Medya
  • 4.4.2020 23:12

Nur-u Muhammedi- 22!.. Resûlullah'ın güreşçi dedesi Kaydar'ın doğuşu

RESÛLULLAH’IN GÜREŞÇİ DEDESİ : KAYDAR
NUR-U MUHAMMEDİ ( 22)


Kaydar doğdu..
İsmail Aleyhisselam’ın Hale Radıyallahü anha’dan Kaydar isimli bir oğlu dünyaya geldi.
Kaydar gayet güzeldi ve Yiğitti..
Binicilikte ve ok atma ilminde mahirdi. Güreş tutma işinde ise gayet güçlü ve kuvvetliydi. Karşısına çıkan kimse onu yere bile düşüremez, o herkesi yenerdi.
İsmail Aleyhisselam; oğlu Kaydar’ın Mübarek alnında nuru görünce, kendisine emanet olan Adem Aleyhisselam’dan gelen kutuyu ona teslim etti.
O şanlı nuru sonraki sahibine teslim edene kadar yapacaklarını vasiyet etti.
Oğlu İsmail’e pak bir hanımla evlenmesini söyledi.
Kaydar bu tavsiyeler üzerine; Peygamber soyunun olacağı İshak Aleyhisselam’ın soyundan yüz kadar pak ve iffetli hanımla ayrı ayrı zamanlarda nikâhlandı.
Babası, “Pak hatunla evlen” deyince” Peygamber soyu en paktır” deyip, amcasının kavminden eş seçti.
Böyle düşünmekle yanıldı.
O hanımlarıyla iki yüz sene yaşadı ama hiç çocuğu olmadı. Çocuk olmayınca da hep amcasının kavimden yeni bir hatunla evlendi. Böylece 100 kadar hanımı oldu.
Kaydar’ın hatası şu idi..
Peygamber Efendimiz ’in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mübarek soyu İsrailoğullarından yürüyecek olsaydı zaten oradan İshak Aleyhisselam’dan diğerlerine geçerdi.
O Mübarek soy babası İsmail Aleyhisselam’dan yürüdü. O yüzden hanım seçerken de kendi soyundan birisini seçmeliydi.
Bir gün avdan dönüyordu.  Çevresini aniden vahşi hayvanlar sardı..
Hayvanlar dile gelip şöyle dediler;
- Sana ne oldu Ya Kaydar? Ömrün az sonra bitecek.. Hani alnındaki nurun sahibi.. Henüz vakti gelmedi mi? Yoksa onu yitirecek ömrünü boşa harcamış mı olacaksın?
Nerede kaldı babana verdiğin ahd ve sana edilen vasiyet..

Bu ibretli sözlerden sonra vahşi hayvanlar yanından ayrıldı..
Bu sözler üzerine Kaydar gayet üzüldü.. Kendi kendine yemin edip.. Bu müşkülatı çözülene kadar hiçbir şekilde dünya lezzetleriyle meşgul olmamaya karar verdi.
Bundan sonra başını alıp gezmeye başladı.
Bu halde iken Allahü teala ona bir melek yolladı.
Gelen melek insan suretine girip şöyle dedi;
- Ya Kaydar; Yüce Hak seni kuvvetle güzelleştirdi. Bu kadar şehirlere sahip etti. Sana emanet bırakılan nuru, İshak’ın Pak neslinden başka iffetli ve pak kadınlara bırakmalısın.
Allah yolunda kurban kes.. O kadın sana açıklanır..

Böylece Kaydar’ı irşat etti.
Hemen harekete geçen Kaydar “Yedi yüz koçu kes” emrini yerine getirdi.
Kurbanları kestikten sonra semadan beyaz bir zincir gibi ateş indi.
Kesilen kurbanları yaktı ve şu nida duyuldu;
- Ya Kaydar, duan makbul oldu. muradın verildi. İçinde ahd olan kutunun altında yat. Rüyada sana gereken anlatılacak…
Kaydar bu irşad haberini aldıktan sonra sandukanın üzerinde uyudu.
Rüyasında kendisine şöyle denildi;
- Ya Kaydar, o latif nurun sahibi Şanlı Peygamber Arap kavmine mensuptur.
O’nun pak ırk ve soyu Arap kavminden gelecektir. Bunun için Arap kavminden Fahire namlı Pak bir kadını ara ve nikâhına al. Ondan muradına erersin.

