sükûnet içinde orucumuzu tutup ibadetimizi yaparken, manevi muhasebeyi, insanlığın hal ve gidişatını mutlaka gözden ve gönülden geçirmeliyiz.
Bilinmelidir ki, hayallerimizin sınırı yoktur. Ülkülerimizin eşi ve emsali yoktur. Duymayan kulaklara, görmeyen gözlere, mühürlenmiş kalplere tekraren hatırlatırım ki: Biz Türk milletiyiz, biz Türkiye’yiz, biz bin yıllık kardeşliğin bakiyesiyiz, binlerce yıllık Türk tarihinin vicdanıyız.

Ramazan ayımızın nice manevi güzelliklere vesile olmasını, mükâfatını yalnızca Allah’tan beklediğimiz oruç ibadetimizin kabulünü içtenlikle niyaz ediyorum. Aziz milletimizin, Türk-İslam dünyasının ve siz değerli arkadaşlarımın Ramazan-ı Şerif-i şimdiden mübarek olsun diyorum.

Bu kutlu ayın milli diriliş ve manevi toparlanmanın yanında müstahkem bir uyanışın habercisi olmasını temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.''

İLGİLİ HABERLER