Medya
  • 15.2.2020 23:55

Nur-u Muhammedi - 15.. Hacer Hatun'un gözyaşı ve Zemzem suyunun doğuşu

NUR-U MUHAMMEDİ (15)
HACER HATUN'UN GÖZYAŞI VE ZEMZEM’İN DOĞUŞU


Hazret-i Hacer İbrahim Aleyhisselam’dan hamile kaldı.
İbrahim Aleyhisselam 106 yaşında iken; Hacer Radıyallahü anha, İsmail Aleyhisselam’ı doğurmak suretiyle Hazret-i İbrahim’i muradına nail eyledi:
Bir rivayette de şöyle anlatıldı;
İbrahim Aleyhisselam; Sare ve Hacer Radıyallahü anha ile beraber Şam karyelerinden KEVTA denilen bir yere geldiler ve orada sakin oldular.
Şu anda oranın adına, Medine-i Halilürrahman (Halil-i Rahman şehri) denir.
Burasını sevip yerleştiler.
Alemlerin Rabbı Allah’a çocuk ricası ile “Bana Salihlerden bir oğul ihsan eyle...” dua etti. Hak teala onun bu duasını kabul buyurdu.
- Biz onu halim bir çocuk ile müjdeledik.. Sâffât Suresi 101. Ayet-i kerimesiyle ifade buyrulduğu üzere kendisinin mesrur eyledi.
Sare Hatun bu çocuğu kendisinden bekliyordu ama Sübhan olan Yüce Hak, Hacer Hatun’dan İsmail Aleyhisselam’ı ihsan eyledi.
Sare (Radıyallahü anha) meramına nail olamadığı ve Hacer’den erkek çocuk doğunca onu kıskandı ve İbrahim Aleyhisselam’a şöyle dedi;
-  Bu cariyen Hacer ile oğlunu alıp mutlaka ıssız bir yere götürüp bırakacaksın.
İbrahim Aleyhisselam kendisine çokça dil döküp nasihatler etti ise de Sare Hatun’un öfkesini teskin etmeyi başaramadı.
Ne yapacağını bilemeyen İbrahim Aleyhisselam Allahü teala’ya yalvarıp dua ettiği sırada kendisine şu vahiy ulaştı;
- Ya İbrahim Sare’nin sözünü müsait karşıla.. Hacer ile oğlu İsmail’i bir miktar ekmek, yiyecek ve su ile devenin ardına alıp çöle revan ol.
Deven nerede çökerse onları o mahale bırak. Onları bana ısmarlayıp sen geri dön.

Bu ilahi ferman üzere İbrahim Aleyhisselam buyrulan emri yaptı.
Kadir Kayyum olan Yüce Hak yerleri dürdü.
Onlar az bir zaman içerisinde Mekke’ye geldi.
O zaman da Mekke ıssız bir yerdi. Su olmadığı için insan da yoktu. Çok hararetli bir vadi idi.
İbrahim Aleyhisselam’ın devesi tam da burada çöktü.
Nihayet Hâcer'le İsmail'i Mescid'in (bugün bulunduğu) yerin ve Mescid'in yüksek bir yerindeki Zemzem kuyusunun yukarısında büyük bir ağacın yanına bıraktı.
O târihte Mekke'de hiçbir kimse yoktu. Hatta içecek su da yoktu.
İşte İbrâhîm Aleyhisselam Allahü teala’nın emri üzerine ana ve oğlunu buraya bıraktı. Yanlarına içi hurma dolu meşin bir dağarcık, içi su dolu bir kırba bıraktı.
Sonra Hazret-i İbrâhîm kendi (Şam'a) gitmek üzere döndü.
Hazret-i İsmail'in anası Hâcer Hatun’da kendilerini bırakıp sırtını dönen kocasını arkasından onu takip etti de: “Yâ İbrâhîm! Bizi bu vadide bırakıp da nereye gidiyorsun? Öyle bir vadi ki, ne görüp görüşecek bir ins var, ne de başka bir hayât eseri şey var, dedi.
Hâcer bu sözlerini tekrar tekrar söyledi ise de İbrâhîm Aleyhisselam ona dönüp bakmadı. Nihayet Hâcer Hatun ona, “Bizi burada bırakmayı sana Allah mı emretti? diye sordu.
İbrâhîmAleyhisselam :
-Evet, Allah emretti!
diye cevâb verdi.
Hacer Radıyallahü anha şöyle dedi;
- Madem ki bu iş Allahü Teâlâ’nın emri iledir. Biz de Yüce Hakk’ın emrine, hüküm ve fermanına muti ve mükadız (Ağır yükü kabul ederiz) Siz varın yolunuza buyurun.
İbrahim Aleyhisselam dönüp gitti.. Tâ Mekke'nin üstündeki Seniyye
mevkiinde görülmeyecek bir yerde bulununca, yüzünü Ka'be tarafına döndürdü.
Sonra ellerini kaldırarak şu kelimelerle duâ etti:
-Ey Rabbimiz! Ben, evlâdımdan bir kısmını senin mukaddes olan evinin (Kâbe'nin) yanında, ekin bitmez bir vadide yerleştirdim.
Ey Rabbimiz! Namazı gereği üzere kılsınlar diye...
Artık insanlardan bir kısmının kalplerini onlara meylettir (arzulayarak yanlarına varıp Kâbe'yi ziyaret etsinler). Şükretmeleri için de o belde halkını bazı meyvelerle rızıklandır. (İbrahim Suresi 37’nci Ayet mealen)

Hacer Radıyallahü Anha İbrahim Aleyhisselam’ın bıraktığı azıkları yedi ve suyu dökündü..
Havanın sıcaklığından kendisine bir hararet bastı. İsmail Aleyhisselam’da aynı hararetten ağlamaya başladı ve feryad etti.
Hacer Radıyallahü anha Oğlu İsmail Aleyhisselam’ı emziriyor ve o sudan içiyordu.
Nihayet kırbadaki su bitince hem Hâcer, hem de çocuğu susadı.
Hâcer çocuğun susuzluktan toprak üstünde sızlanarak yuvarlandığına bakmağa başladı.
Fakat çocuğun bu elim hâline bakmaktan fenâlaşarak onun yanından kalkıp biraz öteye gitti.

Ve o mıntıkada Ka’be ‘ye en yakın dağ olarak Safa tepesini buldu ve bunun üstüne çıktı. Sonra vadiye karşı durup bir kimse görebilir miyim diye bakmağa başladı. Fakat hiçbir kimse
göremiyordu.
Bu defa Safa tepesinden indi. Vadiye varınca (ayağına dokunmamak için)
entarisinin eteğini topladı. Sonra müşkil bir işle karşılaşan bir insan azmiyle koştu,
vâdîyi geçti. Sonra Merve mevkiine geldi. Orada da biraz durdu ve bir kimse görebilir
miyim diye baktı. Fakat hiçbir kimse göremedi.
Hâcer bu suretle (Safa ile Merve arasında) yedi defa gitti, geldi.
İbn Abbâs (Radıyallahü anh) dedi ki: Peygamber’imiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): "Bunun için insanlar Safa ile Merve arasında sa'y ederler" buyurdu.
Her gidip gelişinde Yüce Hakk’a su diye niyaz etti.

Son defa Merve üzerine çıktığında bir ses işitti ve kendisi nefsine hitâb ederek: Sus, iyice
dinle!
dedi.
Sonra dikkatle dinledi. Bu sesi evvelki gibi bir daha işitti. Bunun üzerine
Hâcer Hatun :
- Ey ses sahibi, sesini duyurdun! Eğer sen bize yardım etmek kudretine mâlik isen bize
yardım et!
dedi.
O sırada Oğlu İsmail Aleyhisselam’ın da sesi kesilmişti.
Hazreti Hacer’in için korku kapladı. “Oğlum susuzluktan öldü” deyip ağlaya ağlaya Merve’den inip oğluna doğru koşturdu.
Ve böyle der demez hemen Zemzem kuyusunun yerinde bir melek gördü.
O melek ayağının topuğu ile yâhud kanadıyle yeri kazıyordu.
Nihayet su göründü. Yakına gelince gördü ki; oğlu İsmail yattığı yerde Mübarek ayaklarını yere vurdukça yerden su sıçrıyor.
Bu hali görünce bildi ki; Hacetleri bitiren, duaları kabul eden Yüce Allah, kudretiyle İsmail’in ayağının altından lütuf ve keremi ile su ihsan eylemiş.

Hacer Radıyallahü anha ben varıncaya kadar gider sanıp suya şöyle seslendi;
-Zemzem.. Yani yerinde dur akma dedi.
Allahü teala’nın emri ile o su akmadı ve göllenip durdu.
Bu mana icabıdır ki o suyun adına, “Bi’r-i zemzem) Zemzem kuyusu denildi.
Hâcer (su başka tarafa akmasın diye) suyu eliyle çevirdi, havuz gibi yaptı. Hâcer hem eliyle öyle yapıyordu, bir taraftan da kırbasını doldurmaya devam ediyordu. Su ise avuç avuç
alındıktan sonra yerinde kaynıyordu.
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu konuda şöyle buyurdu;
"Allah İsmail'in anası Hâcer'e rahmet etsin! Şayet o, suyu acele havuzlamış olmayaydı, elbette Zemzem akar, bir ırmak olurdu"
Yukarıda anlatılan mana icabıdır ki bu ümmete Hac ettiklerinde 7 kere Safa ve Merve arası say (Koşmaya) etmeyi Sübhan olan Yüce Hak tayin eyledi.
Suyu çıkartan melek Melek, Hâcer'e:
— Zayi' ve helak oluruz diye sakın korkmayın! İşte şurası Allah'ın evidir. O evi şu
çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki, Allah o işin ehlini zayi' etmez!
dedi.
Ardından da , “Ya Hacer, aç olduğun zaman bu sudan (Zemzemden) taam niyetine iç. Allahü teala senin açlığını giderir.
Hararet geldiği zaman su niyetini iç, hararetini giderir.
Bu su ne niyetine içilirse , Sübhan olan Yüca Hak, fazlı ve keremi ile o niyet ettiğini ihsan eder.


DEVAM EDECEK

DERLEYEN METİN ÖZER / HABERVİTRİNİ
 

İLGİLİ HABERLER