Kaydar uykudan uyanınca önceden haber verilen gördüğü rüyaya çok sevindi.
Allahü Teâlâ’ya vazifesini tamamlama imkânı verdiği için hamd ve şükür etti.
Rüyası üzerine Arap kabilelerin beğlerine ayrı ayrı adamlar ve elçiler yolladı.
Dört bir yanda rüyasında ismi verilen FAHİRE isimli pak hanımı arattırdı.
Hiçbir cihetten bir haber ulaşmadı..
Her taraf araştırılmış herkese sorulmuş ama bu isimde bir hanımı kimse tanımamıştı.
Kaydar beklediği haber gelmeyince bu kez Arap kabileleri kendisi teker teker dolaşmaya karar verdi.
Bütün kabileleri dolaşıp bu hatunu sorduktan sonra; Cürhüm bin Zühel bin Amir bin Ya’rub bin Kahtan kabilesine gitti...
Aradığı haberi orada aldı.
Cürhüm Melikinin (Kavmin başı) bir kız vardı.
İffet sahibi bu kızın adı FAHİRE idi.
İşareti alan Kaydar, bu hanıma talip oldu.
Nikâhına alıp kendi diyarına getirdi.
Fahire Hatun Kaydar’dan hamile kaldı.
Bunun üzerine Kaydar babasının vasiyetle emanet bıraktığı sandukayı açmak istediğinde sandukadan şu ses geldi;
- Bu kutuyu ancak bir peygamber olan açabilir. Eğer sen açarsan bana zarar verirsin.
Bunun üzerine Kaydar, sandukayı amcası İshak’ın (Aleyhisselam) oğlu Yakup Aleyhisselam’a teslim etti.

İsmi Yakub olup İbrânicede Saffetullah, yâni “Allahü teâlânın sâf ve temiz kıldığı kul” mânâsına gelmektedir. Diğer adı İsrail olup “Allah’ın kulu” mânâsına gelmektedir.
İsrailoğulları; Hazret-i Yakub yani diğer adıyla İsrail Aleyhisselamdan geldi.
NOT: Adem Aleyhisselam’dan başlayıp peygamberlerden peygamberlere nakil olan ahd sandukası, günümüzde ahit sandığı olarak biliniyor.
Böyle bilinmesinin nedeni ise Evliya Çelebi’nin bu sandıkla ilgili bilgi vermesidir. Osmanlı padişahlarının dahi bu sandığı bulmak için her ciheti aradığı biliniyor.
Bugün; Ahit sandığında Musa Aleyhisselam’ın on emri yazdığı tabletlerin olduğuna inanan İsrail, sandığı bulmak için kazmadığı yer bırakmadı.
Mescid-Aksa’nın tabanı, bu sandığı bulmak için delik deşik edildi. Halen de kazı çalışmalarını sürdürüyorlar.

Günümüz Yahudilerin anlamadığı şey; O sandukanın Yüce Hâk tarafından yollandığı ve Siyonistlerin hiçbir zaman giremeyeceği Cennetten geldiğidir:
Cennetten gelen bir şeye, hiçbir kâfirin eli değdirilmez.
O şey; Din-i İslam’ı görmekten aciz kör gözlerden setr edilir.
Neyse.
Devam edelim..
Böylece sanduka; Muhammedi nur taşıyanlardan ayrılıp, Peygamberlerin soyuna geçti.
Fahire hanım bir erkek çocuk dünyaya getirdi.
Adını da Hamel koydular.

Hamel büyüyüp kendini bilir hale gelince, Babası Kaydar ona şöyle dedi;
- Gel seni deden İbrahim Aleyhisselam’ın yaptığı Beytüllah’a götüreyim.
Orada bulunan makamları sana göstereyim. Bundan sonra sık sık orayı ziyaret edip dileğini yapasın, muradına nail olasın.
Kaydar ve oğlu Hamel Beytüllah’ın yakınındaki SEBİR diye bilinen dağa geldiler.

