Gündem
  • 30.5.2006 08:20

KENAN EVREN'DEN 'MÜDAHALE' KRİTERLERİ

7. Cumhurbaşkanı Evren'e göre, 'müdahale' ancak şu koşulda mümkün: İran benzeri rejim tehlikesinin doğması ve anayasanın 'değiştirilemez' denilen maddelerinin değiştirilmeye çalışılması.

Marmaris Armutalan'da, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in Ege manzaralı konutundayız. Evren ile, Danıştay'a kanlı saldırıdan, başörtüsü konusuna dek güncel tartışmaları konuşuyoruz. Söze, "Kuran'da, 'Saçını göstermeyeceksin' diye bir ayet yok" şeklinde başlayan Evren, "Canım çok istiyorsan geleneksel tarzda eşarp ile ört!.." diyor ve soruyor: "Biraz saçın görünse ne olur, rica ederim!.. Gözlerin, dudakların meydanda... İnsanda şehvet hissini gıcıklayan bunlar, saç değil. Biraz saçın görünse, sana aşık mı olacağım?"

Danıştay'a yönelik kanlı saldırıya ilişkin sizin bakış açınız nedir?
Bunu Kubilay'ın şehit edilişine benzettim. Danıştay olayı, onun küçük bir örneği!..

'Derin devlet' diyenler oldu!
Bunu gerici bir eylem olarak kabul ediyorum. 'Derin devlet' diyenler, örtbas etmek; "İrticai bir olay değil!" demek istiyorlar.

Halkın, Kocatepe'deki tepkisini 'sivil darbe' olarak niteleyenler oldu!..
Yok, darbe değil; reaksiyondur bu. Halkın reaksiyonu...

Başbakan Erdoğan, "Seçim yok" diyor ama sizce hükümet seçime gitmeli mi dir?
Gitmelidir. Ancak gitmez ve gitmeyecek. Çünkü seçim yapılırsa, bu kadar milletvekili çıkaramayacak. Avantajını yitirmek ister mi? Halbuki seçim, bu gerginliği biraz azaltır.

Genelkurmay Başkanı, "Halkın reaksiyonu bir olaya reaksiyon olarak kalmamalı" cümlesiyle, ne demek istedi?
Şöyle değerlendiriyorum: Bu gibi olaylarda, halkın bir kısmı, ordudan müdahale bekler. Burada Genelkurmay Başkanı diyor ki, "Tepki gösterdiniz ancak burada kalmasın... Böylece hükümet ikaz edilmiş olur." Ben de söylüyorum: "Askerden artık medet ummayın." Asker üç defa müdahale etti, sonuçta aynı noktadayız. Öyleyse, askerden ziyade halk reaksiyon gösterirse, mevcut iktidarlar, kendilerine doğru bir yol seçebilir.

Darbeler dönemi bitmiş midir?
Öyle. Ancak, Türkiye, İran benzeri bir rejime doğru giderse ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünü bozacak bir durumla karşı karşıya kalınırsa müdahale edilir.

Başka?
Dini rejimin getirilmesi, laiklik başta olmak üzere, anayasanın 'değiştirilemez' denilen 4 maddesinin değiştirilmesi suretiyle bunun yapılması durumunda da askeri müdahale gelir. Ama bunu yapamazlar, yapmazlar.

Bunu, Çankaya'ya bir AKP'linin çıkması durumu için mi söylüyorsunuz?
Cumhurbaşkanı olabilir. Olduktan sonra, anayasanın dört maddesini değiştirmeye kalkarlarsa ve anayasayı değiştirecek kadar çoğunluğa sahiplerse, 'değiştirilemez' deniliyor ama değiştirilebilir!.. Yeni bir anayasa yapar!.. Gerçi şu anda o kudreti yok. Şu an için yok!

"Artık darbe olmaz" diyerek içimize su serpiyorsunuz. Ordunun üst düzey komutanları da bu doğrultuda mesajlar veriyor. Peki ya ordunun tabanı, onlar ne der?
Bilemem. O, çok tehlikelidir. 60 müdahalesi öyle oldu. Taban durmadı. Biz de, 80'de o müdahaleyi yapmasaydık, alttan geliyor, genç subaylar durmuyordu. Şu anda Türkiye'de böyle bir durum olduğunu sanmıyorum ancak Genelkurmay Başkanı ve ordunun üst kademelerinin bu konuda çok dikkatli olması lazım. Bu da gelen reaksiyondan, mektuplardan anlaşılır.

Sizin kuşağı konuşalım... Ecevit'in hastalığı!
Çok üzüldüm. Kendisini çok severim. Ben, onun zamanında Genelkurmay Başkanı oldum. Çok kibar bir yaradılışa sahip... Zaman zaman beni Başbakanlığa çağırırdı. Görüşme bittikten sonra müsaade isterdim... O da benimle kapıya kadar gelirdi. "Yapmayın efendim!" derdim, dinlemezdi. 12 Eylül sürecinde, onu mahkemeye verdiğimiz zaman, arkadaşlara da söyledim: "Yahu çok üzüldüm" dedim.

Erbakan yasası!..
Erbakan için özel bir kanun çıkarılması doğru değil. Fakat bir taraftan da düşünüyorsunuz, 80 yaşında. Hapishaneye girmesini de gönül istemiyor. Açık söyleyeyim: Ben Erbakan'ı sevmem. Ama sevmiyorum diye hapse girmesini de istemem.

Danıştay cinayetinin ardından, "Erdoğan cumhurbaşkanlığını unutmalı" diyenler oldu! Ya siz?
Şu gergin dönemde, Meclis'ten birisinin cumhurbaşkanı olması gerginliği azaltmaz! Dışarıdan tarafsız birinin tespit edilip cumhurbaşkanlığı için aday gösterilmesi daha isabetlidir.

"Partisinin küçülmesini istemiyorsa, Köşk'e çıkmamalı" demiştiniz. Peki ya toplumsal mutabakat açısından değerlendirirsek, Köşk'e çıkması doğru olur mu?
Olmaz. Yüzde 35 ile oraya çıkılmaz. Bunu çözmenin yolu da, cumhurbaşkanını halkın seçmesidir.

Abdüllatif Şener adına ne diyorsunuz?
O da taraftır ama biraz daha yumuşağıdır.

Köşk'e çıkacak kişinin eşi başörtülü olabilir mi?
Yakışmaz. Çıkamaz değil, çünkü böyle bir kanun yok. Yakışmaz. Ama olursa da, "Kanunlarımıza aykırıdır" diyemeyiz.

Şeytanın avukatlığını yapayım: Olursa, sizce reaksiyon ne boyutta olur?
Canım, cumhurbaşkanının karısının başı örtülü diye müdahale olmaz!.. Ancak ülkemizde başörtüsü kullanmayanlar çoğunluktadır. Başörtülüler azınlıkta kalıyor. Bazen aklıma gelir: Böyle biri çıksa, cumhurbaşkanlığına çıkar çıkmaz da başını açsa!.. Herkes alkışlar!.. "Aferin" der.

Giysi seçiminde 'cüretkâr' hanımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
İyi ki sordun!.. Onları da tasvip etmiyorum. İşte kutuplaşma böyle başlıyor!..

Nasıl yani?
Nasıl türban takan beni üzüyorsa, açık saçık giyinen ve gittikçe açılarak gösterilmemesi gereken yerlerini gösteren bayanlarımıza da kızıyorum. Doğrusu aklım da almıyor!.. Göbeğini gösterecek, arkadan beli ve affedersiniz neredeyse poposunu gösterecek!.. Kimisinin göğsünün de neredeyse yarısı görünüyor!.. Bunu niçin yapıyorlar?.. "Bunları kaldırmak lazım" diyorum. Çünkü işte o başörtülüler de, bu tip giyinen kadınları gösterip, "Biz de öyle mi olalım!" diyorlar.


/İrem Barutçu - Sabah

İLGİLİ HABERLER