Medya
  • 7.9.2002 11:26

CENGİZ ÇANDAR AĞIR YAZDI : KİM BU ERTUĞRUL ÖZKÖK ?

KAYNAK : Haber Vitrini ANKARA/Hürriyet Gazetesi'nden Ertuğrul Özkök dün,'İlk Defa Bir Örtülü Ödenek Belgesi Gördüm' başlıklı yazı yazmıştı.Gizli kalması gereken örtülü ödenek belgelerinin Ertuğrul Özkök'e gösterilmesine Cengiz Çandar büyük tepki gösterdi,Çandar Yeni Şafak'taki yazısında ağır eleştirilerde bulunarak, " Kim bu Ertuğrul Özkök ?" diye sordu. İŞTE CENGİZ ÇANDAR'IN YAZISI; Örtülü ödenek ya da 'devletin tahribi'... Seçimleri hangi partinin kazanacağını bilemem ve şu dönemde kimse de bilemez ama 'bildiğim' bir şey var: Seçimlerden kim galip çıkarsa çıksın, ilk yapması gereken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni 'yeniden' ve 'devlet' olarak inşa etmeye zorunludur. Çünkü, 'devlet', son dönemde 'hükümet'in en tepesinde yer almış kişi, kişiler ve medyadaki 'ortakları' tarafından tahrip edilmiştir. Bunun ne ve nasıl olduğunu anlamak için Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet gazetesinde 'İlk Defa Bir Örtülü Ödenek Belgesi Gördüm' başlıklı yazısını okumak yeterlidir. Başbakan Bülent Ecevit ve çevresinin, eski 'sağ kolu' Hüsamettin Özkan ve onun 'sağ kolu', eski Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Şağar hakkında bir 'örtülü ödenek soruşturması' başlatmak istemesi, bir 'örtülü ödenek skandalı'na dönüştü. Türk Devleti'nin en büyük 'sır'larının başında gelen 'örtülü ödenek' öyle ki, Maliye Bakanı'na gösterildikten sonra, ödemelere ilişkin belgeler imha ediliyor. Oysa, Başbakan Yardımcısı sıfatını taşıdığı dönemde, Hüsamettin Özkan, 42 aylık süre içinde bütün belgelerin fotokopisini -ne olur, ne olmaz diye- çıkartmış. Yani, suç işlemiş. Şimdi, 'şerefini kurtarmak' gerekçesiyle, suç işlemesi bir yana bırakılarak, bir medya çevresi tarafından savunulmak isteniyor. Hakkında derhal soruşturma başlatılması gerektiği bir anda, YTP Genel Başkan Yardımcılığı'na getiriliyor. 'Devletin tahribi' tam bu noktada başlıyor ve Ertuğrul Özkök'ün yazısı, hem bir 'ikrar', 'itiraf' ve hem de kendi başına bir 'skandal'. İzleyelim mi? "... Başbakansınız ve bu parayı nereye harcadığınızı veya kime verdiğinizi açıklarsanız, bir devlet sırrını ortaya dökmüş olacaksınız. Açıklamazsanız, bu defa o cümlenin yarattığı ağır töhmet altında kalacaksınız... Çünkü söz konusu olan şey örtülü ödenek ve bununla ilgili belgeler, o ay sonunda imha edilmiş. Şimdi bu töhmeti üzerinizden nasıl atacaksınız? Ortada bir belge olmadığına göre, isteyen istediğini söyleyebilir. Eski Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Şağar, işte böyle bir durumla karşı karşıyalar. Ama içleri rahat. Çünkü devletin bir kuralını çiğnemişler ve bu belgeleri saklamışlar. Yaptıkları kanunen suç, ama en azından kendilerini aklayacak belgeleri var. Bazıları çıkıp, 'Kendilerini feda etmek pahasına o belgeleri imha etmeliydiler' diyebilirler. Ama bir an için kendinizi o insanın yerine koyun. Şerefiniz mi, yoksa devletin sırrı mı?" Yani: 1. Ertuğrul Özkök, bunun 'kanunen suç' olduğunu teslim ediyor. 2. 'Şeref' gerekçesiyle, bu 'suçun işlenebileceğini' savunuyor. Şimdi biz soralım: 1. Başbakan Yardımcısı ve Başbakanlık Müsteşarı'nın 'şeref' gerekçesiyle, 'suç işleme özgürlükleri' ve Türk devlet geleneklerini ihlal edip, devletin 'sır' belgelerinin fotokopisini çıkartıp saklama hakları var mıdır? Mutlak monarşilerde bile o makamlar geçicidir; Cumhuriyet Devleti'nde böyle bir şey olabilir mi? Devletin en temel kuralları, en tepesindekiler tarafından 'keyfi' biçimde çiğnenirse, o devletin devletliği kalır mı? Bunu yapan insanlar, 'imha edilmesi kuralına tabi devlet sırrı belgeleri'yle birlikte, hükümetten çekilip bir siyasi parti kurar ve biri o siyasi partinin Genel Başkan Yardımcısı, diğeri Genel Sekreter Yardımcısı olur ve iktidar talep ederlerse, bunlara iktidar verilmeli mi? YTP üst yönetimi, bu 'örtülü ödenek skandalı'ndan itibaren 'devlete karşı suç işlemiş' kişilerin yönetiminde bir parti konumuna girmiş olmaz mı? 2. 'Şeref' konusunda bu kadar 'duyarlı' olduğu anlaşılan Ertuğrul Özkök, niçin bir başka 'suç' olan ve bir 'yalan' ve 'hayasız bir iftira' olduğu açığa çıkan 'andıç' adlı belgeyi gazetesinin manşetinde yayınlarken, o iftiraya hedef olan 'insanlar'ın yerine kendisini koymadı? O insanların 'şerefi'ni düşünmedi ve 'suç'a iştirak etti? Aslında, 'örtülü ödenek skandalı'nda da 'suça iştirak etmiş olduğu' için olsa gerek. Söz konusu yazısından şu bölümü izleyelim: "Dün gazetecilik hayatımın özel günlerinden biriydi. Hayatımda ilk defa 'örtülü ödenek' belgeleri gördüm... Dün gördüklerimde, örtülü ödenek denilen esrarengiz paranın, kalem kalem kimlere verildiği gösteriliyordu... Gördüğüm belgeleri açıklamamız mümkün değil. Çünkü Türk devletinin bazı harcamaları görülüyor... Gördüğüm belgelerde paranın neredeyse tamamına yakını, Genelkurmay, MİT, Dışişleri gibi hassas kurumların bazı hesaplarına transfer edilmiş. Arada birkaç şahıs ismi de var. Mesela, devletin maaş bağladığı bazı kişiler. O isimleri görünce içinizden 'iyi yapmışlar' demek geçiyor..." Kim bu Ertuğrul Özkök? Bir gazetenin genel yayın yönetmeni. Türk devletinin gizli harcamalarıyla ilgili bilgileri görüyor. Kime ne maaş bağlanmış öğreniyor ve üstelik takdir ediyor. Ama 'belgeleri' açıklamayacak kadar da 'devlet sırrı'na sadakat gösterir edada. Tam bir kendini bilmezlik ve kendi ifadesiyle 'yaptıkları kanunen suç' dediğine iştirak hali. Peki, bir gazete genel yayın yönetmeninin asla edinmesi mümkün olmayan bu 'sır belgeler' Ertuğrul Özkök'ün eline nasıl geçiyor; bilgisine nasıl sunuluyor? Kaynak, ya Hüsamettin Özkan veya Ahmet Şağar. Bunun başka yolu var mı? Hüsamettin Özkan, Başbakan'a 'Hesapları açıklamama izin verin' diye mektup yazmış; Ecevit'ten 'Örtülü ödenek kullanımlarının açıklanması uygun değildir' yanıtını alması üzerine, Milliyet'in haberine göre 'şoka girmiş' ve 'intihar noktası'na gelmiş. Herhalde 'şok'un etkisiyle, 'belgeler'i Ertuğrul Özkök'e iletmiş olmalı. 'İntihar noktası'na geldiği gün, YTP Genel Başkan Yardımcılığı'na getirilmesini kabul etmesi de 'şok'un etkisinden olabilir. Asıl 'şok'a girmesi gereken ise 'devlet'in kendisi ve bu kadar aleniyete çıkan bir duruma ilişkin derhal 'soruşturma' başlatması gerekiyor. Harcamaların usülüne uygun yapılıp yapılmadığı konusunda değil; imha edilmesi gereken 'devlet sırrı belgeleri'nin çoğaltılarak saklanması ve gazete genel yayın yönetmenleriyle paylaşılması konusunda. 'Şok'a girmeden 'uyanık' kalması gereken ise seçmenler. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, en başta vatandaşlarına aittir. Dolayısıyla, kimlere, ne gibi kişilere 'devlet sorumluluğu' verilirse 'devletin tahrip edileceği', bu 'örtülü ödenek skandalı' ile onların gözlerinin önüne serilmiştir.

İLGİLİ HABERLER