Orada Ölüm Meleği Azrail Aleyhisselam insan suretinde önlerine çıktı ve şöyle dedi;
- Ey Kaydar, nereye gidiyorsun?
Kaydar da;
- Oğlum Hamel’i Kâbe’ye götürüyorum. Orada ziyaret edilecek yerleri kendisine göstereceğim.
Ölüm meleği kendisine şöyle dedi;
- Hele benim yanıma bir gel, sana gizli bir şey söyleyeceğim.
Kaydar yanına gidince; Ölüm meleği kendisini tanıttı ve oracıkta canını aldı.

Hamel babasının birden bire düşüp öldüğünü görünce şöyle dedi;
- Babamı niçin öldürdün?
Tam da ölüm meleğinin üzerine atılacağı sırada o şöyle dedi;
- Hele bir bak.. Baban gerçekten ölü müdür?
Hamel babasına baktığı anda ölüm meleği semaya çıktı. Başını kaldırdığında hiç kimseyi göremedi.
Şaşırdı ama bildi ki o ölüm meleğidir.
Ve gördü ki; Hak teâla babasının amcası İshak Aleyhisselam’ın çocuklarından adamlar yollamış.
Onlar geldiler. Babasını yıkayıp kefenlediler ve namazını kılıp defnettiler.
ADNAN (Rahmetullahi Aleyh)
Hamel geri dönüp geldi.
Buluğa erince CÜVEYDE namında bir hanım aldı.
Bu hanımdan LEYS adında bir oğlu oldu.
LES’in HEMİSA namında bir oğlu oldu.
Hemisa’nın EDED adında bir oğlu doğdu.
Eder’in ÂD namında bir oğlu oldu.
Âd’ın ADNAN isimli bir oğlu oldu.
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin Adnan’a kadar ki Mübarek neseb-i latifleri ve silsile-i şerifleri böyledir.
Artıklığında ve eksikliğinde çeşitli görüşler vardır. Bundan dolayı Adnan’dan öncesi için kesin böyledir demek doğru değildir.
Resûl-ü Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz, Pâk neseblerini Adnan’a kadar bir bir saydılar.
Daha fazlasını saymakta Mübarek Pâk dillerini tutup ileriye gitmediler.
Sevgili Peygamberimiz; “Ben, Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim, Abdü Menaf, Kuseyy, Kilâb, Mürre, Ka’b, Lüveyy, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Mudrike, İlyâs, Mudar, Nizâr, Me’ad, Adnân oğlu Muhammed’im.
Mensup olduğum topluluk, ne zaman ikiye ayrılmış ise, Allah beni muhakkak onların en hayırlı olan tarafında bulundurmuştur.
Ben, câhiliyyet ahlâksızlıklarından hiçbir şey bulaşmaksızın, ana ve babamdan meydana geldim.
Ben, Âdem’den babama ve anneme gelinceye kadar, hep nikâhlı anne babadan geldim. Ben ana ve baba îtibâriyle en hayırlınızım.” 

Başka bir hadîs-i şerîfte de; “Allahü teâlâ, İbrâhim oğullarından İsmâil’i seçti.
İsmâil oğullarından Kinâne oğullarını seçti. Kinâne oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğullarından Abdülmuttalib oğullarını seçti. Abdülmuttalib oğullarından da beni seçti.” 
buyurdu.

İbn-i Abbas; (Radıyallahü anh) İsmail Aleyhisselam’dan Kaydar dahil, Adnan’a kadar 30 tanedir dedi ama isimlerini tek tek saymadı, şöyle dedi;
- Eğer Allahü teala’nın onların bilinmesi babında bir muradı olsaydı; bunlar Resûlullah Efendimize bildirilirdi..
Resûlullah Efendimizin nesebi, babası Abdullah’tan Adnan’a kadar ittifakla sabittir.
Bunda bir ihtilaf yoktur.
Bunlar 21. Atada Adnan’a ulaşır.

DEVAM EDECEK…

DERLEYEN : METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ
 

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER