Ekonomi
  • 5.5.2004 15:20

ERDOĞAN: IMF İLE FAİZ DIŞI FAZLAYI NASIL AŞAĞIYA ÇEKECEĞİMİZİ KONUŞACAĞIZ

Başbakan Erdoğan, 4. Türkiye İktisat Kongresi'nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, önemli atılımların gerçekleştiği başarılı dönemlerin yanında, çeşitli etkenlere bağlı olarak başarısızlıkların ve istikrarsızlıkların yaşandığı dönemler olduğunu belirtti. Erdoğan, şöyle dedi: ''Bugün geldiğimiz noktadan geriye baktığımızda, Cumhuriyet dönemi boyunca Türkiye'nin artısı ve eksisiyle küçümsenemeyecek boyutta bir gelişme içinde olduğunu söylememiz gerekir. Ben sağlıklı rakamlarla konuşurum. 1923 Türkiye'sinde 570 milyon dolar civarındaki Gayri Safi Milli Hasıla, 2003 yılında 238 milyar dolara ulaşmıştır. Nüfusumuz bu dönemde, 13 milyondan 70 milyona, fert başına gelir de 43 dolardan 3 bin 383 dolara erişmiştir. 1923 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içinde tarımın payı yüzde 39, sanayinin payı yüzde 13 ve hizmetler sektörünün payı yüzde 48'dir. Bu paylar geçtiğimiz yıl, tarım için yüzde 12, sanayi için yüzde 25 ve hizmetler için yüzde 63 olarak gerçekleşmiştir. Bu gelişme, önemli bir yapısal dönüşüme işaret etmektedir. Bu yöndeki bir diğer gösterge de istihdamın sektörel dağılımıdır. 1923 yılında toplam istihdamın yüzde 90'ı tarım sektöründe çalışırken, bugün bu oran yüzde 34'e gerilemiştir. Yine bu dönemde, sanayi istihdamının toplamdaki payı yüzde 3'lerden yüzde 18'e, hizmetlerin payı ise yüzde 6'lardan yüzde 48'e ulaşmıştır.'' ''MİLLİ GELİR, TATMİN EDİCİ OLMAKTAN UZAK'' Erdoğan, şöyle devam etti: ''Ancak, başarı düzeyimizi belirlerken sadece kendi geçmişimize bakarsak eksik değerlendirme yapmış oluruz. Biz, gelişirken dünya da olduğu yerde durmamıştır. Açık yüreklilikle itiraf etmek gerekir ki, bugün ulaştığımız nokta bu bakımdan yeterli değildir. Bugün milli gelir büyüklüğü bakımından dünya ülkeleri arasında 22. sıraya yükselmiş olan Türkiye'de, kişi başına milli gelir, üzülerek söylüyorum ki tatmin edici olmaktan uzaktır.'' Başbakan Erdoğan, 1960'ların başında kişi başına milli gelir bakımından ''nispi olarak yakın olduğumuz'' Meksika ve İspanya, ''hatta ilerisinde'' olduğumuz Güney Kore gibi ülkelerin, 40 yıllık bir zaman diliminde arayı ciddi şekilde açtığını anlattı. Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: ''Yüksek gelişme performansı gösteren bu ülkelerden Güney Kore kişi başına milli gelirini 60 kattan fazla, İspanya 45 kattan fazla, Meksika ise 17 kat arttırmıştır. Bizdeki artış ise 8.5 kat ile sınırlı kalmıştır. Önümüzdeki dönemde bu tablonun Türkiye lehine değişmesi için, son 30 yıllık dönemdeki makroekonomik sorunların aşılması, istikrarlı ve dengeli bir ekonomik yapının tesis edilmesi şarttır. Ekonominin iç ve dış şoklara karşı dayanıklılığını arttırmamız, ekonomimizi malul hale getiren verimsizlik ve rekabet gücü yetersizliği gibi temel sorunları kalıcı bir şekilde aşmamız gerekiyor. Yakın geçmişte yaşanan ve halkımızın yoksulla masına yol açan krizlerin gerisinde bu sorunların bulunduğu ortadadır. Kasım 2002 seçimleri sonrasında milletimizin büyük teveccühüyle göreve gelen hükümetimiz, hiç vakit kaybetmeden, kararlı bir biçimde sorunların çözümüne odaklanmıştır. Bu noktada öncelikli meselemiz, ekonomide istikrarın ve güvenin sağlanması amacıyla makro dengeleri tesis etmek ve buna paralel olarak enflasyonla mücadele olmuştur.'' PROGRAM TİTİZLİKLE UYGULANIYOR Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin acil ekonomik sorunlarını çözmeyi ve ülkemizi geleceğe hazırlamayı esas alan hükümet programının ''titizlikle uygulandığını'' söyledi. Özellikle ekonomik büyüme ve enflasyonla mücadeledeki performansın, ekonomik programın başarısının en somut göstergeleri olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ''2003 yılında aylık enflasyon oranlarında üst üste rekor düzeyde düşüşler kaydedilmiştir. TÜFE'de yıl sonu hedefimiz yüzde 20 olarak belirlenmişken, bu hedef dahi aşılmış ve yüzde 18.4 oranına ulaşılmıştır. Şubat 2004 itibariyle TEFE yıllık artış hızı yüzde 9,1 oranı ile 1970 yılından beri ilk kez tek haneye inmiştir ve Nisan ayında da bu eğilim korunmuştur. TÜFE'de 2004 yıl sonu hedefimiz yüzde 12 olarak belirlenmiş, daha yılın ilk üç ayında bu oran yakalanmıştır. Yıl içinde zaman zaman küçük artışlar olsa da enflasyon hedefimizi tutturmak mümkün görünmektedir. On yıllar boyunca soframıza, emeğimize, ekmeğimize musallat olan enflasyon nihayet dize getirilmiş, uyguladığımız politikalar sayesinde rekor düzeyde bir iyileşme kaydedilmiştir. Şunu açıklıkla ifade etmeliyim ki, enflasyonla mücadelede halkımızın bize duyduğu güven ve verdiği fedakarca destek en büyük dayanağımız olmuştur. Enflasyonla mücadelede alınan bu büyük mesafe, iradesini sorunların aşılması yönünde koyan bir yönetim ile toplumun bütün kesimlerinin ortak hedefler doğrultusunda birleşmesinin ödülü olmuştur. Enflasyonda 2005 yılı hedefimiz TÜFE'de tek haneli orana ulaşmaktır. Sonraki yıllarda da AB ortalamasında bir enflasyon oranı hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Bugün artık paramızdan sıfır atma noktasına gelebildiğimiz bir ekonomik özgüvene sahibiz.'' YENİ TÜRK LİRASI Başbakan Erdoğan, Ocak 2005 tarihinden sonra Türkiye'nin, ''Yeni Türk Lirası''yla tanışacağını ve ''gururla taşınacak bir paraya'' sahip olacağını belirtti. Yakın zamanlara kadar hayal edilmesi bile mümkün olmayan bu hedeflerin, bugün tek tek gerçekleşmekte olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Her geçen gün çıta yükseltilmekte, makroekonomik göstergelerde daha yüksek hedefler belirlenmektedir'' dedi. Erdoğan, şöyle devam etti: ''Biz Türkiye'nin büyük potansiyeline her zaman güvendik ve bugün rakamlar bu güvenimizde ne kadar haklı çıktığımızı yavaş yavaş ortaya koyuyor. Bu duygu birliğinin sonucu olarak, sıra dışı bir başka başarıya daha imza atılmıştır. 2003 yılında, bir yandan enflasyon oranlarında büyük bir düşüş gerçekleşirken, bir yandan da GSYİH'da yüzde 5.8 gibi önemli bir artış kaydedilmiştir. Bu başarıda da halkımızın hükümetimize ve ekonomik programımıza duyduğu güvenin büyük payı vardır. Bu güven sayesinde faiz oranları hızla gerilemiş, sıkı maliye ve para politikalarına rağmen ekonomik canlanma geçtiğimiz iki yıl üst üste kendisini yüksek büyüme oranlarıyla göstermiştir. Kararlı ekonomi politikalarımızın meyvelerini hem borç oranlarımızda, hem dış ticaret performansımızda, hem de diğer makroekonomik göstergelerde alıyor olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.'' Yılın ilk dört ayında ihracatın 19 milyar 88.9 milyon dolarla rekor seviyede bir artış gösterdiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Türkiye'nin Nisan ayındaki ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 42.8 artarak 5 milyar 315 milyon dolara yükselmiştir. Bu göstergeler Türkiye'de ekonomik canlanmanın sağlıklı bir zeminde yaşandığını ortaya koyan göstergelerdir'' dedi. ''IMF'YE BORCUMUZ 20 MİLYAR DOLAR'' Önümüzdeki dönemde temel hedeflerinin ''yakalanan istikrar ortamının korunması ve büyümenin sürdürülebilir hale getirilmesi'' olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: ''AB'ye tam üyelik hedefi doğrultusunda, ekonomimizi Maastricht kriterlerine uyumlu bir gelişme seviyesine yükseltmek için azami dikkat ve gayreti göstereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. İmalat sanayinde aktif kullanım, 3 Kasım öncesi yüzde 25'lere düşmüştü. Bugün imalat sanayinde aktif kullanım yüzde 85'e ulaştı. Bunun görmemezlikten gelemeyiz. Bu, verilen güven, istikrar, şeffaf ve saydam bir yönetim anlayışının ürünüdür. Yine 3 Kasım öncesi iç borçlanma yüzde 69 seviyelerindeydi, bugün bu yüzde 23'lere düştü. Dokuz aylık borçlanmayı uzun vadeye yayamayan, yüzde 14-17 arası borçlanan Türkiye Cumhuriyeti, bugün dünya piyasalarından yüzde 7- 8'le borç alacak güce ulaştı. Reel faiz 3 Kasım öncesi yüzde 34'tü. Bugün yüzde 10-12 arasında bunu görmek lazım. Ben devletin gerçek rakamlarıyla konuşuyorum. 'Efendim bu iş borçlanma ile çözülmez' diyorlar. Ben borç stokunu artırmıyorum. Kamu net borç stokunu yüzde 91'den yüzde 71'e çektik. Bir şeye daha üzülüyorum. IMF'ye borcumuz 25 milyar dolar deniliyor. IMF Başkan Vekili Anne Krueger burada. IMF'ye borcumuz 20 milyar dolardır. IMF ile faiz dışı yüzde 6.5 fazlayı konuşacağız. Bunu nasıl aşağı düşürürüzü tartışacağız. 'IMF ile çalışmayız' bu gerçekçi bir söylem değil. Bunları söyleyenlerin de bunları aynen uygulayacağına inanıyorum. Dünya gerçekleri dışında yaşayamazsınız. 20 milyar borcum yok mu diyeceksin?'' ABD'nın 10 yıllık borçlanma faizini yüzde 3.5'dan yüzde 4.5'a çıkardığını, tüm ülkelerinde bundan etkilendiğini ve faiz artışları olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, ''Borçla ilgili riskler yükselirse, faizlerde artar. Bir şeyin daha altını çizeyim. Biz hükümet olmadan önce 670 bin gencimize, 40-45 milyon lira burs sağlanıyordu. Abdullah Bey'in Başbakanlığı döneminde bu rakam 60 milyon liraya yükseltildi. Şimdi ise 790 bin gencimize 90 milyon lira burs veriyoruz. İlköğretim okullarındaki evlatlarımızın hepsine bedava kitap dağıttık. İlk kez Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi, Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin üstüne çıktı'' diye konuştu.

İLGİLİ HABERLER